Gülistan yine sessizliğe bırakıldı

Gülistan Doku cinayetinde, aradan geçen yıllara rağmen ne acı dinmiştir ne de kamuoyunun zihnindeki sorular ortadan kalkmıştır. Çünkü ortada yalnızca kaybolan genç bir kadın değil, cevapsız bırakılmış bir hakikat vardır.

Abone Ol

Uzun bir aradan sonra dosyanın yeniden ülke gündemine düşmesi, toplumda yeniden bir umut yarattı. Özellikle dönemin valisi ve oğlu başta olmak üzere birçok kişi hakkında yürütülen işlemler ve tutuklamalar, ‘Demek ki artık bu olayın üzerine gerçekten gidilecek’ düşüncesini doğurdu. İnsanlar ilk kez, Gülistan’ın akıbetinin netleşeceğine, naaşının bulunacağına ve ailesinin yıllardır beklediği o acı ama gerekli vedanın gerçekleşeceğine inandı.

Çünkü bir insanın kaybolması kadar ağır olan başka bir şey varsa, o da geride kalanların belirsizlik içinde yaşamaya mahkûm edilmesidir. Bir mezarın olmaması, bir vedanın yapılamaması, acının sürekli açık bir yara olarak kalması demektir.

Fakat Türkiye’de ne yazık ki birçok meselede yaşandığı gibi, bu olayda da ilk günlerin yoğun ilgisi kısa sürede dağıldı. Bir sabah bütün televizyonlar, sosyal medya hesapları ve haber siteleri bu dosyayı konuşurken, başka bir sabah ülke bambaşka gündemlere uyandı.

Gülistan yine sessizliğe bırakıldı.

İşte asıl mesele de burada başlıyor.

Gelişmiş hukuk devletlerinde hak arayışı gündeme göre şekillenmez. Bir dosya popüler olduğu için takip edilmez, adalet gerektiği için takip edilir.

Kamuoyu baskısı geçici olabilir ama hukuk mekanizması süreklilik taşır. Özellikle kadın cinayetleri, kayıp vakaları ve faili meçhul şüpheleri söz konusu olduğunda toplum refleksi kolay kolay sönmez. Çünkü oralarda mesele yalnızca bir kişinin değil, bütün toplumun güven duygusudur.

Bizde ise çoğu zaman olayların kendisinden çok, gündemde kalma süresi belirleyici oluyor. İlk gün herkes konuşuyor, tepki veriyor, paylaşım yapıyor. Siyasetçiler açıklama yapıyor, ekranlarda yorumlar dönüyor, sosyal medyada etiketler açılıyor. Sonra yeni bir gündem geliyor ve önceki acılar sessizce rafa kaldırılıyor.

Bu durum yalnızca Gülistan Doku dosyasına özgü değil elbette. Türkiye toplumu ne yazık ki gündem dalgalarıyla kolay yönlendirilebilen bir hale geldi. Derinlikli takip kültürü yerine anlık tepki kültürü oluştu. Oysa adalet dediğimiz şey, bir gün öfkelenip ertesi gün unutmakla sağlanamaz.

Hele ki ortada böylesine olağanüstü bir durum varken…

Bir genç kadın ortadan kaybolmuş. Yıllardır bulunamamış. Kamuoyunun sürekli dile getirdiği ciddi iddialar var. Ailenin çığlığı hâlâ sürüyor. Toplumun önemli bir kesiminin zihninde cevap bekleyen onlarca soru duruyor. Böyle bir dosyanın peşi bırakılır mı?

Adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumsal hafızada da korunur. Eğer toplum olarak unutursak, dosyalar karanlıkta kalmaya mahkûm olur. Çünkü bazı olaylarda unutmak, yalnızca ilgiyi kaybetmek değil; aynı zamanda hakikatin üzerinin örtülmesine istemeden ortak olmaktır.

Bu nedenle Gülistan Doku dosyasının yeniden gündemden düşmesine değil, sürekli takip edilmesine ihtiyaç var. Gazetecilerin, hukukçuların, kadın örgütlerinin ve toplumun bu meselede ısrarcı olması gerekiyor. Çünkü gerçek adalet, yalnızca soruşturmanın başlaması değil; hakikatin tam anlamıyla ortaya çıkmasıdır.

Ve bir toplum, kaybolan insanlarının akıbetini öğrenmekten vazgeçtiği gün, aslında kendi vicdanının bir kısmını da kaybetmeye başlar