ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “İran’ın komşu ülkelerdeki askeri ve enerji tesislerini vurma yolundaki duyurusunu fahiş bir hata ve hatta ekonomik intihar!” diye niteleyerek, “Böyle yapması durumunda Amerikan silahlarının dağlık bölgedeki Fordow Nükleer Tesisini vuracağını” söyledi.
Bilinen gerçektir, dünya petrol ve doğalgaz ihracının atardamarı sayılan bu sevkiyat rotası İran’ın ekonomik ve askeri rolünü göstermektedir. 1980-88 İran-Irak Savaşı ve çatışmalar (öncesinde İran askeri birimlerinin devamında Yemenli Husiler ile ABD-İsrail füzelerinin neden olduğu tahribatlar) nedeniyle farklı güçler tarafından enerji-akaryakıt ürünlerinin deniz yoluyla ulaşımı engellenmişti. Bu durumun yol açtığı tecrübeler tüm ülkeler açısından birer ders niteliğindeydi.
Hürmüz Boğazı ise şimdilerde sözünü ettiğimiz savaş-kapışma alanlarından biri oldu.
Hürmüz Boğazı’nın özelliği ve önemi
Hürmüz Boğazı (Farsça: تنگه هرمز – Tange-ye Hormoz), Umman Körfezi ile Basra Körfezi’ni deniz yoluyla birbirine bağlamaktadır. Adını, Zerdüştilerin kutsal kitabı Avesta’da adı geçen iyilik tanrısı Hürmüz’den almıştır.
Boğazın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında Umman toprakları bulunur. Uzunluğu 161 km, genişliği 32-95 kilometre arasındadır. Körfez Qeşm, Hürmüz ve Hengam adalarını içerir. Basra Körfezindeki çeşitli limanlardan toplanan sıvılaştırılmış gaz ve petrol, tankerler aracılığıyla burası kullanılarak dünyaya taşındığı için de stratejik ve ekonomik öneme sahiptir.
Hürmüz Boğazı, “dar nokta” olarak kabul edilir. Sular, boğazın genişliği boyunca petrol tankerleri için yeterince derin değildir. Her biri 3 km olan denizcilik şeritlerinin genişlikleri ise çok daha dardır. Boğazdaki ticari trafik genel olarak Musandam Yarımadası’nın kuzeyindeki şeritlerden geçer. Bu alandaki derinlikler 200 metrenin biraz üzerine çıkmaktadır.
Hürmüz’ün ticari değeri ve önemi
2011 yılı verilerine göre, günlük yaklaşık 17 milyon varil petrol yani dünyada ticareti yapılan petrolün neredeyse % 20’si, yıllık toplamda altı milyar varilden fazla petrole karşılık gelen bir miktar Hürmüz Boğazı’ndan gemilerle aktarılmaktadır. Kuveyt, Irak, İran, Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar ihraç ettikleri petrolü Hürmüz üzerinden uluslararası pazarlara ulaştırmaktadır. Dünya sıvılaştırılmış gaz (LNG) ihracatının da %66’sı Hürmüz Boğazından geçmektedir.
ABD merkezli Enerji Bilgi Yönetim İdaresi (EIA) verilerine göre; Suudi Arabistan, Hürmüz’den nakledilen toplam enerji ürünlerinin %40 ve Birleşik Arap Emirleri (BAE) %18 kadarını ihraç etmektedir. İthal eden ülkelerin alım oranları ise şöyledir: Çin %30, Hindistan %18, Güney Kore %13, Japonya %9, Amerika %3.
Küresel enerji piyasalarının altüst olması ve petrol fiyatlarını yeniden jeopolitik sahnenin ön cephesine taşınmasının ana sebebi, İran ile ABD-İsrail arasındaki savaştır. Tahmini 1,3 milyar dolarlık günlük petrol ve doğalgaz ticaretinin yaklaşık %20’si Hürmüz suyolundan gidip-gelen tankerlerle taşınmaktadır. Petrol ve enerjinin atardamarı konumundaki bu rotadaki herhangi bir sıkıntı, arz-talep dengesine anında yansımakta; fiyatlar ve bilhassa Brent petrol fiyatları yükselmektedir.
