Kader mi, Bilinçdışı mı?

"Bilinçdışını bilinçli hâle getirmediğiniz sürece, hayatınızı o yönlendirecek ve siz buna kader diyeceksiniz."

Abone Ol

Carl Gustav Jung'un en çok alıntılanan sözlerinden biri olan bu ifade, film izlerken bir bölümde geçti ve tekrar kader mi bilinçdışı mı olduğunu tekrar düşündüm.

Aslında bu durum insanın kendi yaşamına dair yaptığı en büyük yanılgılardan birine işaret eder.

Çoğu zaman yaşadıklarımızı "kader", "şans" ya da "hayatın cilvesi" olarak tanımlarız.

Oysa Jung'a göre, tekrar eden davranışlarımızın, benzer ilişkilerin, aynı hayal kırıklıklarının ve sürekli karşılaştığımız çıkmazların önemli bir kısmı, farkında olmadığımız iç dünyamızın ürünüdür. İnsan zihni yalnızca düşündüklerinden ibaret değildir. Bilincimizin altında, çocukluktan bugüne taşınan deneyimler, bastırılmış duygular, korkular, inançlar ve çözülmemiş çatışmalar bulunur.

Bunlar sessizce davranışlarımızı şekillendirir.

Kimi zaman nedenini bilmeden aynı insanlara güvenir, aynı hataları tekrar eder ya da benzer sonuçlarla karşılaşırız. Dışarıdan bakıldığında bunlar "talihsizlik" gibi görünse de, aslında görünmeyen psikolojik örüntülerin yansıması olabilir. Modern yaşamda da bunun sayısız örneğini görüyoruz. Sürekli tükenmiş hisseden çalışanlar, her ilişkide benzer sorunları yaşayan bireyler ya da ne kadar başarılı olursa olsun kendini yetersiz hisseden insanlar...

Sorunun kaynağı çoğu zaman dış koşullar değil, kişinin farkına varmadığı iç dinamiklerdir. Bilinçdışı, görünmez bir yönetmen gibi kararlarımızı etkiler.

Ancak Jung'un yaklaşımı karamsar değildir. Tam tersine, bu söz aynı zamanda güçlü bir umut taşır. Çünkü insan, kendini tanıma cesareti gösterdiğinde, bilinçdışının etkisini azaltabilir. Kendi korkularını, öfkelerini, travmalarını ve savunma mekanizmalarını fark eden birey, yaşamını otomatik tepkilerle değil, bilinçli tercihlerle yönlendirmeye başlar. Bugün psikoloji bilimi de öz farkındalığın ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkisini desteklemektedir.

Duygularını tanımlayabilen, düşünce kalıplarını sorgulayabilen ve gerektiğinde profesyonel destek almaktan çekinmeyen bireyler, yaşamlarında daha sağlıklı kararlar alabilmektedir. Bu nedenle psikolojik farkındalık artık yalnızca terapi odalarının konusu değil; eğitimden iş yaşamına, aile ilişkilerinden toplumsal yaşama kadar her alanda önemli bir beceri hâline gelmiştir. Belki de hayatın bize sürekli aynı dersi vermesinin nedeni kader değildir. Belki de değişmeyen, olaylar değil; onlara her seferinde aynı yerden bakıyor oluşumuzdur. Jung'un sözü, kader kavramını inkâr etmekten ziyade, insanın kendi sorumluluğunu hatırlatır.

Çünkü bazen hayatı değiştiren şey, dış dünyayı değiştirmek değil; iç dünyayı görmeye cesaret edebilmektir.