Hastalığının zirve yaptığı dönemlerinde Siverek mezarlığına defnini vasiyet ederek biri aynı zamanda kuzeni iki değerli arkadaşı Ferit Uzun ile Necmettin Büyükkaya’nın yanına gömülmek istemişti.
Sonra hastane odasındaki sohbetimizde vazgeçmiş ve Diyarbakır demişti. Bu değişiklikte elbette hastalık sürecindeki (son onbeş ay) şehrin sahipleniciliği etkili olmuştu. Ama aslolan şuydu; UZUN’un edebiyatında Diyarbakır’ın çok özel bir yeri vardı.
İlk romanı Tû (Sen)’da hayli uzun uzadıya Diyarbakır anlatısı vardı. HawaraDîcleyê’den tutun Nar Çiçekleri’ne varıncaya kadar anlatıp durmuştur Mehmed Uzun Diyarbakır’ı…
Ve bugün Şeyh Muhammed Düzlüğünde Şemsiler Kayalığının başında Hewsel ve Dijleye karşı kabrinin başında kendisine ait iki dize vardır başucunda;
“Minjiwelatêkî dur nivisîjiwere her tişt / I ro ez navagelêxwe da bextewarim”.
Bu girizgâhı yapmanın nedeni şu; evet Siverek idari açıdan bir ilçe ve Urfa’ya bağlı. Ama Sivereklinin dünyasında hep “bir başına cumhuriyet” gibi. O sebeple iki yönden de şehre girerken dikkat çeken tabela “Siverek iline hoş geldiniz” beklenti kabulüdür.
Bu kararlı duruşun bir tek istisnası Diyarbakır’dır. Siverekliler, özellikle de Siverek entelijansiyasının yüzü diğer bir çok ilin Kürdünde olduğu gibi Diyarbakıra dönüktür. Batmanlı, Mardinli, Dêrsimli, Bingöllü ve diğerleri de öyle. Öyle ki şehre yerleştikten bir süre sonra “Diyarbakırlıyım” ya da “Amedliyim” demeyi onur sayarlar kendilerine…
Bir örnek olsun diye; Diyarbakır’ın seçili son iki Büyükşehir Belediye EşBaşkanları Selçuk Mızraklı ve Serra Bucak Sivereklidirler ve ikisinin de ikametgahları Siverek değil Diyarbakır’dır. Bu bir tercihtir elbette. Dünyanın birçok yerindeki Kürt için Diyarbakır adeta bir Siyasal kâbedir / ana rahimdir ve varlık sebebidir.
Size şimdi yine tercihini buradan, Diyarbakır’dan yana yapmış Siverek’e komşu Viranşehir’e bağlı bir köyden Mehmet Vural’dan söz edeceğim.
Yakın günlerde kaybettik hepimizin dostu Mehmet Vural’ı. Bir işi vardı elbette, Muhasebeci / Mali Müşavirdi. Bir zaman Diyarbakır Mali Müşavirler ve Muhasebeciler Oda Başkanlığı da yapmıştı.
Ama Mehmet Vural’ı asıl siyasal kimliği ve hak ihlallerine karşı İnsan Hakları Derneği ve o paralelde çalışan sivil toplum örgütlerindeki performansı ile tanıdı geniş kitleler.
Benim kendisini tanımam kırk yılı geçmiştir. Onun özverili, kararlı ve muhalif duruşu hep ilkeseldi. Sahada duruşu ile var olan ve güven veren bir aktördü.
2010’da kurulan Ditam / Dicle toplumsal araştırmalar merkezi derneğinde de birlikte çalıştık. Zaman zaman tartıştık da! Ama dostluğumuz hep kavi bir şekilde sürdü hiç teklemeden. Sur içinde restore ederek şehrin kültürel mirasına kattığımız DİTAV kültür sanat evine iki kez gönüllü katkısını yaparken “Bu gibi işler için var olmalıyız. Yoksa para ne işe yarar” dediğini daha dün gibi hatırlıyorum.
Hak ihlallerine duyarlı olduğu kadar tarihi ve kültürel mirasa da sahipleniciliğini kendi köyü ve çevre yerleşkeleri üzerinden defalarca konuşmuştuk.
Vefatından bir hafta öncesine kadar dahi sağlığı elverdikçe hiçbir etkinliği kaçırmayan bir ağabeyimizdi Mehmet Vural.
Diyarbakır, ya da diğer kadim adlarıyla Amid, Amida, Diyarbekir ve ötesi evet sadece surlarıyla kuşatılı mekânsal manzumede doğup büyümüş olanların değil, bölge coğrafyasının aidiyet hissiyatıyla bağrında boy verdiği şehirdir de. Dolayısıyla Mehmet Vural’ın da şehriydi. Ve şehir bir abisini daha kaybetti. Ruhu şad olsun…