Burada yaşam sürmüş yüzlerce medeniyetin her birinin bıraktığı kültürü ve geleneği hissetmektir. Hele ki Hz. Süleyman Camii ve çevresi…
Burası sadece bir ibadet alanı değil, aynı zamanda binlerce yıllık hafızanın canlı kaldığı özel bir mekân.
Mistizmi, her inançtan insanın ruhuna işleyen bir hava.
Ancak bugün bu manevi ve tarihi atmosferin tam ortasında ciddi bir sorun yaşanıyor ve de büyüyor. Kuralsızlık.
Resmi olarak araç trafiğine kapalı olan bu alan, ne yazık ki gün içinde adeta küçük bir otoparka dönüşüyor. Daracık sokaklara giren araçlar, hem yayaların hareket alanını daraltıyor hem de zaman zaman saatler süren kitlenmelere neden oluyor.
Sorun aslında yeni değil. Ama her turizm sezonunda biraz daha görünür, biraz daha can sıkıcı hale geliyor. Çünkü ziyaretçi sayısı artıyor, fakat denetim aynı oranda artmıyor.
Diyarbakır’ı görmek için kilometrelerce yol gelen insanlar, tarihi sokaklarda huzurla yürümek isterken korna sesleriyle karşılaşıyor. Fotoğraf çekmek isteyen bir turistin kadrajına bile araçlar giriyor.
Bu durum sadece estetik bir problem değil aynı zamanda kentin turizm imajına zarar veren bir tablo.
Bölge esnafı ve vatandaşlar aynı noktada birleşiyor:
“Yasak var ama uygulama yok.”
Hakikaten de böyle. Bu hafta sonu havanın güneşli olmasını fırsat bilip gezeyim dedim.
Şehri dolaşmaya çıktığımda mutlaka Hz. Süleyman’a uğrarım.
Her defasında, ‘uğramaz olayım’ deyip eve dönüyorum.
Denetimlerin yetersiz olduğu açıkça görülüyor. Araç girişleri çoğu zaman kontrol edilmiyor ya da kısa süreli müdahaleler kalıcı çözüm üretmiyor. Bu da kurallara uyan ile uymayan arasında ciddi bir adaletsizlik yaratıyor.
Koca bir ‘ Ukome kararı ile araç girişine kapatılmıştır’ tabelası olmasına rağmen, uyan yok.
‘Gören çok ama uyan yok’ cümlesini kullanan 70 yaşındaki esnaf Muharrem amca da eleman etmiş durumda.
Aslında çözüm karmaşık değil, sadece ciddi bir kararlılık gerektiriyor. Fiziki bariyerler ve sabit kontrol noktaları oluşturulmalı, zabıta ve trafik ekiplerinin denetimleri artırılmalı, belirli saatler dışında araç girişine kesinlikle ama kesinlikle izin verilmemeli ve alternatif otopark alanları oluşturularak yönlendirme yapılmalıdır.
Üstelik bunlar uygulanabilir, basit ama etkili adımlar.
Sur’un ruhuna sahip çıkmak hepimiz için farzdır.
Sur sadece bir ilçe değildir.
Diyarbakır’ın kalbi. Bu kalbin düzensiz, gürültülü ve kaotik bir hale gelmesine göz yummak, şehrin kendi değerine sırt dönmesi demektir.
Kurallar koymak yetmez, uygulamak gerekir. Uymayanları uyarmak gerek.
Aksi halde ‘yasak’ sadece tabelada kalır, sorun ise her geçen gün büyür.
Artık mesele şikâyet etmek değil, çözümü hayata geçirmek meselesidir.
Hakikaten ayıptır…