Mevcut savaş ve gerilim çığırından çıkmadan önce varil başına 60-85 dolar civarında seyreden fiyatların savaşın yayılması ve boyutlanması durumunda 110 doları aştığı görülmektedir. Kötümser tahminlere bakılırsa, Hürmüz Boğazı’nın fiilen ve uzun süreli kapanması ve bölgesel enerji tesislerinin daha fazla saldırıya maruz kalması halinde, fiyatların 140 dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Günde 3 milyon varilden fazla petrol üreten İran, yaklaşık üçte ikisini ihraç etmektedir. Müşterileri daha çok Asya’dadır. Ürünün %13-14 kadarı Çin tarafından alınmaktadır. İran ihracatındaki herhangi bir aksaklık/eksiklik, hem bölgesel hem de küresel tedarik zincirlerini bozmaktadır. Daha önceki enflasyon krizinden darbe almış ve yeterince kendini toparlayamamış büyük sanayi ekonomileri de Hürmüz krizinden etkilenecektir.
Krizi ve sıkıntıyı azaltmaya yönelik alınması düşünülen uluslararası tedbirleri de sayalım:
Güvenlik nedeniyle gemilere (tankerlere) eşlik etmek ve nakliye yollarını güvence altına almak için uluslararası deniz kuvvetlerince çeşitli hazırlıklar yapılıyor. Ancak bu noktada ikircikli bir tutum da var: ABD Enerji Bakanı Chris Wright, ABD-İsrail’in İran’la yürüttüğü savaşın geleceği hakkında “Çatışma birkaç haftada bitecek, daha erken de bitebilir. Ardından arzın toparlandığını ve fiyatların aşağı yönlü baskılandığını göreceğiz!” derken, ABD Başkanı Donald Trump “Savaşı sona erdirmek için henüz bir anlaşmaya hazır olmadığını” beyan ederek bu iyimser görüşü geri plana itmiştir.
ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamaya yönelik askeri-siyasi koalisyon kurma talebi farklı tepkilerle karşılanıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi “İran tesisleri hedef alınırsa, güçlerimiz bölgedeki Amerikan şirketlerinin veya ABD’nin hissesi bulunan şirketlerin tesislerini hedef alacak!” diye tehdit ediyor. Tahran’ın gemi geçişlerini engellemesi petrol fiyatlarını yükseltse de pek çok ülke Trump’ın savaşa devam önerisine itiraz ediyor.
Piyasaların son yıllarda jeopolitik şokları daha hızlı absorbe etmeye alıştığı görülüyor. OPEC ülkeleri yaklaşık 3,5 ila 3,7 milyon varil/gün olarak tahmin edilen, kabaca İran üretimine eşdeğer yedek üretim kapasitesine sahipler. Piyasaları sakinleştirmeyi ve fiyat artışlarını önlemeyi amaçlayan birçok üretici ülke, gerekirse bu yedek kapasiteyi kullanmaya hazır olduklarını bildiriyor. Nitekim büyük güçler ellerindeki stratejik rezervlerden yararlanarak ciddi arz sıkıntılarını şimdilik önlediler.
Körfez ülkeleri, Suudi Arabistan karayolları üzerinden veya hızla gerçekleştirilecek boru hatları aracılığıyla enerjiyi (petrol ve doğalgaz) Kızıldeniz ve Akdeniz’deki limanlara veya dolum tesislerine aktarmayı planlıyorlar. Bu alternatiflerin yaşanan krizi tam gidermese de ektisini hafifletecek tedbirler zincirini oluşturabileceği tahmin ediliyor.
Hürmüz’ün jeopolitik durumu
Hürmüz Boğazında güvenliğin sağlanması bazı sorunları içinde barındırıyor. Zayıf askerî güce sahip körfez ülkeleri boğazın güvenliğini sağlamakta yetersiz kalıyor. Bu durum güçlü devletlerin bölgeye ilgisini artırıyor.
