Mardin

Mardin'de anılar, mekanlar ve insanlar

Mardin'de Süryani sayısı azalırken onların adıyla birçok şeyin satılıyor olması trajik değil mi? Süryani işi takılar, çörekler, kahveler, şaraplar... Gönderdiklerimizin mirası üzerinden ticaret yapıyor ve palazlanıyoruz sanki.

Abone Ol

Vecdi ERBAY/ İZLENİM

Mardin'e, bienalde sergilenmeye değer görülen sanatsal çalışmaları görmeye gidecektim. Diyarbakır ile Mardin arasındaki mesafe çok değildir. Ama günlük hayatın koşturmacası içinde bir daha ne zaman fırsat bulup bienali izlemek üzere gelecektim Mardin'e, kim bilir. Bienal için Mardin'e gidilir. Bir de Mardin'e gitmenin tam zamanıydı. Bir iki hafta sonra çöl sıcakları başlayacak ve sokakta dolaşmak, en azından benim için, delilikle eşdeğer olacak.

Kızıltepe'den Mardin'e toplu taşıma aracıyla seyahat etmek kısa sürede eziyete dönüştü. Araç yol boyunca yolcu alıp indirdi. Araç tıklım tıkış ve sıcaktı.
Bunu bekliyordum. Yine de bir umut, memleketimde bazı işler doğru düzgün ilerlemeye başlamıştır ve bunu yaşayarak görmeliyim, diye düşünmüştüm. Bu nedenle, seni arabayla Mardin'e bırakalım, teklifini geri çevirmiştim. Böylece Mardin'de trafik meselesinin çözümü için epey bir zaman daha beklemek gerektiğini yaşayarak anlamış oldum.

EKSİLMEYEN TURİST AKINI

Adamın bir, sosyal medyada bir video paylaşmış, "Mardin'de yer kalmadı, artık gelmeyin, gelmeyin, gelmeyin" diye yakarmış. Bayramı fırsat bilen binlerce turistin Mardin'e akın ettiği rivayet ediliyordu ki muhtemelen doğrudur. Çünkü Mardin, son yıllarda turizmin gözde merkezlerinden biri oldu. Taşıyla, tarihiyle, kültürüyle, ibadet mekanlarıyla bu ilgiyi hak eden şehirlerdendir Mardin. Mardin'e ilginin artmasında, kuşku yok ki burada çekilen 'gerçeküstü' dizilerin de payı büyük. Dükkanlarda satılan şallar bile kadın oyuncuların adını taşıyor.

Şunu demeye getiriyorum: Bayram tatilinin son günü gitmiş olsam bile Mardin hakikaten kalabalıktı. Kafile halinde daracık kaldırımda yürüyen turistlere mana vermek, ticari bir kaygı taşımayan her Mardinli için zordur. Çünkü yürümek, hele hava sıcaksa, tam bir sinir harbine dönüşebiliyor.

NEREDE ESKİ ÇAY OCAĞI

Eskiden postane olan binanın karşısında bir çay ocağı vardı. Buradan muazzam Mardin ovasını izlemek çok keyiflidir. Ne vakit Mardin'e gitsem o teras gibi mekanda çay içerim, mevsimine göre yemyeşil ya da sapsarı ovayı huşu içinde izlerim. Bu sefer mümkün olmadı. Çay ocağındaki bütün masalar çoktan kapılmıştı çünkü. Yine de ova, binaların arasından yer yer gösteriyordu kendisini. Tarlalar sararmaya başlamıştı. Yeşil ile sarı, birbirini tamamlayan alışılmadık yeni bir renk olarak uzayıp gidiyordu.

Son yılların kurak geçen baharlarından sonra bu yıl yağmur boldu ve toprak suya duymuştu. Ama amansız yaz sıcaklarına az bir zaman kalmıştı. Mardinliler bilir bunu, 15 Hazirandan sonra Yaşar Kemal'in anlattığı sarı sıcak günler başlayacak ve ova sapsarı olacak.

QEHVA BİLALO OLMUŞ BİLALO KAHVESİ

Mardin'in içinden geçen o upuzun ve tek caddenin ortasındadır Qehva Bilalo. Nerede bir kalabalık görse, Kürtçe, "Bilalo'nun kahvesine çevirdiniz burayı" diye çıkışırdı dedem. Dedem hiç gitmişmiydi bu kahveye, bilmiyorum ama dedemle yaşıt bir mekan. Böyle nam salmış bir kahve.

Mardin'e gittiğimde uğramadan edemediğim mekanlardan biridir Bilalo Kahvesi. Masalın Ölümü kitabımdaki "Tuzak" öyküsünün mekanıdır ayrıca.
Bu kez de gittim. Ama tahmin edilebileceği gibi bu mekanın da şekli şemali değişmiş. Oyun masaları kaldırılmış, dondurma dolabı falan yerleştirilmiş içeriye. Sokağa bakan duvar yıktırılmış ve masalar sokağa taşmış. Ve elbette masalarda çoğunlukla turistler oturuyor.

