Oysa Ramazan, sadece sofraya değil; kalbe, zihne ve hayata kurulan bir sofradır. Modern hayatın hızına kapılmışken Ramazan, her yıl bize yavaşlamayı hatırlatır. Gün boyu aç kalmanın ötesinde, tüketim alışkanlıklarımızı, dilimizi, öfkemizi, hatta bakışımızı terbiye etmeyi teklif eder. Bir hafta, bu muhasebeyi yapmak için kıymetli bir eşik. Neye hazırlanıyoruz?
Eğer Ramazan’ı yalnızca uzun iftar sofraları ve kalabalık davetlerle karşılıyorsak, özünü ıskalama riskimiz var. Oysa asıl hazırlık; kalbi hafifletmek, kırgınlıkları onarmak, bir telefonla hatır sormak, bir gönlü almakla başlıyor. Belki de en çok buna ihtiyacımız var: Onarmaya. Toplumsal olarak zor zamanlardan geçiyoruz. Ekonomik kaygılar, deprem sonrası hâlâ süren yaralar, adalet ve güven tartışmaları…
Böylesi bir atmosferde Ramazan, sadece bireysel değil; kolektif bir arınma fırsatı sunuyor. İftar sofralarının bereketi, paylaşınca artar. Ama paylaşmak sadece tabaktaki yemeği bölmek değildir; yükü, acıyı, umudu da bölüşmektir.Bir haftalık süre, aynı zamanda bedenimizi de hazırlama zamanı. Ani değişimlerin yıpratıcı olmaması için beslenme düzenini sadeleştirmek, uyku saatlerini gözden geçirmek, dijital tüketimi azaltmak…
Belki de en zor oruç, ekranlara karşı tutulandır. Ramazan ayı, gösterişten uzak bir derinlik ister. Sosyal medyada paylaşılan iftar fotoğraflarının ötesinde, görünmeyen iyiliklerin ayıdır. Sağ elin verdiğini sol el bilmesin diye öğütlenen bir geleneğin mirasçılarıyız. Bu yüzden Ramazan’a bir hafta kala yapılacak en iyi hazırlık, niyeti gözden geçirmektir.
Bu Ramazan nasıl olsun?
Daha sade, daha sessiz, daha sahici…
Daha az şikâyet, daha çok şükür…
Daha az tüketim, daha çok paylaşım…
Ramazan, her yıl aynı takvimde gelir ama herkese aynı şekilde gelmez.
Kimi için bir kaybın ilk Ramazan’ıdır, kimi için yeni bir başlangıcın.
Bu yüzden belki de en önemli hazırlık empatiyi büyütmektir.
Bir hafta sonra ilk sahura kalkacağız. O gece alarm çaldığında sadece mideyi değil, kalbi de uyandırmak için niyet edelim. Çünkü Ramazan, aç kalarak değil; fark ederek başlar. Ve belki de asıl soru şu:
Ramazan’a hazır mıyız, yoksa Ramazan mı bizi hazırlayacak?