İran İslam Devrimine kadar ABD, Suudi Arabistan ve İran ortaklığı ile boğazın güvenliğini sağlıyordu. 1979 devriminden sonra Amerikan karşıtı politikalar yürüten İran, Hürmüz Boğazını tehdit etmeye başlayınca Körfez İşbirliği Ülkeleri (Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri) 2000 yılında savunma paktı imzaladılar. ABD ise körfez ülkeleriyle çeşitli savunma anlaşmaları yaptı, askeri üsler kurdu.
Körfezdeki esas sorun karasularıdır. İran ve Umman’ın karasularını 3 mil olarak uyguladığı zamanlarda, 21 mil genişliğindeki boğazdan geçişte herhangi bir sorun çıkmıyordu. Boğazın orta kısmında geniş bir uluslararası suyolu bulunuyordu. İran’ın 1959, Umman’ın 1972 yılında karasularını 12 mile çıkarmaları ile geçişlerde sorun başladı. Boğazın uluslararası su alanı kalmamış, tüm sular İran ve Umman’ın karasuları haline gelmişti.
ABD’nin 22 Haziran 2025’te İran’ın nükleer tesislerini ve uranyum zenginleştirme merkezlerini vurmasından sonra ise İran İslami Şura Meclisi aldığı bir kararla boğazı resmi olarak kapattı.
Hürmüz’ü kapatma yetkisi
1982’de Birleşmiş Milletler teşkilatı Deniz Ulaşımı Kurallarını belirleyen kurum (UNCLOS) için belirlediği yasa uyarınca Transit Geçiş (Transit Passage) hakkı yetkisinin kimin tarafından ve nasıl kullanılacağı tespit edilmiştir. Buna göre bütün sivil havayolları uçakları ile gemiler/tankerler güvenli bir şekilde ve engellenmeden bahsedilen su boğazından geçebilir.
Dolayısıyla körfezde/boğazda kıyısı olan hiçbir ülkenin barış zamanlarında ticari gemilerin geçişini durdurması mümkün değildir. Ancak silahlı çatışma ve kapsamlı savaş anlarında geçiş kuralları değişebilir; dolayısıyla da iş, uluslararası savaş kurallarına bağlanır.
İran, geçişleri önleyebilmek için cephaneliğinde bulunan denizden denize fırlatılan Cruise füzelerine ek olarak kendi imalatı Nur ve Kader isimli füzeleri kullanabilir ki, her birinin mesafesi 120 km ile 2000 km arasında değişmektedir. Kısa mesafeli karadan atılabilen Fatih füzeleri de fırlatılabilir. Ayrıca İran, deniz mayınlarına ilaveten Şehid Nakdi ile Zülfikar isimli hızlı hücumbotlarını devreye sokabilmektedir.
Körfez’deki “huzur diyarı” efsanesinin sonu
“Körfez’in son yirmi yılında kurulan en güçlü hikâyelerden biri, ‘Bölgesel fırtınaların ortasında sakin ve güvenli bir liman’ anlatısıydı. Finans ve turizm merkezine dönüştürülen şehirler, gökdelenlerle çevrili sahil şeritleri, kriz zamanlarında bile çalışan havaalanları bu imajın vitrinini oluşturuyordu. İran’ın 6-7 Mart geceleri boyunca Körfez’e gönderdiği füze ve İHA dalgaları, BAE’den Katar’a kadar uzanan hatta havaalanlarını, otelleri, konut alanlarını ve enerji tesislerini hedef aldı… İran’la başlayan son savaş bu vitrinin camına ilk ciddi çatlakları düşürdü.
Körfez monarşileri uzun süredir kendilerini bölgenin geri kalanından ayıran bir çerçeve çiziyordu. Çatışmaların, iç savaşların ve darbelerin yaşandığı coğrafyanın ortasında ‘istikrar adası’ olma iddiasındaydılar. Yatırımcıya anlatılan hikâye basitti: Siyasi risk düşük olacak, güvenlik şemsiyesi güçlü olacak, altyapı kesintisiz işleyecek ve böylece para ve insanlar için burası güvenli adres olacaktı.
