Sınıfın kapısındaki korku

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan okul saldırısı yalnızca yaşandıkları şehirleri değil, aralarında Diyarbakır’ın da olduğu geniş bir coğrafyada görünmeyen bir dalga yarattı: korku.

Abone Ol

Bugün Diyarbakır’da pek çok evde sabah aynı cümle kuruluyor: “Bugün okula gitmesen mi?”
Bu soru, bir annenin ya da babanın koruma içgüdüsünden doğuyor belki ama arkasında çok daha derin bir kırılma var.
Çünkü eğitim dediğimiz şey, sadece dört duvar arasında verilen derslerden ibaret değil; güven duygusu üzerine inşa edilmiş bir hayat pratiği.
O güven sarsıldığında, okul sadece bir bina olmaktan çıkıp bir risk alanına dönüşüyor.
Çocuklar açısından tablo daha da karmaşık.
Bir yandan ekranlardan izledikleri görüntüler, diğer yandan büyüklerin fısıltıyla konuştuğu endişeler…
Peki böyle bir atmosferde bir çocuk derse nasıl odaklanabilir?
Daha da önemlisi, “Ya olursa?” sorusuyla büyüyen bir zihin, kendini nasıl güvende hissedebilir?
Bugün birçok çocuk, olası bir saldırı anında ne yapması gerektiğini bilmiyor.
Bu bilinmezlik, korkunun en ağır halini besliyor.
Bunlarla birlikte kendi sınıf arkadaşlarının hareketlerine “garip davranıyor” diye nitelendirdiği korkudan besleniyor.
Ebeveynler ise iki arada kalmış durumda.
Bir tarafta çocuklarının eğitimi, geleceği, hayalleri…
Diğer tarafta ise geri dönülmez bir risk ihtimali.
Bu ikilem, aileleri ya çocuklarını okula göndermemeye ya da her gün tedirgin bir bekleyişe mahkûm ediyor.
Sonuç ise açık: Devamsızlık artıyor, dersler aksıyor, eğitim kesintiye uğruyor.
Oysa mesele sadece güvenlik değil, aynı zamanda psikolojik bir eşik.
Eğer bu korku hali kalıcılaşırsa, bir nesil okulu “öğrenme alanı” olarak değil, “tehlike ihtimali” olarak kodlamaya başlayacak.
Bu da uzun vadede telafisi zor bir toplumsal yaraya dönüşür.
Peki ne yapılmalı?
Öncelikle suskunluk değil, açık iletişim gerekiyor.
Çocuklara yaşlarına uygun şekilde, panik yaratmadan ama gerçekleri gizlemeden bilgi verilmeli.
Okullarda acil durum farkındalığı oluşturulmalı; öğretmenler ve öğrenciler olası senaryolara karşı bilinçlendirilmeli.
En önemlisi de ailelere “yalnız değilsiniz” hissi verilmeli.
Çünkü korku bulaşıcıdır ama güven de öyle.
Bugün Diyarbakır’da, yarın başka bir şehirde…
Bu mesele artık tek bir yerin değil, hepimizin meselesi.
Çocukların yeniden güvenle sınıflarına dönebildiği bir iklimi kurmak, sadece eğitimcilerin değil, toplumun tamamının sorumluluğu.
Sınıfın kapısında bekleyen şey korku olmamalı.
O kapının ardında hâlâ umut olmalı.