Suriye'de taşlar yerine oturuyor

HTŞ eninde sonunda yenilecektir, çünkü Kürt halkı ağır bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımları korumak için direnecektir ve malum, son sözü her zaman "berxwedanjiyane" diyerek yola çıkanlar söyler.

Abone Ol

Başlık çok iddialı, evet. Buna geleceğim ama önce son haftalarda olup bitenlere girizgah babında kısaca bir göz atmakta yarar var.

HTŞ adını almış IŞİD, Halep'te iki mahalleyi aldıktan sonra moral buldu. Geçici hükümetin askeri gücünü ve Suriye'de cirit atan ülkelerin lojistik desteğini de arkasına alınca yönünü Rojava'ya çevirdi.

HTŞ'nin ilerleyişi karşısında SDG bazı yerleşim yerlerinden güçlerini çekti. Bu alanları alan HTŞ Kobane'ye yöneldi. Kobane, IŞİD'in rezil rüsva bir şekilde yenildiği Kürt şehri, bütün cihadistlerin yarası. IŞİD, Kobane'den sonra Suriye'nin her yerinde yenildi, deyim yerindeyse karizması çizildi ve katliamlarla edindiği prestiji kaybetti.

İşte bu IŞİD, HTŞ adıyla palazlanınca, kuyruk acısıyla, intikam hırsıyla ve kör bir aptallıkla Kürtlerin denetimindeki alanlara saldırıyor.

SDG'nin hangi nedenlerle bu alanları terk ettiği günlerdir konuşuluyor: Bu alanlardaki Arap aşiretleri Kürt güçlerini yalnız bıraktı. Kim bilir neden? Belki milliyetçi duyguları kabardı, belki korktular, belki Rojava yönetiminin idari mekanizmasını içselleştiremediler. Sonuçta onları IŞİD barbarlığına karşı yıllardır koruyan SDG'ye ihanet ederek saf değiştirdiler.

Öte yandan ABD ve IŞİD'e karşı kurulan Uluslararası Koalisyon da Kürtlere büsbütün sırt çevirmediyse de bekle gör politikası izlemeyi tercih etti. Şam'a taşıdıkları cihatçı terörist Colani'nin sırtını sıvazlıyor gibi görünüyorlar.

Ve 10 Mart mutabakatı gibi geçtiğimiz günlerde yayınladığı kararnameyi de çöp eden Colani, Kürtlerle savaş kararı aldığını pratikte sergilemiş oldu.

*

Süreç hızlı ilerliyor. Pazartesi günü Şam'a giden SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile Colani arasında gerçekleşen ateşkes ve entegrasyon görüşmesi olumsuz sonuçlandı.

Demokratik Birlik Partisi (PYD) Başkanlık Konseyi Üyesi Foza Yusuf, Rudaw'a yaptığı açıklamada, Şam yönetiminin SDG'den tam teslimiyet talep ettiğini söyledi: Tüm kurumların feshedilmesi, petrol kuyularının devredilmesi, okullarda Kürtçe eğitimin durdurulması, Haseke'den tamamen çekilme ve Kobani'de silahların bırakılması.

Bu arada Suriye Vakıflar Bakanlığı, Rojava'ya yönelik saldırıları "Fetih" olarak nitelendiren bir genelge yayımladı. Camilerde "zafer ve fetih" kutlamaları yapılmasını buyurdu.

DSG, Şam destekli gruplar tarafından Şeddadi kentindeki hapishaneden 1500 IŞİD’linin serbest bıraktığını açıkladı.

HTŞ barbarlığının savaş ahlakından yoksun olduğu biliniyor. Savaştaki barbarlığını çektiği görüntülerle belgeliyor ve büyük bir ahlaksızlık örneği olarak sergiliyor.

SDG, "Bugün onur günüdür, bugün tarihi sorumluluk günüdür" diyerek seferberlik çağrısı yaptı.

*

Bütün bu gelişmeler uluslararası bir komplo kuşkusuna neden oluyor. Colani ve ittifak içinde olduğu güçlerin hedefinde, Kürtlerin 14 yıldır mücadele ederek, ağır bedeller ödeyerek kazandığı siyasi kimliği var. Arap milliyetçiliği kışkırtılıyor ve savaş Kürtler ile Araplar arasında yaşanıyor algısı yaratılarak Suriye'de, aslında hiç bitmemiş, bir iç savaşa zemin hazırlanıyor.

Peki, bundan kimin ne çıkarı var? Rojava'nın statüsünü tanımayan uluslararası güçler, kolundan tutarak Colani'yi başkanlık koltuğuna neden oturttu? Uzun vadeli programları, IŞİD'e ön saflarda savaşan Kürt müttefiklerini yar yolda bırakmak mıydı? AB, ABD ve Körfez ülkeleri, dış politikasını Suriye Kürtlerinin kazanımlarını berhava etmek üzere kullanan Türkiye'nin lobi baskısına boyun mu eğdi?

