RojinKabaiş dosyası artık sadece bir adli vaka değil.Bu mesele, bir şehrin suskunluğu ile vicdanı arasında sıkışmış bir hakikat meselesidir.Ve bu suskunluğun ortasında konuşan tek bir ses var:Bir baba… Nizamettin Kabaiş.25 kez Van’a gelip gitmiş.İki yıldır aynı sorunun peşinde:‘Kızımın başına ne geldi?’
Van’da garip bir durum var.
Herkes bir şeyler biliyor.
Ama kimse konuşmuyor.
Bu sıradan bir sessizlik değil.Bu, güçten çekinmenin, dengeleri bozmama isteğinin, hatta korkunun sessizliği.Çünkü şehirde yaygın bir kanaat var:Bu olayın arkasında nüfuzlu ve güçlü isimler olduğu iddiası…Bu yüzden kamu kurumları suskun.
Yetkililer suskun.
Memurlar suskun.
Herkes aynı şeyi düşünüyor: ‘Bu işe girme…’
Ama asıl soru şu:Eğer ortada bir suç yoksa, bu kadar büyük bir sessizlik neden?
İddialar ağır, sorular daha da ağır:Henüz otopsi yapılmadan neden ‘intihar’ denildi?
Van Valisi Ozan Balcı, gerçekten bir babaya bu kadar kesin bir dille bunu söyledi mi?
Eğer söylediyse, bu kesinlik neye dayanıyordu?
Rektör Prof. Dr. Hamdullah Şevli neden bu dosyada anılıyor?
Otopsiye girdiği iddiası doğru mu, değil mi?
Bu kadar ciddi iddialar neden açık ve net biçimde cevaplanmıyor?Ve en kritik noktalardan biri:Rojin’in bedeninde iki farklı erkek DNA’sı bulunduğu iddiası…Telefonunun hâlâ çözülememiş olması…Bütün bunlar ortadayken,‘intihar’ ihtimali bu kadar rahat nasıl dillendirilebilir?Bu sorular cevaplanmadıkça,şüphe büyür… Sessizlik daha da ağırlaşır.
BİR BABANIN ÇÖKÜŞÜ, BİR SİSTEMİN SINAVI
Bu dosyada en ağır yükü taşıyan kişi bir baba…Nizamettin Kabaiş’in iki yıl içindeki hali,aslında bu sürecin en açık fotoğrafıdır.Bir insanın adalet ararken nasıl yavaş yavaş çöktüğünün,nasıl yorulduğunun,nasıl yalnız bırakıldığının fotoğrafı…
Kendi cümlesiyle:‘Biz fakiriz diye sahipsiz kaldık…’Bu cümle bir sitem değil.Bu cümle, bir sistem eleştirisidir.Eğer adalet, insanların gücüne, çevresine, imkânına göre işlemeye başlarsa,orada hukuk değil, ayrıcalık düzeni vardır.Bir baba 25 kez aynı kapıya gidiyorsa,ama hâlâ bir cevap alamıyorsa,orada sadece bir dosya değil,bir anlayış sorgulanır.
Tunceli’de ortaya çıkan tablo ise bu sorgulamayı daha da sertleştiriyor.Orada iddia edilenler, sıradan değil…Kamu gücünün, bazı kişiler tarafından kişisel alan gibi kullanıldığı…Bir valinin oğlunun, gençlik merkezini istediği gibi kullandığı…Hatta bu alanların, amacının dışında ve son derece vahim iddialarla anılması…
Burada durup düşünmek gerekiyor:Gençlik merkezleri ne için vardır?Gençlerin;bedensel, ruhsal, zihinsel ve sosyal gelişimini desteklemek,onlara güvenli bir alan sunmak,geleceklerini korumak için…
Eğer bu alanlar, iddialarda geçtiği gibi amacından saptırılıyorsa,bu sadece bir ihmal değildir.Bu, gençliğe ve topluma karşı işlenmiş ağır bir sorumluluktur.Ve şu soru kaçınılmazdır:Devletin imkânları gerçekten kimin için kullanılıyor?
DEĞERLERİN ARKASINA SIĞINANLAR
Bu olayda dikkat çeken bir başka konu da bazı sivil toplum kuruluşlarının tavrı.‘Şehit’, ‘gazi’, ‘vatan’ gibi kutsal değerleri isimlerinde taşıyan bazı dernekler…
RojinKabaiş için paylaşım yaptılar.Binin üzerinde beğeni, yüzlerce yorum…Ama sonra…29 Ekim resepsiyonu sonrası, bir dernek başkanının rektörleverdiği pozun ardından…O paylaşım sessizce kaldırıldı.Bu sadece bir detay değil.Bu, bir duruş meselesidir.Şimdi soralım:
O paylaşımlar gerçekten samimi miydi?
Destek verenler neden bir anda sessizleşti?
Bir fotoğraf, bir vicdanı susturmaya yeter mi?
Geçmişte de gördük…Bazı yapılar, bu kutsal isimlerin arkasına sığınıp farklı ilişkiler kurabiliyor.Elbette hepsi değil.Ama birkaç örnek bile yeter:Çünkü güven bir kez zedelendi mi, kolay onarılmaz.
SİYASETE GÖRE VİCDAN OLUR MU?
Belki de en rahatsız edici gerçek şu:İnsanlar bu olaya, gerçeğe göre değil,siyasi duruşuna göre bakıyor.
Kimi susuyor…
Kimi görmezden geliyor…
Kimi baştan hükmünü veriyor…
Oysa burada bir genç kızın hayatı söz konusu.Bu meselede taraf olunacak tek yer vardır:Adaletin ve gerçeğin yanı.Vicdanın tarafı olmaz.Olursa, o artık vicdan değildir.
BUGÜN SUSANLAR DA BİRER BABA
Bugün susanların çoğu da birer baba…Ve birçoğunun kız çocukları var.O yüzden şu soruyu sormak gerekiyor:Aynı şey kendi evlatlarının başına gelseydi, yine bu kadar sessiz kalabilirler miydi?Bu soru rahatsız eder.Ama gerçeğe yaklaştırır.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in bu tür dosyalar için özel ekip kurulacağını açıklaması…Bu, bir sürecin başladığını gösteriyor.Van bugün sessiz olabilir.Ama bu sessizlik kalıcı değil.Çünkü artık herkes şunu biliyor:
Bu dosya kapanmayacak.
Bu sorular cevapsız kalmayacak.
Bugün konuşmayanlar olabilir.Ama yarın konuşmak zorunda kalacaklar.Çünkü gerçekler gecikir…Ama kaybolmaz.Ve adalet,en derin sessizliği bile parçalar.
Sevgiyle kalın.