Güncel

Türkiye'de süreç türbülansta

Halep sonrası yeni dengeler, SDG ile Şam yönetimi arasındaki müzakereleri tıkadı. Akademisyen ve STK’lar, çatışma riskinin arttığını ve Türkiye’deki sürecin ise türbülansa girdiğini söyledi.

Abone Ol

ÖZEL HABER/Güneş OCAĞA-Mehmet Rumet SOYLU

Suriye’de Halep sonrası sahadaki hızlı değişim, SDG ile Şam yönetimi arasındaki müzakereleri çıkmaza soktu. Taraflar, yürütülen görüşmelerde ortak bir noktada buluşamayarak masadan ayrıldı. Gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e konuşan Akademisyen Doç. Dr. Vahap Coşkun, Rawest Araştırma Merkezi Genel Koordinatörü Roj Giresun ve GÜNSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu, gerilimin çatışmaya dönüşme riskinin arttığını ve Türkiye’de yürütülen barış sürecinin ciddi bir türbülans yaşadığını vurguladı.

DR. VAHAP COŞKUN: ORTAK BİR ANLAŞMAYA VARAMADAN MASADAN KALKTILAR

Halep’ten sonra sahada çok hızlı bir değişimin yaşandığını vurgulayan Akademisyen ve Doç. Dr. Vahap Coşkun, “Aslında bu, bir bakıma beklenen bir gelişmeydi. Taraflar karar anına giderek yaklaştı ve bu noktada ya masada kalacaklar ya da sahada birbirlerini zorlayacakları bir sürece gireceklerdi. Nitekim sahadaki zorlamalar başladı. Önce SDG Halep’ten çekildi, ardından Dêrazo ve Rakka’dan da geri çekilerek adeta kendi doğal sınırlarına yerleşti. Bu gelişmelerin ardından taraflar bir anlaşmaya vardıklarını duyurdu. Ancak anlaşmanın resmiyet kazanmasının beklendiği toplantıdan somut bir sonuç çıkmadı. Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Abdi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, ortak bir anlayışa varamadan masadan ayrıldı” dedi.

“İKİ HUSUS ÜZERİNDE ANLAŞMA SAĞLANMADI”

İki husus üzerinde anlaşmanın sağlanmadığına dikkat çeken Dr. Çoşkun, “Şam yönetimi, Mesut Barzani tarafından çerçevesi çizilen anlaşmaya Mazlum Abdi’nin uymadığını öne sürerken, Abdi ise daha önce Amerika tarafından öngörülen iki temel hususun Şam tarafından kabul edilmemesi nedeniyle masadan çekildiklerini ifade etti. Amerika tarafından da daha önce ön görülen bu iki husus; SDG’lilerin Suriye ordusuna entegre edilmesi ve Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelerde kendi yerel yönetimlerini sürdürmesiydi. Şam’ın bu maddeleri kabul etmemesi, sürecin tıkanmasına neden olduğu ifade ediliyor” diye konuştu.

“TARAFLAR ARASINDA CİDDİ BİR GERGİNLİK SÖZ KONUSU”

Gelinen noktada ciddi bir gerginliğin söz konusu olduğunu ve bu durumun da bir çatışmaya evrilme ihtimali bulunduğuna dikkat çeken Dr. Coşkun, “Muhtemelen arabulucu aktörler, sürecin çatışmaya dönüşmemesi için yoğun bir çaba içindeler. Ancak şu aşamada taraflar arasında net bir uzlaşmazlık olduğu görülüyor. Şam yönetimi sorunu IŞİD’le mücadele üzerinden çözebileceğini belirtirken, SDG buna karşılık bir seferberlik çağrısı yaptı” diye belirtti.

“İSTİKRARIN ORTADAN KALKMASI YENİDEN KANLI BİR SÜRECİ BAŞLATIR”

Suriye’deki istikrarın ortadan kalması neticesinde yeniden kanlı bir sürecin yaşanabileceğini dile getiren Dr. Coşkun, “Olası bir çatışma, tarafları topyekun bir savaşın içine sürükleyebilir. Bu da Suriye’de kısmen sağlanmış olan istikrarın tamamen ortadan kalkması ve ülkenin yeniden kanlı bir sürece girmesi anlamına gelir. Bu nedenle tarafların en kısa sürede yeniden masaya dönmesi ve sorunları diplomasi yoluyla çözmesi hem kendileri hem de Suriye açısından en doğru seçenek olacaktır” diye kaydetti.

“SURİYE’DEKİ DURUM TÜRKİYE’Yİ YAKINDAN İLGİLENDİRİYOR”

Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’yi yakından ilgilendirdiğini vurgulayan Dr. Coşkun, şunları ifade etti:

“Türkiye, açık ve net bir şekilde Şam yönetiminden yana bir tutum sergiliyor. Eğer Şam ile SDG arasındaki anlaşmazlık çatışmaya dönüşürse, bu durum Türkiye’de yürütülen süreci de olumsuz etkileyebilir. Çünkü öncelik, böyle bir savaşın önlenmesi olacaktır ve bu da mevcut süreci zorlaştır. Buna karşılık, taraflar arasında bir anlaşma sağlanması halinde Türkiye’deki sürecin önünde de ciddi bir engel kalmaz. Türkiye, Suriye’deki mesele çözülmeden herhangi bir harekete geçmeyeceğini daha önce açıkça beyan etmişti. SDG meselesi çözülmeden yeni bir düzenlemeye gidilmeyeceğini ifade etmişti. Eğer Şam ile SDG anlaşırsa bu koşul da ortadan kalkmış olacaktır.