Sorular çok ve bu sorulara verilecek tek bir doğru cevap yok maalesef.

Tek gerçek ise HTŞ'nin Kürtlere saldırdığı ve Kürtlerin bu saldırıları göğüslemeye, püskürtmeye ve hatta yenmeye hazır olduğu.

*

Barış ve Demokratik Toplum sürecinin ayağına taş değmesin. Ama Suriye'de kanlı bir süreç başlamışken Türkiye'de durum nedir?

Türkiye'de durum, HTŞ'nin Halep saldırısı sırasında alınan pozisyonla aynı.

Şöyle ki: Türkiye televizyon kanalları Colani'nin propaganda aracına dönüşmüş. HTŞ'nin barbarlığına kör, sağır ve dilsiz televizyonlar, kadrolu analizcileri aracılığıyla savaş güzellemesi yapmakta her zamanki gibi mahir.

Sosyal medya tam bir üslupsuzluk alanı.

İslamcılar ile laikler bir olmuş, HTŞ'yi canı gönülden destekleyerek Kürt halkına taarruz emri veriyorlar. HTŞ'liyi rüyasında görse kan ter içinde uykusundan fırlayacak seküler şahıslar, HTŞ ile komşu olmayı şevkle göze almış, Suriye'de (ve aslında hiçbir yerde) Kürtlerin tek bir kazanımı kalmasın diye secdeye varmışlar. Sabah akşam tarikatları, cemaatleri eleştirip cihatçıların yönettiği bir Suriye'den yana tavır koymak, ancak Kürt nefreti ile izah edilebilir.

Suriye'de gerilim çatışmalara dönüşürken, bir süredir Diyarbakır sokaklarından çekilen TOMA ve diğer polis araçları yeniden arzı endam etti.

Batman, Diyarbakır ve Van’da, Rojava'ya yönelik saldırıları protesto eden binlerce kişiye müdahale edildi. Yaralananlar oldu ve aralarında siyasetçilerin de olduğu onlarca kişi gözaltına alındı.

Polis müdahale ederken iki haklı soru soruluyordu: Birinci soru, hani barışıyorduk? İkinci soru: Mazlum ve mağdur Gazze halkı için Galata Köprüsü'nde yürüyüş organize eden devlet, "kardeşiz" dediği Kürtler söz konusu olunca neden copuna, gaz bombasına sarılıyor?

*

Velhasıl politik analizler, çatışmanın sona ermesi için diyalog arayışları, duyarlılık çağrıları arasında Rojava'da çatışmalar sürüyor ve çatışmaların nereye evrileceğini peşinen kestirmek kolay değil.

Ancak şu gözlemleniyor: SDG, bütün bu gelişmeleri gördü ve Arap nüfusun yoğun olduğu yerleşim yerlerinden çekildi. Aslında bu geri çekilme, sırtından hançerlenmeyeceği alanda, her türden savaşa hazırlık anlamına geliyor.

ABD ve Koalisyon Türkiye ve Körfez ülkelerinden yana tutum almışken HTŞ'nin vakit kaybetmeden Kürtlere saldırması, çetin bir savaşın habercisi.

Gelinen noktada görünen o ki askeri ya da diplomatik kapasiteden çok, Kürtler arasında ortak siyasal iradenin kurumsallaşmamış olması. Yıllardır yapılması önerilen Kürt Konferansı vaktinde gerçekleşmiş ve ortak kararlar alınmış olsaydı, belki bugün Rojava'nın eli daha güçlü olacaktı, kim bilir.

Yine de Rojava etrafında halkın kenetlendiği ve dünyanın pek çok ülkesinde kitlesel eylemler yaptığının gözlemleniyor olması umut verici.

Şimdi zaman, politik ve askeri alanda, dünyanın her yerinde kuvvetli bir direniş cephesi örmek, her Kürdün boynunun borcudur. Rojava ile duygudaşlık içinde olan sokak, bunu dayatıyor.

*

Evet, kolay olmayacak ama Suriye'de taşlar yerine oturuyor.

IŞİD çeteleri Kobane önlerinde yenilip Rakka’da ezilmişti. Evet, yine kolay olmayacak, ama kararlı, enternasyonalist bir direniş HTŞ çetelerini de bozguna uğratacaktır

Halkları, kültürleri, dinleri ve dilleri bir arada yaşatma idealini mümkün kılmanın umudu ne yazık ki daha çok kan ve gözyaşından geçiyor.

İpini dış güçlerin insafına bırakmış Colani ve şurekası, ilk imtihanlarını Kürtlere karşı veriyor. Eninde sonunda yenilecekler çünkü dünyanın midesi kaldırmaz onların karanlık zihniyetini.

HTŞ eninde sonunda yenilecektir, çünkü Kürt halkı ağır bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımları korumak için direnecektir ve malum, son sözü her zaman "berxwedanjiyane" diyerek yola çıkanlar söyler.

Barışla olabilirdi, ama maalesef Suriye'de taşlar, bu amansız savaştan sonra yerine oturacak.