Bu kahvede hamallar otururdu eskiden. Bütün gün sandalyede yayılarak caddede gidip gelenlere bakar, tanıdıklara laf atar, iş çıkıncaya kadar aylaklık yaparlardı. Şimdi hiçbiri ortalıkta görünmüyor. Çay ocağındaki ufak tefek adamın adı Servet'ti ve buranın işletmesini babasından devralmıştı. Duvardaki fotoğraflardan babasını gösterdi. Kıyafetiyle, oturuşuyla, objektife bakışıyla heybetli bir adamdı babası.
"Hamallar otururdu kahvede, şimdi nereye gittiler?" diye sordum. "Hepsi öldü" dedi Servet. Bu beklediğim bir cevap değildi doğrusu. "Biraç kişi kaldı, onlar da bazen geliyorlar kahveye" diye devam etti. Mardin'de hamallık kadim bir meslek. Ağır eşyaların, mesela buzdolabının yokuş yukarı taşınması, dünyanın en zor işlerindenmiş gibi gelir bana. Peki ama Mardin'de hamallık mesleği öldüyse, nasıl taşınıyor o ağır yükler? Üstelik ortalıkta yük taşıtılan katırlar da görünmüyor...

Çıkarken Servet'in elinde eski cezvelerden gördüm. "Bu hakiki mırra mı?" diye sordum. Hakikiymiş. Ama "Aç karnına içme, yemekten sonra gel, sana hakiki mırra ikram edeyim" dedi Servet. Açtım ve dokunubabilirdi sahiden.

MARDİN'DE VEJETARYEN BİR LOKANTA

Kahvenin yan sokağında daha önce yemek yediğim bir lokanta vardı. Fakat oraya gitmedim. Sokağın sonunda Farmo diye yeni bir mekan vardı. Fermo Kürtçede buyurun anlamına geliyor. Tashih yoksa Farmo ne demek?
İngilizce çiftlik anlamına gelen kelimeye o harfini ekleyince İngilizce Kürtçe karışımı yeni bir kelime icat edilmiş. Çiftlik boşuna seçilmiş bir isim değil, mekanı işleten arkadaşın verdiği bilgiye göre. Taze ve doğal ürünler kullanılıyormuş yemeklerde. Ve Farmo vejetaryen bir lokanta. Mardin'de vejetaryen başka bir mekân var mı, bilmiyorum. Günün yemeğinde patlıcan yatağında falafel vardı ve hiç fena değildi. Etçil bir memleket olan Mardin'de işleri rast gitsin arkadaşların.

SÜRYANİ ÇÖREĞİ, SÜRYANİ KAHVESİ...

Söz yemekten açılmışken, aklımda kıtlık zamanına aitmiş gibi kalan peksimetten söz etmek isterim. Peksimet sert ve uzun süre bozulmadan saklanabilen bir ekmek türü. Elbette geçmişi de uzun ve birçok destanda bu ekmekten söz edilir.

Şu var ki Mardin dışında peksimete rastladığımı hatırlamıyorum. Fakat Mardin'de her fırında peksimet üretiliyor. Poşetlenmiş peksimetler Süryani çöreği, şekerli ekmek ve diğer un mamulleri ile birlikte sergileniyor.
Matador adlı fırının sahibine, nasıl yeniyor, diye anlamsız bir soru sordum. Mardinli bir matador gibi net bir cevap verdi: "Çaya batırıp yiyeceksin."
Süryani çöreği de her fırında ve çerez satan hemen her dükkanda satılıyor. Tadı ahım şahım değilse de fena değildir. Zaten bu çörek tadından dolayı değil de ismi sayesinde çok satıyor gibi geliyor bana. Mardin'de Süryani sayısı azalırken onların adıyla birçok şeyin satılıyor olması trajik değil mi? Süryani işi takılar, çörekler, kahveler, şaraplar... Gönderdiklerimizin mirası üzerinden ticaret yapıyor ve palazlanıyoruz sanki.

KÜÇÜCÜK DÜKKANLAR NE ANLATIR?

Mardin'de cadde boyunca bitişik nizam sıralanmış dükkanlar küçücüktür. Belki eskiden de dükkanlar küçüktü ya da sonradan bölünüp küçülerek bugüne geldiler. Ancak dükkanların bu kadar küçük olması bana kanaatkar olmayı çağrıştırıyor. Gösterişten uzak ve kanaatkar. Doğrusunu söylemek gerekirse bu çağrışımın yanlışlık payı taşıdığına inansam da beni heyecanlandırıyor.
Son yıllarda kimi bitişik dükkanlar birleştirildi ve büyütüldü. Bir keresinde böyle büyük dükkanlardan birinin sahibine, "Senden alışveriş yapmak istemem çünkü çok açgözlü görünüyorsun" demiştim. Adam şaka yaptığımı sanmış, beni ciddiye almamış ve gülmüştü.

Kimsenin çok kazanmasına itirazım yok, yanlış anlaşılmasın. Ama bu açgözlü insanlar Mardin'in tarihi dokusunu bozuyor. Fakat tarihi dokunun bozulmasından tek başına bu insanlar sorumlu değil. En büyük suç, dükkanların büyütülmesine göz yuman etkili ve yetkili kişilerdir. Sahi, Mardin bienalini yazacaktım, değil mi? O halde, "Devamı yarın" diyelim.