İngiliz belgelerinde YNK peşmergelerinin İtalyan mühendisleri kaçırma olayı

YNK (Kürdistan Yurtseverler Birliği), 1970’lerin ikinci yarısında birlikte çalıştığı ve hatta bazı elemanlarının kamplarında siyasi-askeri eğitim gördüğü Marksist Filistinli örgütlerin 1970’lerde kendi davalarını dünya gündemine taşımak amacıyla gerçekleştirdikleri uçak kaçırma benzeri eylemlerden esinlenmiş olabilir.

Abone Ol

İngiliz belgeleri, Celal Talabani önderliğindeki YNK (Kürdistan Yurtseverler Birliği) peşmergeleri tarafından Saddam Hüseyin döneminde Kuzey Irak’ta (Kürdistan bölgesinde-FB) inşaat-elektrik işleriyle uğraşan bir İtalyan firmasında görevli iki mühendisin nasıl kaçırılıp rehine alındığına ilişkin gelişmeleri ihtiva etmektedir. İngiliz arşivlerinden halka açık olan belgeleri bulup çıkaran araştırmacı-yazar ise İran’ın Arap yoğunluklu eyaleti Huzistan kökenli Hamid el Kenani’dir. Yazısı 31 Mayıs 2026 tarihli Independent arabia isimli sanal gazetede yayımlanmıştır.
1988 yılında yaşanan hadiseyi birkaç cümlede özetlemek mümkün:

Bahsi geçen iki İtalyan mühendis, YNK mensubu peşmergeler tarafından rehine alındıktan sonra siyasi baskı ve fidye aracı olarak kullanılmıştır. Kaçırılma esas olarak YNK destekçisi İran’ın planları doğrultusunda hayata geçirilmiştir. Mühendislerin serbest bırakılmaları ise gayet uzun ve meşakkatli gizli görüşmeler ve pazarlıklar sonucu gerçekleşmiştir.

Arabulucuların bir kısmı Kürtlerden oluşmuş; İran ve Irak yanlısı bazı örgütler de sürece dâhil olmuştur. Devletler ise fiilen katılmamış ama arka planda görüşmeleri yürütüp kendi uyruklarındaki şirketleri devreye sokmuştur.

İngiltere’ye gelince, hem kaçırma sonrası devir-teslim hadisesine nezaret etmiş hem de bölgede faaliyet gösteren yabancı (Batılı ve bilhassa Fransız) şirket elemanlarının da kaçırılma ihtimali hususunda uyarıda bulunmuştur.

KAÇIRILMANIN GEREKÇELERİ NELERDİR?
Malum, 1980-1988 yılları arasındaki İran-Irak Savaşında ABD ve Avrupa’dan birçok devlet Saddam Hüseyin rejiminin yanında yer aldı; Irak ordusuna her türlü askeri-siyasi ve lojistik desteği sağladı. Karşılığında Saddam yönetimi, Türkiye gibi tarafsız ülkelerle Batılıların şirketlerine ihaleler veriyordu. O zamanlar Irak dinarı dolar karşısında güçlü bir para birimiydi. Dolayısıyla ihale alan şirketlerle ülkelerin kasasına hatırı sayılır oranda dolar giriyordu. İtalyan şirketlerinin pastadaki payı da hayli büyüktü.

Kaçırma olayıyla birlikte bahsi geçen büyük şirketlerle ilgili devletlerin iç içe geçmişliği gün yüzüne çıkmış oldu. Söz konusu firmaların (ticaret, inşaat, elektrik, teknoloji, deniz ulaşımı, demiryolu, su kanalları gibi sektörlerde) Irak’taki yoğun faaliyetleri Saddam rejimiyle kapışan İran tarafından hoş karşılanmıyordu.

Savaşın hayhuyu, hengâmesi ve yarattığı puslu ortam herkesin merakını cezbeden esrarengiz bir iklim yaratmıştı. Kürt örgütleri altyapısı ve ordusu güçlenen Saddam iktidarının başlarına bela olacağının farkındaydılar. İranlılar ise çökmesini istedikleri Irak’ın limanlarına gidip petrol taşıyan tankerlerin varlığına tahammül edemiyorlardı. Sekiz yıllık savaş askeri, jeopolitik, ekonomik, ideolojik, diplomatik ve istihbari bir nitelik kazanmıştı.

