Taşlıyan siz olun

Rahmi Koç’un sözleri üzerine kopan tartışma, aslında tek bir kişinin dil sürçmesinden ya da kötü bir esprisinden ibaret değildir. Mesele daha derindedir. Çünkü kadın bedeni, yüzyıllardır erkek egemen zihniyetin üzerinde hüküm kurmaya çalıştığı bir alan olarak görülmektedir.

Abone Ol

Sorun yalnızca Kürt kadınlarına yönelik aşağılayıcı ifadeler değildir. Sorun, kadını bir insan olarak değil; denetlenecek, yargılanacak, sahip olunacak ya da aşağılanacak bir nesne olarak gören anlayıştır. Bu anlayış bazen bir iş insanının ağzından çıkar, bazen bir siyasetçinin söyleminde kendini gösterir, bazen de toplumun en sıradan sohbetlerinde karşımıza çıkar.

Ne yazık ki kadın söz konusu olduğunda, erkek için çapkınlık övgü sebebi sayılırken, kadın aynı davranış nedeniyle aşağılanabilmektedir. Erkek hata yaptığında mazur görülür, kadın ise yargılanır. Bu çifte standart, toplumun en köklü adaletsizliklerinden biridir.

Özellikle Kürt kadınları, hem kadın olmalarının hem de kimliklerinin yükünü birlikte taşımış; kimi zaman savaşların, kimi zaman siyasetin, kimi zaman da ayrımcı söylemlerin hedefi olmuştur. Hiçbir kadın; etnik kimliği, dili, inancı ya da yaşam tarzı nedeniyle aşağılanamaz.

Bu nedenle tartışmayı kişiler üzerinden yürütmek yeterli değildir. Asıl mücadele edilmesi gereken şey, kadını erkeğin malı gibi gören, onun bedenini ve yaşamını kendi hüküm alanı sayan zihniyettir. Çünkü isimler değişir, kişiler gelir geçer; fakat o zihniyet ayakta kaldığı sürece benzer hakaretler ve aşağılamalar yeniden üretilir.

Gerçek adalet, yalnızca bir kişiyi kınamakla değil, kadın onurunu hedef alan her söyleme karşı aynı tutarlılığı göstermekle mümkündür. Kadın ne bir içeriktir, ne bir nesnedir, ne de erkek egosunun üzerinde hüküm kuracağı bir alan. Kadın, her şeyden önce onuru, iradesi ve kimliği olan bir insandır.

İlk taşın kimin tarafından atılacağından önce, o taşı kadınların üzerine fırlatan zihniyeti ortadan kaldırmak gerekir. Çünkü asıl mesele kişiler değil, kadınları değersizleştiren o köklü anlayıştır.