İran’ın son saldırıları bu anlatının kalbine dokundu… Bazı İHA’ların Dubai Havalimanı ile çevresindeki otel ve konut alanlarına isabet ettiği ifade ediliyordu. Bir anda ‘güvenli transit merkezi’ olarak pazarlanan havalimanı kriz haritalarındaki hedef noktalardan biri haline gelmişti. İlk dalgada askeri tesisler ve ABD üsleri öne çıkarken, sonraki günlerde enerji, liman ve sivil altyapı hedeflerinin de devreye girdiği görüldü.
Hava savunma sistemleri çok sayıda füze ve İHA’yı havada imha etti; buna rağmen bazı saldırılar havaalanları ve yakın çevresine kadar sızmayı başardı. Bu durum, son yıllarda Körfez’in büyük yatırım yaptığı çok katmanlı savunma mimarisinin sınırlarını da göz önüne serdi. Uzun menzilli sistemler balistik füzeleri hedef alırken, düşük irtifa ve düşük maliyetli İHA’ların hepsini süzgeçten geçirmek kolay olmadı. Özellikle büyük şehirlerin etrafında yoğun sivil altyapı bulunması ‘sıfır isabet’ iddiasını gerçekçi olmaktan uzaklaştırıyordu.
Buradan bakınca, Körfez başkentlerinin önünde zor bir denklem duruyor: Bir yanda İran’la doğrudan savaş alanına dönüşmek istemeyen, ticaret ve yatırım akışını korumaya çalışan yönetimler öte yanda kendi topraklarının yanı sıra oraya taşınmış küresel sermayeyi, yabancı işgücünü ve turistleri korumakla yükümlü hale gelen bir güvenlik algısı bulunmakta. Güvenlik mimarisi tartışması bu yüzden yalnız askeri kapasiteyle açıklanamıyor, ilaveten siyasi tercih ve dış politika yönelimi üzerinden de ele alınması zorunlu hale geliyor.
Kısa vadede devlet fonları, merkez bankaları ve büyük yerel oyuncular dalgalanmayı kısmen yumuşatabilir. Asıl önemli olan, orta vadede yatırımcıların risk hesabının nasıl değişeceğidir. Sigorta maliyetleri, enerji ve nakliye primleri bölgedeki projelerin finansman maliyetine doğrudan yansıyacak. Güvenlik priminin yükseldiği her durumda, Körfez’in bugüne kadar sunduğu cazibe paketi yeniden hesaplanmak zorunda kalacak.” (ANKASAM Uluslararası İlişkiler Uzmanı Göktuğ Çalışkan, https://www.indyturk.com/node/774042/, 11 Mart 2026)
Ek bilgi: Uluslararası Havayolu Taşımacılığı Birliği (IATA) verilerine göre 2025 yılında Ortadoğu kaynaklı havaalanlarından uçuş yapanların sayısı 227 milyon kişiydi. Körfez’deki sivil uçaklar, bunun üçte birini Avrupa ile Asya arasında taşımış; yarısını Avrupa ile Avustralya kıtalarına götürüp getirmiştir. Tourism Economics şirketi, çatışmalar nedeniyle seyahat sektöründe 34 ile 56 milyar dolar arasında kayıp yaşandığını açıklamıştır.
Borsaların çöküşü
28 Şubat’ta başlatılan savaş bölgede zaten kırılgan olan barış ve istikrarı iyice altüst etti. Bundan en fazla etkilenen ise “fırtına ortasındaki huzur havzası” olarak adlandırılan Hürmüz sularına kıyısı olan Arap ülkelerinin ekonomileri oldu.
Kesin zamanı belli olmamasına rağmen belli bir süre daha devam edecek olan savaş hali, Körfez’deki Arap ülkelerinin ekonomi politikalarını etkileyecektir. İş insanları, iktisat uzmanları, yerli ve yabancı yatırımcılar ile turizm sektörünün ileri gelenlerini bekleyen sorunlar eşzamanlı olarak ortaya çıktı: Petrol ve doğalgaz üretimi-nakliyatı, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ulaşımının sekteye uğraması veya tamamen engellenmiş olması, ithalat-ihracat faaliyetlerinin aksaması, başta borsa olmak üzere mali piyasaların düşüşü-sallantılı durumu, turistik seyahatlerin gerilemesi, sivil havacılık seferlerinin durma noktasına gelmesi.
