Bu kez 14 yaşında bir çocuk, babasına ait silahları alarak okuluna gitti. İki sınıfı taradı, bir öğretmen ve öğrencilerin de aralarında bulunduğu 9 kişiyi öldürdü, çok sayıda kişiyi yaraladı ve ardından intihar etti.
Bu iki olay, yalnızca bireysel trajediler değil, toplum olarak içinde bulunduğumuz derin bir krizin yansımasıdır. Ölen de öldüren de çocuk…
Geride kalan aileler için ise tarifsiz bir acı. Türkiye’de öğretmene saldıran, doktora şiddet uygulayan haberler artık neredeyse sıradanlaştı. ‘Akran zorbalığı’ artık sıradan bir vaka haline gelmiş durumda. Çocukların kendi aralarında ‘meydan okuma ve korkutma’ halinin neredeyse normalleştirmesi, tehlikenin boyutunu açıkça ortaya koyuyor. Kadına yönelik şiddetin ulaştığı noktayı da bu tablonun dışında düşünmek mümkün değil.
Peki? çözüm ne?
Okul önlerine polis koymak bir ölçüde caydırıcı olabilir mi? Evet. Silaha erişimin zorlaştırılması önemli mi? Kesinlikle evet. Ancak bu tür önlemler, meselenin tamamını açıklamaya ve çözmeye yetmez. Sorunun kökleri daha derinlerde çünkü gelir dağılımındaki bozulma ve yoksulluk, aile içi ilişkileri doğrudan etkiliyor. Geçim derdiyle boğuşan aileler, çoğu zaman çocuklarına yeterli ilgi ve rehberlik sunamıyor. Bu boşluk ise çoğu zaman yanlış çevreler tarafından dolduruluyor. Dijital platformlarda örgütlenen suç grupları, şiddeti özendiren içerikler ve silahın bir ‘güç ve statü’ sembolü olarak sunulması, gençleri hızla bu karanlık alanlara çekiyor.
Siyaset dilinin giderek sertleşmesi, toplumsal kutuplaşmanın artması ve caydırıcı yasal düzenlemelerin yetersizliği de bu tabloya ekleniyor. Şiddetin yalnızca sokakta değil, söylemlerde de normalleştiği bir ortamda büyüyen çocuklardan farklı davranmalarını beklemek gerçekçi değil. Öte yandan, bireysel silahlanmadaki artış meselenin en kritik boyutlarından biri. Türkiye’de milyonlarca ruhsatlı ve çok daha fazlası ruhsatsız silahın dolaşımda olduğu biliniyor. Üstelik silaha erişim yaşı da giderek düşüyor. Bu durum, öfke anlarının geri dönüşü olmayan sonuçlara dönüşmesini kolaylaştırıyor.
Son yıllarda okullarda yaşanan saldırıların artması tesadüf değil. Bu, biriken sorunların dışa vurumudur. Güvenlik önlemlerinin artırılması elbette gereklidir, ancak tek başına yeterli değildir. Çünkü bu mesele yalnızca ‘okuldaki güvenlik’ meselesi değil, aynı zamanda bir eğitim, toplum ve gelecek meselesidir.
Bu nedenle çözüm de çok boyutlu olmak zorundadır.
Öncelikle okullar, yalnızca akademik bilgi verilen yerler değil, aynı zamanda çocukların kendilerini güvende hissettikleri, destek gördükleri ve sağlıklı ilişkiler kurmayı öğrendikleri alanlar haline getirilmelidir. Psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetleri güçlendirilmeli, her öğrenciye erişebilecek şekilde yaygınlaştırılmalıdır.
Ailelere yönelik destek mekanizmaları artırılmalı, özellikle ekonomik olarak zor durumda olan ailelere sosyal destek sağlanmalıdır. Medyada şiddetin özendirilmesine karşı daha sorumlu bir yayıncılık anlayışı benimsenmeli, dijital platformlarda çocukları koruyacak önlemler geliştirilmelidir.
Ve en önemlisi, silaha erişim ciddi biçimde sınırlandırılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki bu tür şiddet olayları yalnızca bireysel ruh sağlığıyla açıklanamaz. Bu olaylar eşitsizliklerin, yoksulluğun, dışlanmanın ve şiddetin normalleştiği bir toplumsal iklimin ürünüdür. Dolayısıyla çözüm de bireyi aşan bir yerde durmaktadır. Daha adil bir toplum, daha kapsayıcı bir eğitim sistemi ve daha güçlü bir sosyal devlet. Aksi halde, bugün konuştuğumuz bu acı olaylar yarın daha da ağır sonuçlarla karşımıza çıkmaya devam edecektir.