Dönemin görünen aktörlerinden biri de sırtını İran’a dayayarak Irak rejimine karşı silahlı mücadele veren Iraklı Kürt örgütleriydi; buna karşılık İranlı Kürt örgütleri Saddam’dan destek alarak Tahran rejimine karşı savaşmaktaydılar. Böylesi bir ortamda YNK Peşmergelerinin Saddam’ın izni ve himmetiyle inşaat faaliyeti yürüten İtalyan (veya diğer Batılı) şirketlerine olumsuz bakmaları anlaşılabilir bir durumdu.

Söz konusu firmalar Kürt örgütlerinin mücadele verdiği mıntıkalarda karakollar, gözetleme kuleleri, askeri üsler, karargâhlar, barajlar, köprüler inşa etmek suretiyle Kürt peşmergelerinin hareket alanlarını kısıtlayabilecekti. Bu da Kürdistan’da yabancı firma elemanlarının kaçırılmasına gerekçe teşkil etmekteydi.

KÜRDİSTAN’DA YABANCILARIN KAÇIRILMASI
“Irak’ta Terör” başlığını taşıyan FCO 178/953 nolu arşiv belgesinde bu tür faaliyetlerin zirvesi sayılan 1988 yılına işaret edilmektedir. Mart 1988’de Roma’daki İngiliz Büyükelçiliğinden Londra’daki merkeze iletilen bir telgrafta YNK tarafından Irak’ta kaçırılan üç İtalyan rehineden bahsedilmektedir. 27 Şubat 1988’de serbest bırakılan ve dönüşleri İtalyan medyasında büyük ilgi gören rehinelerin bekletilmeden Londra’ya aktarılmalarına ilişkin de bilgilendirme yapılmıştır.

Kaçırılanlardan biri SAE isimli İtalyan Elektrik firmasının elemanı olup Sergio C. adıyla biliniyor ve 14 Eylül’de (1988?) kaçırılmıştır. Roberto Diotollevi ile Giuseppe Carrara ise GIE isimli şirket çalışanı olarak Ekim’de (1988?) rehine alınmışlardır.

Basındaki haberlere bakılırsa serbest bırakılmaları uzun ve zorlu çabaların sonucunda gerçekleşmiştir ki; İtalya Dışişleri Bakanlığı, mümkün olan herkesle temas kurup her yöntemi denemek suretiyle ve tam bir gizlilik içinde başarılı sonuç elde edildiğini açıklamıştır. Anlaşılan o ki kaçırılma veya rehin alma olayı münferit olmayıp birçok yerde gerçekleşmiştir. 1988 yılından birkaç sene önce kaçırılan biri için 100 bin mark ödenmişken, sonradan rehine alınanlar için 1 milyon dolarlık fidye alınmıştır.

Keza 1985 yılında kaçırılan İtalyan uyruklu biri için toplam 1 milyar İtalyan lireti ödenmiştir. İlaveten ilgili şirket dağdaki (peşmergelere ve bölgedeki muhtaç ahaliye) gerekli ilaçları temin etmiştir. İngiliz diplomatın İtalyan firma temsilcileriyle görüşmesi (İtalyan Dışişleri Bakanlığı gözetiminde) sırasında kaçırılan rehinelerin Talabani’ye bağlı peşmergeler tarafından Barzani’ye (muhtemelen Abdurrahman Qasımlo’nun peşmergelerine-FB) bağlı kesime intikal ettirildiği oradan da Irak hükümetine teslimlerinin tamamlandığı belirtilmektedir.
KAÇIRILMA NEDENLERİ
Kaçırma eyleminin baş nedeni siyasiydi. İran, Batılı şirketlerin Irak’ın yeniden imarı faaliyetine katılmasından yana değildi; Kürt örgütleri ise kendi mücadelelerini engelleyen hemen her türlü altyapı yatırımına/projesine karşıydılar.

Yine de ilgili şirketlere ve ülkelere iletilen talepler arasında şunları görmekteyiz: Irak hükümetine kimyasal silah satılmasına son verilsin; her türlü donanım, teçhizat, cihaz ve ağır silah satışı durdurulsun; kimyasal silah kullanan Irak hükümeti kınansın; İtalyan gemi ve tankerleri Basra Körfezi’nden derhal çekilsin; İtalya’da eğitim gören Kürt talebelerine burs verilsin.

