MAHALLENİN DEĞİŞEN SESİ

Günaydın Türkiye. Günaydın sevgili okurlarım. Bir zamanlar mahalle, sadece evlerin yan yana dizildiği bir yer değildi; bir ritmi, bir dili, kendine özgü bir sesi vardı. Sabah kapı önlerini süpürenler, akşamüstü sandalyelerini kaldırıma çıkaranlar, bakkalın önünde edilen kısa sohbetler… Gün, bu küçük karşılaşmalarla akardı.

Abone Ol

Şimdi şehir büyüdü, sokaklar kalabalıklaştı, kapılar daha sık kapalı kalıyor. Apartman girişlerinde selamlaşmalar bazen başını sallamakla kalıyor.

Su kesintisini bildiriyor, kim kargo bırakıldığını yazıyor, kim kaybolan kediyi soruyor… Dijital ama hâlâ mahalle işi. Yardım ihtiyacı doğduğunda bir mesaj yetiyor; birkaç dakika içinde kapı çalabiliyor.

Yeni nesil mahalle esnafı da bu dönüşümün parçası. Zincir marketlerin yanında açılan küçük kahveciler, fırınlar, tamirciler… İnsanlar sadece alışveriş yapmaya değil, kısa bir mola vermeye uğruyor. Bir selam, iki kelime, tanıdık bir yüz; şehirde tutunmamızı sağlayan bağlar belki de tam burada kuruluyor.

Parklar bu yeni mahalle kültürünün merkezlerinden biri hâline geldi. Sabah erken saatlerde yürüyüş yapanlar, çocuklarını salıncağa getiren anne babalar, bankta gazetesini okuyanlar… Aynı sokakta yaşayıp yıllarca karşılaşmayan insanların, bir bankta yan yana oturunca sohbete başladığına tanık oluyoruz.

Elbette eskiyle yeninin arasındaki fark hissediliyor. Kapı önlerinde uzun akşamlar daha az, çocuk sesleri bazı sokaklarda eskisi kadar yüksek değil. Ama yerine başka alışkanlıklar geliyor: site içi etkinlikler, apartman toplantılarında paylaşılan küçük ikramlar, komşular arasında düzenlenen kitap değişimleri…

Belki de mahalle dediğimiz şey, binalardan çok niyet meselesi. Aynı sokakta yaşayan insanların birbirini fark etme isteği varsa, kültür de kendine yol buluyor. Büyük şehirde küçük bir kasaba duygusu yaratmak zor ama imkânsız değil.

Günün sonunda insan, en çok tanıdık yüzlere ihtiyaç duyuyor. Asansörde edilen iki cümlelik sohbet, markette “Bugün nasılsınız?” diye soran kasiyer, camdan cama yapılan kısa bir selam… Bunlar manşet olmaz ama hayatın ağırlığını hafifleten ayrıntılardır.

Belki de mahalle hâlâ orada; sadece biraz daha sessiz, biraz daha temkinli, biraz da zamana uyum sağlamış hâlde. Onu canlı tutan ise teknoloji ya da beton değil, aynı eski şey: birbirini görmeye gönüllü insanlar.

&

BU SÖZÜ ÇOK TUTTUM

Bütün yılanlar yerde sürümez,

Bazıları yanınızda yürür.

&

NİYE, ALLAH AŞKINA NİYE?

Aynı havayı soluyor,

Aynı güneşin altında ısınıyor,

Aynı yağmurda ıslanıyor,

Aynı ayın ışığıyla aydınlanıyoruz.

Peki bu olan bitenlerle, bu ciğer yakanlar niye?

&

Kirveme öğütler

Hayat ne gideni geri getirir

Ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir.

Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın; ya da yaşamadım diye ağlamayacaksın, kirvem.

&

Gelelim “Dilimde tüy bitinceye kadar” yazacaklarıma;

“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, aslına uygun bir biçimde MÜZEYE dönüştürülsün.”

“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.”

“Sur İlçesinin adı “ESKİ DİYARBEKİR” olsun.”

“ŞEHRİN STADI, ŞEHRİN ÖZGÜRLÜK MEYDANI OLSUN.”

Anzele büyük bir göl haline dönüştürülsün. Etrafı piknik alanı olsun.

İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle.

Dostça kalın.