Newroz ve yoksulluk

21 Mart Newroz günü yayınlanan yazımın son cümlesini şöyle bağlamıştım; “illa ki anlam atfedilen gün olan 21 Mart’ta kutlanacak Amed/Diyarbakır Newrozu’nda söz / kelam neye dalalet edecek, işte onun sırrı …”

Abone Ol

Newroz gününün önceki akşamı şehrin fiskaya semtindeki kent terasında “Diyarbakır kent platformu”nca düzenlenen Newroz Resepsiyonuna katıldım. Sanatçı Ali Tekbaş’ı izleyip dinledim. Kürtçenin iki lehçesi Kurmancî ve Zazaki ile Türkçe Newroz’un anlam ve önemini dillendiren aynı metnin üç sunumunu dinledim. Yurt dışı ile il dışından gelen çok sayıda konuklardan tanıdıklarımla selamlaşıp ayaküzeri sohbetler edip, hem hal hatır sorduk hem de malum “barış süreci” gündemini konuştuk. İki haber kanalına (biri İlke TV’ydi, diğerini soramadım) kısa ve görüntülü röportajlar verdim. Sahada esameleri okunmayan ama bu tür “görünmeleri gereken” yerlerde arzı endam eden, temsili ve bir seçimlik ömürleri olan kimi aktörleri gördüm.
Newroz sabahı SAMER Saha Araştırmaları Merkezinin 2025 yılı içinde yaptığı Ocak, mart, mayıs ve Ekim ayları anket çalışması üzerinden 2026 Mart ayına dair 13 sayfalık “Barış inşası kapsamında SAMER barış süreci araştırmalar analizi” raporunu okudum.

SAMER analiz raporu soruyu soruyor; “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?”. Cevap geliyor “Ekonomik sorun ve işsizlik”. Ve işin çarpıcı tarafı birinci sıraya yerleşiyor bu cevap. Ocak 2025’te %53.6 olan rakam çok değil beş ay sonra mayıs 2025’te %68.9’a tırmanıyor.

SAMER’in bu önemli saha anket sonuçları ve analiz raporunun irdelemesi belki bir başka yazı konusu olmalı ve ülkenin mevcut hâl ve ahvali üzerine detaylı tartışılmalı. Çünkü SAMER bir yıl içinde dört kez Kürt coğrafyasının 16 şehrinde yapmış bu çalışmayı.

Şimdi bu yoksulluk-işsizlik-ekonomik kriz hâli çentiği üzerinden 2026 Diyarbakır Newroz’una bakarsak sahada tam da o yoksulların fiili durumunu görmek mümkün. Kadınların ve gençliğin görünür Newroz’u sadece bu yılın değil, son iki hatta üç yılın mühürlü hâliydi elbette.

Diyarbakır Newrozunun temsili olarak kürsüye davet edilmiş konuşmacılarının newroz komitesince kısa tutulmasına karar verilmiş konuşmalarında ne dediklerini bir yana bırakıp; bir konuşma ile bir mesajdaki birer paragrafa dikkat çekmek sanki bu Newroz’un en anlamlı noktasıydı.

Öcalanla İmralı’da bir süre birlikte kalmış otuz yıllık mahpuslardan Çetin ArkaşAmedNewroz’unda çok sert ve öfkeli konuşarak şöyle dedi; "Sizin yarattığınız değerler üzerinden bireysel ikbal peşinde koşanlar sert kayaya çarpacaklar.”

Ve Öcalan’ın mesajından iki paragraf; “Newroz’da bir türlü yakamızı bırakmayan her çeşit yetersiz ilişkilerden, yetersiz anlamlardan kendimizi arındıralım ve yetkin bir ilişki tarzıyla, yetkin bir anlam derinliğiyle yeni bir özgürlük ahlakı ve yeni bir estetik anlayışla yaşama yüklenelim.”

“Tarihimizde olduğu gibi günümüzde de her türlü savaş dayatmalarını, yoksulluğu ve barbarlığı geriletebileceğimizi bilince çıkarmamız gerekir.”

Şimdi buradan baktığımızda yaratılan değerler üzerinden “bireysel ikbal” peşinde koşanlar ve Newroz’da bile yakalara musallat olan “yetersiz ilişkiler”de ısrar edenler vurgusu. Öyle sanıyorum ki yeni dönemin önemli perspektifi bu ve Newroz’da devasa kitleye, bir de dünyanın dört bucağından gelen konuklara karşı altı çizilen mesaj dikkatlerden kaçmayan. Onca yıldır bir adada “tecrit” koşullarında yaşayan ve örgütünün en tepesindeki şahsiyet “ÖZGÜRLÜK AHLAKI ve ESTETİK ANLAYIŞ” vurgusunu Newroz mesajında niye yapar ki! Hiç düşüneniniz var mı?

Bir yanda iktidar olmanın tebaasına değerleri yabancılaştırarak meğerse “ben neymişim” havasına giren temsili legal aktörlerin hâli pür melaline karşı işin asli “sahipleri”nin kitleye şikayeti ve “hesap sorulacağı” vurgusu! Öbür yanda ise büyük halk kitlelerinin ankette de altı çizildiği ve Öcalan’ın da işaret ettiği “yoksulluk” mevzuu.

Sonuçta Kürt aristokrasisi ve metropollerde okuyan ekonomik durumları hayli hallice olan ailelerin çocuklarının örgütledikleri siyasal geleneklerden gelmeyen yoksul Kürt çocuklarının siyasal örgütlülüğüne hitap ettiklerini biliyordu bu bir konuşan ve bir mesaj veren.

Diyarbakır Newrozunun göstergebilim açısından iki detayına da ayrıca dikkat çekmek isterim. Biri meteoroloji ile alakalı olan, günler öncesinden newroz gününün sağanak yağmur altında olacağı belliydi. Buna rağmen Diyarbakır Newroz Meydanı istiap haddini aşmış dolup taşmıştı. Bu devasa kitlenin newroza biçtiği milli hissiyattı elbette. Taş da yağsa Newroz kutlanacaktı.

Bir diğeri ise Kürdi temsiliyeti olan diğer Kürt coğrafyalarındaki şahsiyetlerin protokolde varlıkları, icabetleri ve gerekse dijital mesajlarıydı. Bu da “Birlik” eksenli altı çizilesi ve üzerinde hassasiyetle durulası bir noktaydı.

Ve bir de eleştiri, sunuculardan erkek olan çok amatördü, sanki mahalle konserinin coşturucusu edasındaydı. Kadın sunucu daha sakindi. Ve sahne konuşmalarının büyükçe bölümü Türkçe olmasına rağmen sunucuların ikisi de Kürtçe konuşuyordu. Kürtçede ısrar elbette anlaşılır ve anlamlı hatta olması gereken. Ama bu tür organizasyonlarda dünyanın dört bucağından izlenme olduğunun da farkında olunması gerektiği de bir gerçeklik…