Oysa o mezarın altındaki insan, bir başkasına zarar vermek üzere çıktığı bir yolun sonunda oradadır. Kimse yüksek sesle ‘ölmeseydi öldürecekti’ demez.
Diyemez. Çünkü ölüm, bütün gerekçeleri susturur. Dünya uzun zamandır bu sessiz çelişkinin içinde dönüp duruyor. Herkesin kendince haklı olduğu, ama kimsenin gerçekten kazanmadığı savaşlar çağındayız.
Günlerce, aylarca süren çatışmalar…Yıkılan kentler, sönen ocaklar, yarım kalan hayatlar… Ve en çok da, daha hayatın ne olduğunu bile anlayamadan toprağa düşen çocuklar.
Sonra bir gün, o çok sert görünen taraflar bir masanın etrafında buluşur. Dün birbirini yok etmeye çalışanlar, bugün ‘çözüm’ kelimesini telaffuz etmeye başlar. Anlaşmalar yapılır, imzalar atılır. Ve hayat, sanki hiçbir şey olmamış gibi devam etmeye zorlanır.
Ama insanın içinde bir soru kalır.
Eğer konuşulabiliyorsa, neden baştan konuşulmadı?
Eğer anlaşılabiliyorsa, neden önce insanlar öldü?
Savaş sadece can almaz. Geride kalanların hayatını da sessizce parçalar. Bir annenin yüreğinde açılan boşluk, bir çocuğun ömür boyu taşıyacağı korku, bir kentin hafızasına kazınan yıkım…
Bunların hiçbirini ‘kazandık’ diyerek telafi edemezsiniz.
Çünkü savaşın kazananı yoktur, sadece kaybedenlerin sayısı farklıdır.
Bugün dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan çatışmalara baktığımızda, değişen sadece tarafların isimleri. Acı aynı acı, gözyaşı aynı gözyaşı.
İnsanlık, her defasında aynı hatayı yeniden yapmanın bedelini ödüyor.
Ve sonra bir şekilde barış ilan ediliyor.
Ama eğer o barış, yaşananların hesabı sorulmadan, sorumlular birbiri ile yüzleşmeden kuruluyorsa, o çok eksik bir barıştır. Kırılgandır. İlk rüzgârda dağılmaya mahkûmdur.
Gerçek barış, sadece silahların susması değildir. Gerçek barış, ‘adaletin konuştuğu, vicdanın susturulmadığı, insanların birbirine yeniden güvenebildiği bir zemindir.’ Aksi halde, savaş sadece bir süreliğine ertelenmiş olur.
Bu yüzden mesele, kimin kazandığı ya da kimin kaybettiği değildir. Mesele, bir daha aynı acıların yaşanmaması için neyin değiştirileceğidir.
Belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormalıyız: Eğer sonunda yine barışılacaksa, neden önce savaşılır? Savaşlar kötüdür, çirkindir, rezilcedir.
Çünkü insan hayatı, hiçbir ideolojinin, hiçbir çıkarın, hiçbir gücün deneme alanı değildir. Ve hiçbir zafer, bir çocuğun hayatından daha değerli değildir.
Savaş kötüdür. Ama ondan daha kötü olan, onun tekrar etmesine izin vermektir.