İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu, stratejist Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve teknoloji yatırımcısı Hüseyin Gün hakkında ‘siyasal casusluk' suçundan 15'er yıldan 20'şer yıla kadar hapis cezası talebiyle açılan davanın görülmesine devam edildi. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü duruşma salonunda görülen duruşmada, tutuklu sanıklar Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ, Hüseyin Gün ile Necati Özkan ve tarafların avukatları hazır bulundu. Duruşmaya ayrıca CHP Meclis Grup Başkanı Özgür Özel, eski CHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İmamoğlu'nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, Selim İmamoğlu, Esenyurt Belediyesinin görevinden uzaklaştırılan Başkanı Ahmet Özer ile çok sayıda partili ve milletvekili katıldı.
Duruşmada görüşü sorulan cumhuriyet savcısı, sanıklara yapılan suç isnadına ilişkin somut delillerin bulunması ve tutukluluk sürelerinin ölçülü olduğu gerekçesi ile tutukluluk hallerinin devamını talep etti.
"BU UTANÇ DAVASININ VE AYIBIN BİR AN ÖNCE SONLANDIRILMASINI TALEP EDİYORUM"
Savunma yapan tutuklu sanık Merdan Yanardağ, "Siyasal bir iddianameyle karşı karşıyayız. Tüm bilgi, belge, açıklama ışığında siyasal casusluk suçunun, yani bizim işlediğimiz iddia edilen suçun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etmesi suretiyle desteklenen Ekrem İmamoğlu'nun seçimini kazanmasını sağlayarak başta İstanbul olmak üzere ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı ve bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır diyor. Bu iddianame birilerinin karşısına uzak olmayan bir gelecekte bir delil olarak çıkacaktır mahkemelerde. Burada temel yurttaşlık hakları suç olarak nitelendiriyor. Ekrem İmamoğlu'nu seçimlerde desteklemiş olmak ne zamandan beri suç? Oy kullanmak ne zamandan beri suç? Ülkemiz siyasetinde söz sahibi olmak, bütün siyasal partilerin casusluk örgütü olarak yargılanması gerekiyor bu mantığa göre. Bu utanç davasının ve ayıbın bir an önce sonlandırılmasını talep ediyorum. Böyle bir mahkemeden avukatlarımız isteyecektir, ancak ve ancak hukuka ve adalete bağlı kalmalarını talep ediyorum, başka bir talebim yok" ifadelerini kullandı.
"BU DAVANIN HİÇBİR YERİNDE DEVLETİN GÜVENLİĞİ İÇİN GİZLİ KALMASI GEREKEN BİLGİ YOKTUR"
Duruşmada savunma yapan tutuklu sanık Necati Özkan, 16 aydır tutuklu olduğunu belirterek, "Hayatımdan, dünyadan kopuk vaziyetteyim 16 aydır. Ben, bu davanın anlamını sormak istiyorum. Amaç, muhalefeti paramparça etmekti, öyle de oldu. Tarihin en kötü, en adaletsiz, hukuksuz davasıyla karşı karşıyayız. Bu davanın hiçbir yerinde, devletin güvenliği için gizli kalması gereken bilgi yoktur. İstanbul Senin uygulamasının lansmanı, benim Hüseyin Gün ile iş ilişkimin kesilmesinden 2 yıl sonra yapıldı. Ben yaklaşık olarak 500 gündür tutukluyum. Buradaki maksat, muhalefeti dağıtmak ve muhalif liderlerin itibarını yok etmekle ilgili ikili maksadın ikisi de gerçekleşmedi. Bir; muhalefet dağılmadı. Sayın Özgür Özel'in liderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisi, birincilik pozisyonunu güçlendirerek yoluna devam etti. Sayın Ekrem İmamoğlu'nun itibarı da yerle bir olmadı, tam tersine daha da güçlenerek İmamoğlu'nun itibarının devam ettiğini gördük. Hüseyin Gün'ün adını kullanan aynı şikayetçi vatandaş, ‘Bu adam casus. Bu adam Türkiye aleyhine çalışıyor, şunları yapıyor, bunları yapıyor' dedi. Aylar sonra Hüseyin Gün'ün tutuklandı. Bunun bizimle bir alakası yok, şu ana kadar olan işin bizimle bir alakası yok. Sonra Hüseyin Gün'ün cep telefonu alıyorlar, karıştırıyorlar, binlerce fotoğraf var, orada bir tane fotoğraf buluyorlar. 'Aha tamam bulduk' diyorlar, bulduk. Ekrem İmamoğlu, Hüseyin Gün ve manevi annenin bulunduğu bir tane fotoğraf. Buradan senaryo üretildi" diye konuştu.