Başlangıçta büyük paniğe yol açan bütün bu sorunların bölge ve dünya ölçeğinde yansımaları oldu. Mesela petrol fiyatlarının ani yükselişi ABD, AB, Çin gibi ülkelerin piyasalarını olumsuz yönde etkilerken Avrupa ülkelerinin stoklardan yararlanması ve geçici olarak Rusya’dan enerji tedarik etmesi sonucu kazançlı çıkan Rusya oldu. AB şimdilik derin krize girmedi. Körfez ülkeleri İran’ın felç ettiği altyapı hasarlarını, artan petrol fiyatları sayesinde telafi etti.
Mart ayının ilk günü Suudi borsasında işlem hacmi 233.49’dan 10.475’e kadar düştü. 15 şirketin hisseleri yükselirken 252 firmanınki değer kaybetti. 2 Mart’ta hızla inişe geçen Kuveyt borsasındaki işlem hacmi, 5 Mart’ta toparlanmaya başladı. Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) bağlı Abu Dabi ile Dubai borsalarındaki gerileme oranı %4.3 idi ki, Mayıs 2022 yılından bu yana görülen en büyük düşüş olarak kayda geçti. Katar’daki nakliyat (deniz taşımacılığı) sektörü % 5.38 dolayında değer kaybetti. Bahreyn borsasındaki kayıp %1.09 oranındayken sanayi sektörü kendisini korumuştu. İran Ekonomi Bakanı 7 Mart’tan itibaren bir hafta süreyle borsa işlemlerini tamamen durdurduğunu açıklamıştı.
Moody’s Derecelendirmeleri verilerine bakılırsa bir hafta öncesine kadar Körfez’deki Arap ülkelerinin uğradığı kayıplar telafi edilebilir durumdadır. Ancak İran ile ABD-İsrail arasındaki çatışmaların uzaması durumda bölgedeki ekonomik-ticari-teknolojik yatırımlar dünya çapında etkisi olabilecek büyük kayıplara uğrayabilir.
Çok katmanlı ve külfetli savunma sistemi neden çöktü?
“İran ‘Gerçek Vaat 4’ adını verdiği bu algılayıcı sistemlere yönelik harekâtıyla, Körfez’deki Amerikan Entegre Hava ve Füze Savunma (IAMD) ağının algılama altyapısını hedef aldı. Sonuç: 2,7 ila 3,4 milyar dolar değerinde stratejik radar altyapısı birkaç gün içinde çalışamaz hale geldi. İran’ın öncelikli hedefleri, ABD’nin bölgedeki füze savunma şemsiyesinin teknolojik omurgasını oluşturan üç ana radar sistemi oldu.
1-) Katar’daki Al Udeid Hava Üssü yakınında konuşlu AN/FPS-132 Blok 5, 5000 kilometre menziliyle Orta Asya’dan Avrupa’ya uzanan bir alanda her türlü balistik füze hareketliliğini izleyebilmekteydi.
2-) THAAD (Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunması) sisteminin beyni konumundaki AN/TPY-2 radarları ise İran saldırılarının en yoğunlaştığı hedef grubunu oluşturdu. Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’da konuşlu olan bu radarlar, 1000 ila 2000 kilometre menzilinde balistik tehditleri takip edip önleyici füzelere hedef bilgisi aktarıyordu.
3-) Bahreyn’deki ABD 5. Filosunun gözetleme altyapısını destekleyen AN/TPS-59 mobil radarlar da İran’ın hedef listesinde yer aldı. L bandında çalışan ve 740 kilometre menzile sahip bu sistemler, seyir füzeleri ile insansız hava araçlarının tespitinde kritik rol üstlenmekteydi.
