Şehriyle anılmanın simge hâli Margosyan

Kimi kişiler vardır ki; yaptıkları ve yazdıklarının yanında adları telafuz edildiğinde illaki önüne mutlaka aidiyeti pekişsin diye şehrinin adı da eklenir. E, yaşarken sanki kendileri de bundan ziyadesiyle mutlu olurlar zaten.

Abone Ol

Mesela Ahmed Arif, Celal Güzelses, Cahit Sıtkı, Ali Emiri gibi…Sayarsak liste uzar gider. Şevket Beysanoğlu’nun dört ciltten oluşan Diyarbekirli Fikir ve Sanat Adamları kitabını şöyle bir taradığınızda o kadar çok Amidli, Amidalı, Amîdî, Diyarbekirli ön veya son ekli / adlı şahsiyetle karşılaşır ve şaşarsınız da! Şehirli olanlar bunu elbette bilir de! Olmayanlar olanca şaşkınlıkları ile “Bu da Diyarbakırlı mıymış?” diye sanki inanmazcasına sormadan edemezler.

İşte bunlardan biri DiyarbekirliMıgırdiçMargosyan’dır. Gerçi onun bir kitabının adıdır “Söyle MargosNerelisen”. Bu soru’nun cevabı şehrin Dicle (Pîran) ilçesine bağlı Herêdan köyüdür ama, o köy qefle zamanı sürgün yılları sonrası bir daha gidilmesi hatta dönülmesi aile büyüklerince yasaklanan köydür. O sebeple aslolan şehirdir elbette, yani Diyarbekir.

İşte belki de bu ve daha bir çok açıdan MıgırdiçMargosyan adı telaffuz edildiğinde önüne en çok yakışan “Diyarbekirli” ön ekidir. Herêdan ne kadar gidilmemesi gereken uzak ve ücra bir köy ise, Diyarbekir de vatandır, yurttur ve bütün hikâyenin asli yeridir.

İşte bu sebeple Ortaokullu yıllarından sonra (1950’li yıllarından 1990’lı yıllara kadar) yazar kimliğine kavuştuktan sonrasına kadar uzakta olsa da kalbinin şehridir MıgırdiçMargosyan’ın. Öyle ki; ömrünün son otuz yılı diyebileceğimiz ilk kitabı “GavurMahallesi”nin yayınından 2022’de vefatına kadar sayısız defa şehre “konuk” olmuştur.

Dikkat ederse bu satırların okuru; konuk kelimesini tırnak içine aldım. Çünkü üstat şehrinde konuk olarak anılmayı en onursal payede bile kabul etmeyendir.

Vefatından dört yıl önce sekseninci yaşında 2018’de Tüyap Diyarbakır Kitap Fuarının “Onur konuğu” ilan edilmişti. Bu elbette çok kıymetliydi. Dokuz günlük fuar süresince en az yedi söyleşi ve panel düzenlendi kendisiyle ilgili. Karşılaştırmalı edebiyat günleri kapsamında ona dair bir program yapıldı. Ve suriçinin kadim bir taş evinde müzikli konuşmalı yaş günü düzenlendi.

Hem o gecede hem de kitap fuarının onur konuğu konuşmasında “Ben bu onur konukluğunu pek sevmedim galiba! Mutlu olmadım. Ben burada konuk değil, buranın sahibi buranın hemşehrisiyim…” deyince herkes bir kez daha düşünmek durumunda kalmış oldu. Çünkü şehir sana gelmez, sen şehre gidersin. Şehir her zaman senin kalbinin üzerindedir. Kavafis’in dizeleri misali. O şehirdir gidip gideceğin yer.

Gavur Mahallesi belki bir kitap adıdır. Ama aslında kitap adı olmaktan öte şehrin sicilinden bir anda buharlaşarak uçup gidenlerin artlarında bıraktıkları ve sanki geride kalan muktedir kültürün de hafızadan silmeye gayret ettiği ideolojik altyapıya bir koca reflekstir.

Toplumun yeniden geçmişiyle yüzleşmesinin edebi metinleridir elbette gavur mahallesi, tespih taneleri ve diğerleri. Gittiler ama aslında gitmediler! Çünkü hep bir şeyleri ile vardılar da siz farkında değildiniz der gibi.

Hançepekile,Çırık çeşmesi ile, SurpGiragos ile ez cümle Gavur Mahallesi ile…

İşte MıgırdiçMargosyan üstadın “Tanrının Seyir Defteri” son kitabının son sayfalarındaki öyküyü yeniden okuduğumda onun onur konuğu yazarlığı için fuar özel kitabına ad olarak seçtiğim “Gittin ki tez gelesen” ismi sanki şimdi daha yerli ve yerine oturmuş oluyor…