Kar yağışıyla kapanan yollar, buz tutmuş ara sokaklar ve ulaşımı aksatan hava koşulları, sağlık hizmetinin sürekliliğini doğrudan etkiler. İlçelerde çalışan doktorlar, hemşireler, ebeler ve 112 acil ekipleri; çoğu zaman sabahın ilk ışıklarıyla değil, gecenin en soğuk saatlerinde yola çıkar.
Ambulansların köy yollarında ilerlemekte zorlandığı, aile sağlığı merkezlerinin yeterince ısıtılamadığı günler, kışın rutini hâline gelir. Merkez hastanelerde görev yapan meslektaşlarına kıyasla ilçelerdeki sağlık çalışanları daha sınırlı imkânlarla mücadele eder.
Personel eksikliği, artan hasta yükü ve teknik altyapı sorunları, soğuk havayla birleştiğinde fiziksel olduğu kadar psikolojik bir yıpranmaya da yol açar.
Don riskine rağmen ev ziyaretine giden ebeler, kar fırtınasında acil vakaya ulaşmaya çalışan paramedikler, çoğu zaman yalnızca görev bilinciyle ayakta kalır. Bu şartlar altında sağlık çalışanlarının karşılaştığı en temel sorunlardan biri de barınmadır. İlçelerde görev yapan pek çok sağlık emekçisi, yetersiz ısınan lojmanlarda ya da yüksek kira bedellerine rağmen uygun olmayan konutlarda yaşamak zorunda kalır.
Soğuk, mesai bitiminde dahi peşlerini bırakmaz. Tüm bu zorluklara rağmen ilçelerde sağlık hizmeti aksamaz. Çünkü o hizmet, istatistiklerden ibaret değildir; karın, tipinin ve ayazın ortasında verilen bir insan emeğidir. Ancak bu fedakârlığın sürdürülebilir olması için, yerel yönetimlerden Sağlık Bakanlığı’na kadar tüm ilgili kurumların kış koşullarına özgü önlemleri artırması şarttır.
Ulaşım desteği, ısınma altyapısının güçlendirilmesi, personel takviyesi ve psikososyal destek mekanizmaları artık bir tercih değil, zorunluluktur. Soğuk havalarda ilçelerde görev yapan sağlık çalışanları yalnızca hastalara değil, sisteme de nefes aldırır. Onların yaşadığı zorluklar görmezden gelindikçe, sağlık hizmetinin yükü omuzlarında daha da ağırlaşır.
Unutmamak gerekir: Ayazda tutulan her nöbet, toplum sağlığı için sessizce verilen bir mücadeledir.