PRATİK POLİTİKA VE İDEOLOJİ

Bugün ülkemizde, bölgemizde ve dünyanın birçok yerinde yaşanan sorunların bu kadar büyüyerek günümüze ulaşmasının nedenlerini yalnızca ekonomik krizlerde, siyasal çatışmalarda, yönetim zafiyetlerinde veya teknik yetersizliklerde aramak yeterli değildir. Çünkü görünen sorunların arkasında çoğu zaman görünmeyen nedenler bulunmaktadır. Toplumların önünde biriken birçok problemin temelinde, ideoloji ile pratik politika arasındaki ilişkinin yeterince doğru kurulamaması yatmaktadır.

Abone Ol

Sorunlar kendiliğinden büyümez. Görülmedikleri için büyürler. Anlaşılmadıkları için derinleşirler. Zamanında ele alınmadıkları için katmanlaşırlar. Bu nedenle bir toplumun karşı karşıya kaldığı sorunların niteliği kadar, o sorunlara nasıl yaklaştığı da önemlidir. Tam da bu noktada ideoloji ile pratik politika belirleyici hale gelir.

Ne var ki çoğu zaman ideoloji yaşamdan uzaklaşmakta, pratik politika ise günü kurtaran faaliyetlere indirgenmektedir. Böyle olunca biri canlılığını kaybetmekte, diğeri ise yönünü yitirmektedir. Oysa yaşam sürekli hareket halindedir. İnsan sürekli değişmektedir. Toplum sürekli dönüşmektedir. Bu hareketliliği anlayamayan ideolojik yapı, zamanla donarken, bu hareketliliği okuyamayan uygulayıcılar ise pratik politika yaratıcılığını kaybetmektedir.

Bugün birçok kurumun ve toplumsal hareketin yaşadığı temel sıkıntıların önemli bir kısmı da burada ortaya çıkmaktadır. İnsan adına yola çıkılıp zamanla insanın unutulması, toplum adına konuşulup zamanla toplumla bağın zayıflaması, özgürlük adına mücadele edilip zamanla yaratıcılığın körelmesi bu kopuşun farklı görünümleridir.

Oysa hem ideolojinin hem de pratik politikanın başlangıç noktası, insandır. İnsan unutulduğunda yaşam kaybeder, politika da anlamını yitirir.

İdeolojinin Görevi Sadece Düşünceyi Değil İnsanı Anlamaktır

İdeoloji genellikle belirli fikirlerin, ilkelerin veya dünya görüşlerinin toplamı olarak tanımlanmaktadır. Oysa ideolojinin daha derin anlamı, düşünceyi inceleme sanatıdır. Fakat düşünceyi incelemek, düşünceyi kutsamak anlamına gelmez. Asıl mesele düşüncenin insan üzerindeki etkilerini görebilmektir. İnsan neden çekiniyor ve uzaklaşıyor? Neden öfkeleniyor ve kendi içinde çekiliyor? Neden yabancılaşıyor? Neden yaratıcı gücünü kaybediyor ve yaşamdan kopuyor? İnsan neden kendi potansiyelinden uzaklaşıyor? İdeolojinin temel sorularından birkaçı bunlar olmak zorundadır.

Çünkü insanı bugünkü hale getiren şeylerin önemli bir kısmı düşünsel yapılardır. Önyargılar, ezberler, korkular, şartlanmalar, dogmalar ve kalıplaşmış yargılar, insanın doğal yaratıcılığını daraltmaktadır. İnsan çoğu zaman yaşamın kendisinden çok, yaşam hakkında oluşturduğu düşüncelerin etkisi altında kalmaktadır.

Bu nedenle ideolojinin görevi, yeni kalıplar oluşturmak değildir. İnsanı sınırlayan kalıpları görünür hale getirmektir. Gerçek ideoloji suçlamaz, dışlamaz. Gerçek ideoloji uzaklaştırmaz, anlamaya çalışır. Çünkü anlamanın olmadığı yerde dönüşüm olmaz.

İnsanları sürekli yargılayan, etiketleyen veya belirli kategorilere sıkıştıran yaklaşımlar kısa vadede güçlü görünseler de uzun vadede yaratıcılığı tüketirler. İnsanların kendilerini ifade etmelerini, gelişmelerini ve katkı sunmalarını zorlaştırırlar.

Oysa ideoloji yaşamın sürekli değişen gerçekliğini inceleyen, canlı bir alan olmak zorundadır. Bunun için yalnızca toplumu değil, kendisini de incelemelidir. Kendi doğrularını, kendi alışkanlıklarını, kendi eksikliklerini ve kendi kör noktalarını da görebilmelidir. Kendini inceleyemeyen ideoloji zamanla dogmalaşır. Dogmalaşan ideoloji ise yaşamın ve yaşatmanın gerisine düşer.

Bu nedenle ideolojinin en önemli görevi, insanın içindeki yaratıcı gücün önünde duran görünür ve görünmez engelleri ortaya çıkarmaktır.

Pratik Politika Yaşamın En İnce Ayrıntılarını Görebilme Sanatıdır

Pratik politika çoğu zaman uygulama alanı olarak görülmektedir. Oysa pratik politika yalnızca uygulama değildir. Yaşamı okuyabilme, insanı hissedebilme ve her anın içindeki imkanı görebilme yaratıcılığıdır. Pratik politika insanla kurulan canlı ilişkidir. Bir insanın kuruma ilk gelişindeki hissiyatı, pratik politikadır. Bir önerinin ciddiyetle ele alınması, bir insanın kendisini değerli hissetmesi, bir yurttaşın yerel yönetimle kurduğu bağ, bir çalışanın kurum içerisindeki heyecanı, bir gencin fikrinin dikkate alınması, bir insanın yalnız olmadığını hissedebilmesi, pratik politikadır.