ABD ve Körfez müttefikleri bu sistemleri korumak için dünyanın en kapsamlı katmanlı savunma mimarisini kurmuştu: THAAD atmosfer dışında, Patriot PAC-3 MSE terminal aşamada (füze atmosfere tekrar girdiğinde), NASAMS ve C-RAM ise nokta savunmasında görev yapıyordu. Suudi Arabistan tek başına 108 Patriot fırlatıcısıyla bu ‘savunma zincirinin güçlü halkasını’ oluşturuyordu.
Bu mimarinin çöküşünün birinci nedeni, İran’ın ‘asimetrik doyurma’ stratejisiydi. Saldırının ilk dalgasında fırlatılan yüzlerce Şahid-136 kamikaze dronu, birim başına 20 bin-50 bin dolar değerindeydi. Buna karşılık her Patriot müdahale füzesi 4 milyon, her THAAD önleyicisi 13 milyon dolar tutuyor. Bu maliyet asimetrisi (dengesizliği), savunma stoklarını hızla tüketiyor; savunma sistemi bütçe değil, mühimmat açısından çöküyordu.
İkinci ve daha kritik neden ise, batı savunma sistemlerinin tek güçlü radar mantığı üzerine kurulmuş olmasıdır. THAAD veya Patriot bataryaları, yönlendirici radarlarını (AN/TPY-2 gibi) kaybettiklerinde, fırlatıcılar ellerinde füze olsa dahi hedefe kilitlenemiyor. İran, onlarca mobil fırlatıcı kamyonu aramak yerine hepsini yöneten tek sabit radarı vurdu; bir atışla tüm batarya işlevsiz hale geldi.” ( Dr. Osman Gazi Kandemir, https://www.indyturk.com/node/774044/, 11 Mart 2026)
Bir yıl arayla iki farklı savaş, iki farklı amaç
5 Mart’tan itibaren Hürmüz Boğazındaki deniz taşımacılığı savaşın hedefi haline geldi. Bu durum 40 yıl önce yaşanan bilhassa Kuveyt-Basra rotasından petrol taşıyan tanker savaşlarını (Irak-İran savaşı 1980-88) hatırlattı. ABD, kendi tankerlerinin hemen bölgesinden derhal ayrılması talimatını gönderdi.
Uzmanlara bakılırsa Devrim Muhafızları, bölgedeki ticari-enerji faaliyetini baskılamak suretiyle bölgesel ve küresel ekonomiyi etkilemeyi hedefliyor. Haziran 2025 sırasında Amerikan-İsrail uçaklarının 12 günlük saldırısı, nükleer silah üretimini felce uğratıp İran’ı müzakere masasına oturtmayı amaçlıyordu.
Şimdiki saldırılar ise birden fazla amacı içeriyor: İran’ın tüm balistik füzelerinin imhası, halk ayaklanmalarının çıkarılması, Tahran’ın İsrail ile bölgedeki ABD müttefiklerine zarar veremeyecek hale getirilmesi, İslam Cumhuriyeti rejiminin ortadan kaldırılması, vs.
Geçen yılki savaş esas olarak B52 ve F-35 tipi bombardıman uçaklarının vuruşlarına dayanmıştı. Şimdiyse Amerikan uçak gemileri, nükleer başlıklı füzeler taşıyan savaş uçakları, binlerce bahriyeli vs Akdeniz ile Hürmüz Boğazı çevresinde dolaşıp duruyorlar. Gaye bellidir: Rejime diz çöktürüp zorla dönüşümünü sağlamak.
Deniz ulaşımı yoluyla ticari faaliyetler konusunda uzman ve İngiltere merkezli The United Kingdom Maritime Trade Operations (UKMTO) tespitine göre; bu savaşın bir özelliği daha var: Uluslararası deniz ulaşımında kullanılan dev nakliyat şirketlerinin Hürmüz Boğazı ile çevresinden uzak durmasına, kimi tankerlerin hasar görmesine, navlun fiyatlarının artmasına, enerji maliyetinin (satış-pazarlama) yükselmesine yol açtı.