Dikkat edilirse taleplerin başında siyasi nitelikli olanlar yer alıyor, öğrencilere burs ise sosyo-kültürel bir talep olarak sona bırakılmıştır.

Aslında İtalyan gemilerinin Basra limanından çekilmeleri Kürtlerden çok onları destekleyen İran’ın en önemli talebidir. Tahran, bugün olduğu gibi dün de hasım veya düşmanını destekleyen ülkelerin ticari veya petrol gemilerinin bölgeye girmelerini istemiyordu.

İtalya Dışişleri Bakanlığı, ilk iki şartı herhangi bir taviz verme olarak görmediği için peşinen kabul etmişti. Çünkü Roma hükümeti, daha önce kimyasal madde ve silah satma gibi ticarete karşı çıkmış, kendisi de yasağa uymuştu. İtalyan gemilerinin Körfez’den çekilmeleri talebiyse İtalyan hükümetinin kesin ret tavrıyla karşılaşmıştı.

Kürt öğrencilere burs verme talebi ise “karşı tarafın sert tutumunu yumuşatıp tavır değişikliği yapmasının önünü açmak” babından kabul edilmişti. Krizin çözümüne de katkısı olan bu yöntem sonuç vermiş ancak burs verilenlerin kimler olduğu, tercih için nasıl bir sınama yoluna gidildiği, verilen bursun miktarı gibi bilgiler ilgili raporlarda yer almamıştır.

“YNK BÜYÜK OYNAMIŞ!”
İngiliz belgelerine bakılırsa Celal Talabani komutasındaki peşmergeler gerek kaçırma olayında gerekse rehinelerin bırakılmalarında başrolü oynamış; görüşmeler sırasında rehineleri çok yönlü baskı aracı olarak kullanmaya çalışmışlar. Siyasi-askeri faaliyetlerini yürütebilmek için büyük miktarlarda mali kaynak istemiş; İran-Irak savaşının jeopolitiği ışığında Avrupa hükümetlerinin Kürtlerin meşru mücadelesini tanıyıp desteklemelerini de talep etmişlerdir.

Belgelere göre, kaçırıp rehin alma olayı “geleneksel gerilla” yöntemleriyle değil, gayet disiplinli siyasi-askeri bir yapı üzerinden gerçekleşmiş. Şöyle ki: Söz konusu inşaat alanı (yahut şantiye) ilgili Kürt örgütünün denetiminde olduğuna binaen, YNK mensuplarından bazıları ilgili şirketlerle ilişki kurarak Kürdistan bölgesinde iş yapma-faaliyette bulunma imtiyazının “bedelinin ödenmesi” gerektiğini bildirmişler.

Örgüt temsilcileri açık sözlüydüler ve mesajları gayet netti: “Kontrol ve nüfuz alanımıza giren bölgelerde çalışmanın bir bedeli olmalıdır.” İtalyan ve İngiliz raporları söz konusu şirketlerin bu mesajı çok iyi anladıklarını göstermektedir.

İngiliz belgelerine göre İran, Körfez krizinde iki boyutuyla güç gösterisinde bulunmuştur: İlki, desteklediği farklı örgütler (Kürtler ve Şiiler gibi) aracılığıyla, ikincisi siyasi talepleri vesilesiyle.

Belgelerde bahsi geçen rehinelerin “Kürtlerden İran yanlısı oluşumlara” veya “Irak’tan destek gören Kürtlere” teslim edilmesinden bahsediliyor ki, bu da Kürtlerin bölge ülkelerine yönelik eğilimlerinin kanıtlarından biri sayılabilir.

ABDURRAHMAN QASIMLO’NUN ARABULUCULUK ROLÜ
Böylesi bir gelişme ve konumlanma sürecinde İran-KDP lideri Abdurrahman Qasımlo’nun rolüne de rastlayabiliyoruz. Rehinelerin bir yerden diğerine intikali veya bir hareketten diğerine teslim edilmesi hususunda varlıkları söz konusudur.

Mesela İtalyan diplomat Tuscano, Celal Talabani ile devir teslim işinin iyi gitmemesi durumunda yedek garantör olarak A. Qasımlo’ya güvenmeyi tercih etmiştir. Yazışmalara bakılırsa Qasımlo, sözünü tutmamış; Talabani’nin adamları ile Tuscano’nun buluşacağı noktaya gitmemiş, dolayısıyla da rehinelerin devir teslimi belirlenen yerde gerçekleşmemiştir. Haliyle asıl plan çökmüş; son aşamada başka bir yönteme başvurulmuştur.

