ANALİZ/FUAT BULUT
Türkiye yarın tarihi bir güne tanıklık edecek. 1978’de Diyarbakır Lice kırsalında başlayan ve yaklaşık yarım yüzyıldır bu toprakların kaderini belirleyen silahlı mücadele, 11 Temmuz 2025 sabahı Süleymaniye Ranya’da yapılacak törenle sona eriyor.
Silahlar susuyor. Ve şimdi, gözler Ankara’da. Çünkü asıl belirleyici olan bundan sonrası: Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan’ın 12 Temmuz Cumartesi günü yapacağı "tarihi konuşma", sadece çatışmasızlık sürecinin seyrini değil, Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda izleyeceği siyasal hattı da şekillendirecek.
ZAMANLAMA MANİDAR, SÖZLER BELİRLEYİCİ OLACAK
AK Parti Genel Merkezi tarafından dün "Son 2" etiketiyle yayımlanan videolar, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in "ülke adına tarihi bir eşik" sözleriyle yaptığı açıklamalar, Erdoğan’ın konuşmasının sıradan bir siyasi mesaj olmayacağını gösteriyor. Silahların sustuğu bir eşikte, siyasi iktidarın vereceği mesaj artık yalnızca "güvenlik" çerçevesinde değil, demokratikleşme, çözüm ve toplumsal onarım çerçevesinde okunacaktır.
Peki Erdoğan ne söyleyebilir?
İHTİMAL 1: DEMOKRATİK SİYASETİN ÖNÜNÜ AÇAN BİR ÇERÇEVE
Cumhur İttifakı’nın, özellikle de MHP Lider Devlet Bahçeli’nin desteğiyle “Türkiye’nin 47 yıllık çatışmalı sürecine nokta koymak AK Parti^ye nasip oldu” mesajını verecek olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, çatışmasızlık ortamının kalıcı hale gelmesi için demokratik siyasetin önünü açacak yasal reformlara işaret etmesi en güçlü senaryolardan biri. Siyaset dışına itilmiş yapılar yerine, toplumsal temsiliyetini meşru siyaset zemininde kuran aktörlerle yol yürüneceği vurgulanabilir. Bu, sadece Kürt siyasal hareketi için değil, Türkiye’deki tüm muhalefet dinamikleri için yeni bir alan açılması anlamına gelir.
İHTİMAL 2: SİLAHA BULAŞMAMIŞLARA YÖNELİK YASAL DÜZENLEMELER
Sahadan gelen bilgiler, sürecin sivilleşmesine paralel olarak yasal düzlemde bazı adımların atılabileceğini gösteriyor. Şiddete bulaşmamış, ancak siyasi faaliyetleri nedeniyle yargılanan ya da cezaevinde bulunan binlerce kişinin durumuna ilişkin yeni düzenlemeler gelebilir. Bu, hem bir iyi niyet göstergesi hem de sürecin toplumsal meşruiyetini güçlendirecek bir adım olur.
İHTİMAL 3: YENİ ANAYASA VE CUMHURİYET’İN İKİNCİ YÜZYILI
Erdoğan’ın konuşmasında “yeni anayasa” çağrısına özel bir bölüm ayırması sürpriz olmaz. 1921 Anayasası’nın çoğulcu ve yerel yönetimleri esas alan ruhuna atıfta bulunarak, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında halkların eşitliğini temel alan, birlikte yaşamı kurumsallaştıran yeni bir toplumsal sözleşme önerilebilir.
Ve belki de ilk kez, Türkiye'nin anayasasında "Kürt" kavramı açıkça yer bulabilir. Bu, sadece bir etnik kimliğin tanınması değil; inkârın son bulduğu, tarihsel yüklerin hafifletildiği, toplumsal barışın eşit yurttaşlık temelinde kurulduğu yeni bir dönemin kapısını aralayabilir.
Kürt halkının diliyle, kimliğiyle, siyasi temsil hakkıyla bu ülkenin asli kurucu unsurlarından biri olarak tanındığı bir anayasa... İşte bu, yalnızca bir reform değil, yüz yıllık bir yarayla yüzleşmek anlamına gelir.
İHTİMAL 4: ŞİDDETSİZ BİR GELECEĞE VURGU
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında en net biçimde duyulması beklenen şey: Şiddetin dışlandığı, müzakere ve diyalogun esas alındığı bir gelecek tasavvuru olabilir. Bu, bir teslimiyet değil; toplumsal barışın, adaletin ve onurlu bir birlikte yaşamın inşasına yönelik ortak iradeye çağrı niteliği taşıyacaktır.
Tüm bu olasılıkların ötesinde, bu sürecin gerçek bir toplumsal dönüşüme evrilip evrilmeyeceğini belirleyecek olan şey, devletin ve siyasi iktidarın samimiyetidir. Sadece konuşmalarla değil, uygulamalarla, yasal düzenlemelerle, toplumsal hafızayı onaracak yüzleşmelerle ve cezasızlık düzenine son verecek adımlarla bu yeni sayfa açılabilir.
Silahların sustuğu, sözcüklerin yeniden anlam kazandığı bir eşikteyiz. Tarihi günlere tanıklık ederken, bu kez kapanan bir defterin değil; birlikte yazılacak yeni bir hayatın başlangıcına ihtiyacımız var.