Kimse onlara poşetli şeker vermezdi. Çünkü onlar ayaklarında kara lastikleri ve yamalı pantolonlarıyla gezen yoksul çocuklardı.
Bir defasında ev ev şeker toplarlarken sınıfın en zengini arkadaşlarının kapısını çalmışlardı. Kapıyı tesadüfen sınıf arkadaşıSema açmıştı. Sema onlara ayrıcalık göstermek istemiş ve poşetli şeker ikram etmişti. Ancak kapı gerisinde onları seyreden ebeveynleri için bu durum normal değildi.
‘ Kızım çocuklara yanlış şeker veriyorsun. Onların şekeri burada ‘ diyerek kırmız beyaz şekerlerin olduğu tası işaret etmişti.
Sema bunun üzerine elinden poşetli şekeri almış yerine o kırmızı beyazlı şekerlerden vermişti. Birkaç dakika da olsa poşetli şekere dokunmanın zevkini tatmışlardı. Sınıfsal farkındalığı öğrenmesi için onca kitap tüketmesine ihtiyaç kalmamıştı.
Evet akranları ile yamalı pantolonla gezerlerdi. Çocukların da büyükler gibi yamasız pantolon giyebileceklerini büyük şehire gidince fark etmişti.
Yine büyük şehirde sinemaya gitmek için bayram olmasına gerek olmadığını fark ediyordu. Onlar onca el öpmesi karşılığında toplayabildikleri bozuk paralarla sinemaya giderlerdi.
Çocukken bayramlardan ona kalan, yaşadığı dönemde çokça dillendirilen barışmak ile ilgili olanı, özcesi küskün akrabalarının ve komşuların barışmasıydı. Bayram günü mahalle de herkes birbirini mutlaka ziyaret ederdi.
Birbirine küs olanlar bayram günü barışırdı. Birbiriyle hiç konuşmayan babası ile amcası bayramda barışırlar, bayramlarını kutlarlardı. Biraz büyüyünce bayram günü barışmanın sabah namazında başladığına tanık olacaktı.
Otuz üç yıl sonra Ramazan bayramı ve Newroz bayramı çakışıyordu.Newroz kendisini süreçten dolayı bu yıl Barış ile farkındalık yaratırken , çocukluğunun Barış modelini düşünüyordu.
Bayram biter kavgalar ve küslükler yeniden başlardı
Çünkü, kavga nedenleri yerinde duruyordu.
Çünkü, bayramın hatırına barışmışlardı.
Çünkü, barışmak kolay değildi ve hatırla, inançla, kan bağıyla sağlanamıyordu.
Küslüklerin sona ermesi, ellerin sıkılması, birbirine sarılmaları, bayramın bitişiyle yerini soğuk savaşa bırakıyordu.
Bayram barışı bir nevi soğuk barıştı. Bir çeviri için okuduğu literatürde buna negatif barış diyorlardı. Çeviride negatif barış ‘Savaş ve şiddetin yokluğuyla tanımlanır. Bir toplumun istikrar ve uyum eğilimlerini yansıtmamaktadır’ diye tanımlıyordu. Çünkü esas sorun ortada duruyordu ve koşullar elverdiğinde barış denilen şey savaşçılar için cezalandırılması gereken bir ihanete dönüşüyordu. Bu dönemde barış arkadaşı Sema’nın geçici olarak verdiği poşet şeker gibiydi.
Bir arkadaşı ona ‘ bir insan kötülük yapamadığı için iyi insan sayılmaz. O fırsatını yakaladığında kötülüğe baş vurur’demişti. Arkadaşın sözlerine ‘ zaten kötü insan iyi olduğu dönemde sıkılır ve kötülük için fırsat yaratmaya çalışır diye karşı çıkmıştı. Negatif barış belki gücü olmadığı için kötülük yapamayanların barışıydı.
İki bayramın otuz üç yılda bir çakıştığı bir yerde zaman da pozitif barış neydi diye sorarken aynı literatürü karıştırdı.‘Yalnızca şiddetin yokluğu değil; barışı, refahı ve toplumların sürdürülebilir kalkınmasını mümkün kılan tutumlar, kurumlar ve yapılar bütünüdür. Ekonomik kalkınmaya vekurumlarayapılansürdürülebiliryatırımlarilebarışıdestekleyentoplumsaltutumlarüzerine kurulu daha kalıcı bir barışla tanımlanır. Bir toplumun dayanıklılığını veya çatışmaya düşmeden veya tekrar çatışmaya girmeden şokları absorbe etme yeteneğini ölçmek için kullanılabilir’diyordu.
Ve literatür pozitif barışın sekiz dayanağını sıralıyordu. ‘İyi işleyen hükümet, düşük yolsuzluk düzeyleri, sağlam iş ortamı, kaynakların adil dağılımı, diğerlerinin haklarını kabul etme, bilginin serbest akışı, yüksek beşeri sermaye, komşularla iyi ilişkilerdir. Pozitif Barış'taki gelişmeler yalnızca barışı güçlendirmeklekalmaz,aynızamandadahayüksekgayri safi yurt içi hasılat büyümesi,dahaiyirefahölçütleri, dahayüksekdayanıklılıkseviyelerivedahauyumlutoplumlargibitoplumiçinbirçokbaşka
arzuedilensonuçladailişkilendirilir’ diyordu.
Literatür toplumun çoğunluğu gibi ona Newroz’da verilen siyasi demeçler gibi her zaman ağır ve anlaşılmaz geliyordu.
Önemli olan yoksul yamalı pantolonlu çocukların diğer yamasız pantolonlu çocuklar gibi poşetli şeker yiyebilmesiydi.
Evet bu Newroz’ da barış için fazlasıyla konuşuluyordu.
Belki bu barış çocukluğunun tanık ettiği barış gibiydi.
Belki de çocukluğunun tanık ettiği barış gibi masum değildi.
Ve belki de bu barış kötülük için fırsat kollayan geçici iyi insanların niyeti gibiydi.
Bu duyguyla sırılsıklam bir halde eve geldi. Vazoda poşetli bir şeker aldı. Şekeri çocuk heyecanıyla yerken yaşayan çocukluğunun arkadaşlarını aradı. Çoğu ile barışık olmadığını biliyordu. Buna rağmen hepsi ona en sıcak halleriyle yanıt veriyor, bayramını kutluyordu. Çünkü otuz üçyıl sonra kavga edecek bir şey yoktu.
Belki insanlık kavga edecek bir şey bulmaz, literatürün tarif ettiği pozitif barış devam eder, bütün çocuklar yamasız pantolon giyer ve poşetli şeker yiyebilirlerdi.