UKMTO devamında şu ayrıntıları sunuyor: Devrim Muhafızları ordusunun sertlik yanlıları askeri-sivil hedef ayrımı yapmadan ‘başımıza geleni siz de görün yaşayın’ anlayışıyla savurduğu füzeler vasıtasıyla bölgesel ve küresel ekonominin zarar görmesini hedefliyor: Fiyat artışı, enflasyon, petrol varil fiyatının yükselmesinden zarar gören AB ile Çin’in çekeceği sıkıntılar, lojistik ve tedarik zincirinin halklarının kopması veya işlevsiz kalması. Söz gelimi likit (sıvılaştırılmış) doğalgaz fiyatının 2025 yılında %58’ten Ocak 2026’da %60’a çıkması gibi.
Tanker savaşından en fazla etkilenen ülkeler
Olumsuz etkilenme bakımından bütün ülkeler aynı değildir; yurtdışındaki mali ve ticari yatırımları trilyon dolarları bulan Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, bir şekilde savaşın yol açtığı zarar ziyanı telafi etmekteler. Ancak Ürdün, Mısır, Irak, Suriye gibi ülkeler savaştan alabildiğine zarar görüyorlar. Türkiye de siyasi/güvenlik-ekonomik açıdan olumsuz etkilenen ülkelerden sayılabilir. Yemen, Somali ve Sudan ise dışarıdaki savaşların etkisinden ziyade her üç ülkedeki çatışmalar nedeniyle devletsiz kalmanın (devlet var ama hükmünü yürütemiyor; dış güçlerin aleti haline geliyor) ceremesini çekmekteler.
Hürmüz Boğazı-Babül Mendeb-Kızıldeniz-Süveyş Kanalı-Cebelitarık üzerindeki rota büyük deniz ulaşım şirketi sahiplerinin bu güzergâhtaki faaliyetini durdurmasına yol açtı. Olumsuz yansıması Mısır’a oldu: 2023 Gazze çatışmaları öncesinde Süveyş’ten geçen tankerlerin ödediği harç-vergilerin tutarı 10 milyar doları aşmıştı; 2025’te 4.2 milyar dolardı. Mevcut savaştan ötürü büyük ihtimalle daha fazla düşecektir. (El Mecelle dergisi, https://www.majalla.com/node/329448/, 1 Şubat 2026)
Yukarıdaki rotanın alternatifi tarihi-geleneksel Afrika’nın güney ucundaki Ümit Burnu oldu. Üç yıldan bu yana büyük deniz filolarının izledikleri bu yol Hürmüz-Kızıldeniz-Süveyş Kanalı-Cebelitarık güzergâhından 7000 km daha uzundur; dolayısıyla taşıma maliyeti daha pahalıdır; %30’dan %50’ye çıkmıştır navlun fiyatı. LPG’nin tankerlerle günlük taşıma maliyeti 200 bin dolar olmuştur. Bu yüzden Çin, dünya ticareti ve deniz ulaşımının Hürmüz Boğazından geçişişinin serbest bırakılması çağrısında bulunmuştur. Çünkü Çin’in 2025 yılında Ortadoğu bölgesindeki alım satımlarının toplamı 6 trilyon 300 milyar dolardı. Bunun 3 trilyon 770 milyarı ihracat, geri kalanı ise ithalat idi.
Yukarıda bahsedilen ağır maliyetlerden ötürü ABD Başkanı, teselli ve iman tazeleyip moral vermek yahut umut tacirliği babından şöyle bir demeç vermek durumunda kaldı: “İran’ın askeri kapasitesini tamamen etkisiz hale getirmiş olsak da, ağır şekilde yenilmiş olsalar bile bir ya da iki drone göndermeleri, bir mayın bırakmaları ya da bu suyolunun herhangi bir noktasına kısa menzilli bir füze ulaştırmaları hâlâ mümkün. Bir şekilde Hürmüz Boğazı’nı çok yakında açık, güvenli ve serbest hâle getireceğiz.”
Sormak lazım: “Ey Trump, onca felakete sebep olup cehennem kapılarını açan sensin, bu olanlarda hiç mi suçun yok!”
Kaynak: numedya24.com