"BEN TANIDIK İKİ TANE ESKİ EMEKLİ AJANIN LAFINA KANARAK KAMPANYA MI YAPACAĞIM"
Savunmasının devamında casusluk iddialarını kabul etmediğini belirten sanık Özkan, "Üstümüzden öyle bir geçiyorlar ki, öyle dertliyiz ki, yüzlerce gazete sayfası, bize ‘casus' dedi. Hiçbir cevap verme hakkımız olmadığı halde, sanki hakikat buymuş gibi anlattılar durdular. Gazetelerde, ‘USOM'u incelerken İBB'de veriyi sildiler, USOM'a gibi İBB'ye giriyorlar, bir hafta sonra İBB verileri sosyal web'de satışa çıkıyor' gibi haberler yapıldı. Bunlar yalan. Öyle bir şey olsa, bu daha önceki zamanlarda olurdu. Bunun yalan olduğu kanıtlandı. Casustan istihbarat desteği almışım. Hüseyin Gün ve benim fotoğrafımı yan yana koymuşlar, ‘Özkan seçim sonrası görüştü' yazmışlar. ‘Onun telefonuna dikkat edin' dediler. Yapma ya, bu nasıl olabiliyor? Kampanyayı casuslar yapmış. Benim aklım yok muydu? Ben tanıdık iki tane eski emekli ajanın lafına kanarak kampanya mı yapacağım Türkiye'de?" dedi.
"HUKUKSUZLUK KURŞUNLARINDAN KENDİMİ KORUMAYA ÇALIŞIYORUM"
Duruşmaya verilen 1 saatlik aranın ardından tutuklu sanık Ekrem İmamoğlu da savunma yaptı. Sanık İmamoğlu, diploma davasına da değindiği savunmasında, "36 sene önce de geçiş yaptığım üniversitedeki geçişte, ‘sahtekarlık' yaptığım üzerine bir iddianame yazıldı ve 18 yaşındaki Ekrem'e bir dava açma kararı verildi. O kararın üzerinden yürütülen davadaydım. Buradayım ve yine aynı zamanda da Türkiye'nin yine gündeminde olan bir başka dava, yani ‘İBB davası' diye tanımlanan bir davada yine başka bir salonda görülüyor. Bugün burada hukuk cinayeti işleniyor. Yani ayrı salonlarda hukuk cinayetleri işlenmeye devam ediyor. Ben de hukuksuzluk kurşunlarından kendimi korumaya çalışıyorum. Burada absürt davalar görülüyor. Ekrem İmamoğlu mesaisinin yoğun olduğu bugünde yaşanan bu davalarda ve bu duruşmayla birlikte, dünyanın her yerinde güçlü devletler bağımsız yargılarıyla, hukuk güvenliğiyle, demokratik standartlarıyla itibar kazanıyor. Casusluk, ağır bir itham. Yani bir ülkenin güvenliğine, sırlarına, bağımsızlığına ihanet anlamına gelen bu kavramın, siyasi rekabetin ve hukuki kurguların malzemesi haline getirilmesi, yalnızca bana değil, hukuk devleti ilkesine da ağır bir haksızlıktır" diye konuştu.
"BU ZİHNİYET, CASUSLUK GİBİ AĞIR BİR SUÇ İSNADIYLA BENİ BURADA MAHKEMEYE TAŞIMIŞ OLDU"
İmamoğlu, "İş insanı Hüseyin Gün'ün beni ziyareti, beş dakikalık görüntüsü, iddianamede benimle ilgili olan tek kısım. Bugün bu soyut iddialar ve hayal ürünü senaryolarla sözüm ona bize leke sürmeye çalışan bir zihniyet. Tümüyle menfaat zihniyeti olduğunu da biliyorum bu arada, onu da birazdan değineceğim. Bu menfaat zinciri içerisinde olan ve bu metni kaleme alan bu zihniyet, casusluk gibi ağır bir suç isnadıyla beni burada mahkemeye taşımış oldu. Şu soruyu sormak lazım; Milletin iradesinden korkup siyasete müdahale etmek, canı isteyince seçimi iptal etmek, canı isteyince kurultay iptal etmek, sözde sıkıntı çıkaranı cezaevine yollamak, işte bugün kendini ‘devlet aklı' diye tanımlayan o vasat zihniyetin bu ülkeye yaşattıklarıdır" ifadelerini kullandı.
"SEÇİMLERİ MANİPÜLE ETTİĞİME DAİR İDDİALAR MESNETSİZDİR"
Savunmasında ‘casusluk' iddialarını reddeden tutuklu sanık Hüseyin Gün, "Ben casus değilim, casusluk faaliyetinde bulunmadım. Aksine yurt içinde ve yurt dışında ülkem için çalıştım. Ben, 15 Temmuz 2016'da FETÖ'ye karşı mücadele ettim. Seçimleri manipüle ettiğime dair iddialar mesnetsizdir. Çünkü böyle bir girişimim olmamıştır. Devlete ait kara hücre bilgilerini devletin bana verdiği görev ile edindim. Devletin bana verdiği görevle edindiğim bilgiler yüzünden casusluktan suçlandım. İş günlüklerimde, suç teşkil eden bir husus bulunmamaktadır. Ben kimin casusuyum öğrenmek istiyorum" şeklinde konuştu.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına hükmederek, eksik hususların giderilmesi ve dinlenmeyen tanıkların dinlenmesi için duruşmayı 29 Eylül tarihine erteledi.