İngiliz raporları bu noktada olumsuz izlenim ve tespitlerle doludur. İddialara bakılırsa Qasımlo sadece devir teslim noktasına gitmemekle kalmamış, alternatif bir mekân için meşakkatli, sarp ve uzun bir dağ yolunu önermiştir. Öyle ki rehineler dokuz gün boyunca dağlık ve engebeli bir güzergâhta yürütülmüş; başları dönmüş, sanki fasit bir dairenin çemberinde yürüyorlarmış gibi bir hisse kapılmışlar. Yol boyunca bitkinlik, kaybolma ve yanıltma gibi hadiselere tanık olunmuş.

Bu arada İtalyan ekibin gizli kanallarla getirmekte olduğu levazımatın hemen hepsi kaybolmuş; buna rağmen İtalyan rehineler herhangi bir kötü muameleye maruz kalmamış. Belgelerde devir-teslim mekânı olarak Irak Kürdistan bölgesinin ormanlık alanı gösterilmektedir. Burası sarp kayalıklarla kaplıdır ve kış sporları ile yaz dinlenme yeri olarak pek rağbet gören Şeklave’ye yüksekten bakan dağlık bir bölgedir.

BİRKAÇ İNCE NOKTA DAHA
Kaçırılanlara karşılık istenen fidye miktarını ilgili iki şirket, SAE ile GİE Kürt tarafıyla görüştüler. İtalyan Dışişleri Bakanlığı ve büyükelçiliği, bu pazarlığa bulaşmadılar; zira silahlı bir örgütle temas ve ilişki kurmanın yasal zorlukları ve engelleri bulunmaktadır.
Şirketlerin ödediği fidyeler ödeyecekleri vergi oranlarından düşürüldüğü için, fiiliyatta fidyeleri dolaylı biçimde devlet ödemiştir.
Kaçırma, görüşme, rehine teslimi ve verilen fidyenin alınması sürecine başından sonuna kadar nezaret edenler İngiliz istihbarat teşkilatının mensuplarıydı. Taraflarla teması ve yapılan işlemleri rapor etmekle yükümlüydüler.
İngiliz istihbaratçıları, uluorta iş yapan Fransız firmalarıyla görüşüp ciddi biçimde kendilerini koruyup kollamaları ve gereken tedbirleri almaları noktasında uyarıda bulundular. İngilizlerin, “Kendinize fazla güvenmeyin. İtalyanlardan sonra kaçırılma ve rehin alma sırası size de gelebilir. Fidye ödeme sürecinde sıkı davranın, yoksa bu iş yol olur ve önü de alınamaz” dedikleri rivayet edilmiştir.
İtalyan diplomatları Irak Kürdistan bölgesinde teslim aldıkları rehineleri başka bir mekâna taşıma ve ardından İtalya’ya gönderme sürecinde çok sayıda engelle karşılaştılar. Ancak kendi vatandaşını koruma yükümlülüğü ile Irak rejimiyle arayı bozmama diplomasisine oldukça özen gösterdiler.
Gelişmeler göstermiştir ki; özel şirketlerin fidye-rehine pazarlığı sürecinde müzakerenin kendisi de özelleştirme kapsamında ele alınmaktadır.
Iraklı Kürt örgütlerin lojistik destek, siyasi tanınma, mali destek ve propaganda amaçlı eylem tarzı olarak yabancıları rehin almaları olayını ilk kez okudum. Muhtemelen YNK (Kürdistan Yurtseverler Birliği), 1970’lerin ikinci yarısında birlikte çalıştığı ve hatta bazı elemanlarının kamplarında siyasi-askeri eğitim gördüğü Marksist Filistinli örgütlerin 1970’lerde kendi davalarını dünya gündemine taşımak amacıyla gerçekleştirdikleri uçak kaçırma benzeri eylemlerden esinlenmiş olabilirler.

Bu duruma tarihin tekerrürü (devri daimi) veya fenomenin evrenselliği de denilebilir. Bize düşense Kürt mücadele tarihine dipnot düşmekle yetinmektir.