Fakat pratik politikanın daha derin bir boyutu vardır. O da anı okuyabilme zekasıdır. Sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek değerlidir. Fakat pratik politikanın asıl etkisi, henüz görünür hale gelmemiş süreçleri fark edebilmesinde yatar. Kopuşları kopuşa dönüşmeden, çatışmaları büyümeden, sorunları ağırlaşmadan görebilmek, yaşamın akışını dikkatle okuyabilmek demektir. Çünkü birçok sorun bir anda ortaya çıkmaz. Uzun süre fark edilmeyen küçük işaretlerin birikmesiyle görünür hale gelir. Pratik politika ise tam da bu işaretleri zamanında görebilme sanatıdır. Bu nedenle pratik politika biraz da yaşamın nabzını tutma sanatıdır. Her anı ve her ayrıntıyı görebilmedir. Her insanın taşıdığı potansiyeli fark edebilme gerçekliğidir.

Burada dinleme kültürü özel bir önem taşımaktadır. Çünkü birçok kurumun en büyük eksiklerinden biri dinlemeyi bilmemeleridir. Dinlemek yalnızca söyleneni duymak değildir. Dinlemek söylenmeyeni de fark edebilmektir. Sessizlikleri duyabilmektir. Geri çekilmeleri görebilmektir. Kırgınlıkları hissedebilmektir.

Birçok insan kötü niyetlerden dolayı değil, dinlenmediğini hissettiği için uzaklaşmaktadır. Birçok insan anlaşılmadığını düşündüğü için susmaktadır. Birçok insan değerli görülmediğini hissettiği için katkı sunmayı bırakmaktadır.

Bu nedenle pratik politika aynı zamanda güçlü bir dinleme kültürü inşa etmedir.

Kurumların Geleceğini Belirleyen Şey İnsanın Enerjisi Ve Yaratıcılığıdır

Kurumlar ve toplumsal hareketler çoğu zaman hedefler, projeler ve faaliyetler üzerinden değerlendirilmektedir. Oysa bir kurumun gerçek etkisi bunlardan önce insanla kurduğu ilişkiyle ölçülmelidir. Çünkü kurumları ayakta tutan şey binalar değildir. Yönetmelikler değildir. Bütçeler değildir. Makamlar değildir. İnsanlardır. Daha doğrusu insanların enerjisi, aidiyeti, yaratıcılığı ve katılımıdır. Bugün birçok kurumun görünmeyen sorunu enerji kaybıdır. Toplantılar yapılmaktadır ama heyecan azalmıştır. Projeler sürmektedir ama yaratıcılık zayıflamıştır. Faaliyetler devam etmektedir ama canlılık kaybolmuştur. İnsanlar oradadır fakat enerjileri yaşamdan çekilmiştir. İşte kurumsal çürüme çoğu zaman burada başlar.

Bu durumun temel nedenlerinden biri insanların yalnızca görevlerle ilişkilendirilmeleridir. Oysa insan bir görev tanımından çok daha fazlasıdır. Her insan farklı yeteneklerin, farklı deneyimlerin ve farklı imkanların taşıyıcısıdır.

Pratik politikanın önemli görevlerinden biri de insanları doğru alanlarda değerlendirebilmektir. Kimin hangi konuda yaratıcı olduğunu görebilmek. Kimin hangi alanda katkı sunabileceğini fark edebilmek. İnsanların yeteneklerini açığa çıkarabilmek. Onları üretken hale getirebilmek. Onların gelişimini destekleyebilmek… Bunların tamamı pratik politikanın kapsamına girer. Çünkü birçok kurum insan eksikliği yaşamamaktadır. Asıl sorun mevcut insan potansiyelinin yeterince görülememesidir. Sayısız yetenek fark edilmeden, sayısız öneri duyulmadan, sayısız insan değerlendirilemeden süreçlerin dışına düşmektedir.

Bu nedenle kurumların başarısı yalnızca yaptıkları işlerle değil, ortaya çıkarabildikleri yaratıcı insan sayısıyla ölçülmelidir. Bir kurum insanı büyütebiliyorsa, insanın potansiyelini açığa çıkarabiliyorsa, insanların enerjisini yükseltebiliyorsa ve yaratıcılığı çoğaltabiliyorsa başarılıdır.

Halk adına karar almak yeterli değildir. Halkın düşünmesini, katılmasını ve üretmesini sağlayabilmek gerekir. Toplum adına konuşmak yeterli değildir. Toplumun içindeki potansiyeli görünür hale getirebilmek gerekir. Çünkü insan adına yola çıkılıp insan bir araç haline dönüştürüldüğünde, bütün yapılar zamanla kendi özlerinden uzaklaşır.

Oysa gerçeklik bunun tersidir. Projeler, kurumlar, siyaset, pratik politika, deoloji insan içindir. Ve bütün bunların nihai amacı yaratıcı insanın ortaya çıkabilmesidir.

Çünkü yaratıcı insanın olmadığı yerde kurumlar tekrar etmeye başlar. Yaratıcı insanın olmadığı yerde siyaset mekanikleşir, toplum kendisini yenileyemez ve yaşam daralmaya başlar.

Ve belki de uzun zamandır biriken birçok sorunun çözüm yolu tam burada görünür hale gelir. Çünkü yaşamın bütünlüğünde insan vardır. İnsanı anlamayan bir ideoloji derinleşemez. İnsanı yaşama katamayan bir pratik politika da kalıcı bir dönüşüm yaratamaz. Gerçek değişim, insanın yeniden görülmesiyle, anlaşılmasıyla ve içindeki yaratıcı gücün özgürce ortaya çıkabilmesi ile başlar. Bu da sorgulanması gereken bir konudur.