“SORUNLAR DİPLOMASİ MASASINDA ÇÖZÜLSÜN”

Sonuç olarak, bir çatışma kimseye kazandırmaz. Tarafların sorunlarını diplomasi masasında çözmesi en doğru ve en akılcı yoldur. Aksi halde ortaya çıkacak olan şey yalnızca daha fazla yıkım olacaktır.”

ROJ GİRESUN: 10 MART MUTABAKATI GEÇİKTİRİLDİ

Rawest Araştırma Merkezi Genel Koordinatörü Roj Giresun ise, “Her şeyden önce, 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanması geciktirildi. Bu durum, müzakere sürecinde yer alan taraflar arasındaki gerilimi giderek artırdı. İkinci önemli gelişme ise, bu müzakerelerin merkezinde yer alan Şara’nın Batı nezdindeki akreditasyonunun güçlenmesi oldu. Hem ‘Sezar’ yaptırımlarının kaldırılması hem de Paris Antlaşması çerçevesinde İsrail ile temas kurulması, bu sürecin dikkat çekici adımlarıydı” dedi.

“HALEP’TEKİ ÇATIŞMALAR BİR TEST NİTELİĞİNDEYDİ”

Bu dönemde Arap aşiretleriyle yeni ilişkilerin geliştirildiğini ifada eden Giresun ise şunları ifade etti:

“Söz konusu aşiretlerin büyük bir bölümü SDG’nin kontrolü altındaki bölgelerde yaşıyordu. Buna ek olarak Halep’te yaşanan çatışmalar da bir tür test niteliği taşıdı. Tüm bu gelişmeler, süreci bugün gelinen noktaya taşıdı.

Ortaya çıkan tablo şunu gösteriyor; bugün önümüze konulan metin, hem 10 Mart Mutabakatı’nın hem de o dönemde yürütülen tartışmaların oldukça gerisinde. Bu durum sahadaki güç dengeleriyle doğrudan bağlantılıdır. Nitekim bugün itibarıyla ‘imzalandı’ denilen metne ilişkin SDG’den açık bir ret açıklaması geldi.
Öte yandan, ABD’nin sahada bir fiili durum (de facto) yaratacağı ve SDG’nin de bu nedenle metni imzalamadığı yönünde iddialar bulunuyor. Buna paralel olarak, Şara’dan yeterli güvencelerin alınamaması sebebiyle Şam yönetiminin Kamışlo, Kobani ve genel olarak Rojava’ya yöneldiği iddiaları da dile getiriliyor.”

”BUNDAN SONRA İKİ OLASILIK VAR”

Bundan sonraki süreçte iki olasılığın öne çıktığına dikkat çeken Giresin, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ya çatışmalar daha da şiddetlenecek ve mevcut mutabakat tamamen geçersiz hale gelecek ya da koalisyon bu tabloyu göze alamayarak antlaşma maddelerinde değişikliğe gidip tarafları yeniden masaya oturtacak. Ancak hangi senaryonun gerçekleşeceğine nihai olarak sahadaki dinamikler karar verecek.

“TÜRKİYE’DEKİ SÜREÇ TÜRBÜLANSTA”

Çatışmaların düzeyi, hem ABD’nin tutumunu şekillendirecek hem de bu meselenin ne kadar uzayacağını ve Türkiye’de yürütülen sürecin tamamen sona erip ermeyeceğini belirleyecek. Türkiye’deki süreç ise şu an itibarıyla ciddi bir türbülansın içinde bulunuyor.”

ŞAHİSMAİL BEDİRHANOĞLU DENGELERİ VE DİPLOMASİLERİ İYİ OKUMAK GEREKİR

Uluslar arası diplomasi ve dengelerin iyi okunması gerektiğini dile getiren Güneydoğu Sanayici ve İş İnsanları Derneği (GÜNSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Şahismail Bedirhanoğlu da şunları söyledi:

“Yaklaşık iki aydır Suriye’deki dengelerin ve ittifakların yeniden şekillendiğini anlamaya çalışıyorduk. Gelinen noktada, yeni ittifakların gelişmekte olduğu açıkça görülmektedir. Zaman zaman mevcut ittifaklardaki konumumuzu abartabiliyoruz, ancak uluslararası diplomasi ve değişen dengeleri doğru okumak büyük önem taşımaktadır.

“SURİYE HÜKÜMETİ ÖNE ÇIKTI”

Suriye’deki mevcut durum, hükümeti daha fazla öne çıkaran ve Batı dünyası ile ABD nezdinde daha meşru bir aktör olarak görülmesini sağlayan politikaların güçlendiğini göstermektedir. Yaşanan gelişmeler hepimizi derinden etkilese de aşırı karamsarlığa kapılmamak gerektiğini düşünüyorum.

“CİDDİ VE DİPLOMATİK ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜLMELİ”

Suriye’deki bazı Kürt kazanımlarının kalıcı hale getirilmesi için ciddi ve çok yönlü bir diplomatik çaba yürütülmesi elzemdir. Bu çerçevede, geçtiğimiz günlerde Erbil’de Sayın Mesud Barzani başkanlığında gerçekleştirilen toplantı son derece önemli ve kıymetlidir. Fotoğrafın tamamı bizleri hüzünlendirse de geleceğe dair umut taşımamıza da vesile olmuştur.

BU SÜREÇTE AKLISELİM OLUNMALI

Bu süreçte aklı selimin hakim olmasını temenni ediyorum. Zira yeni bir çatışma ortamından en fazla zarar görecek olanlar yine Kürtler olacaktır. Bu nedenle diplomatik kanallarda ısrar edilmesi gerektiğine inanıyorum. Uluslararası toplumun ve Güney Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin tavsiyelerinin de dikkate alınması büyük önem taşımaktadır.

“İYİMSERLİĞİMİ KORUYORUM”

Mazlum Abdi’nin görüşmeden, Şam’dan çekilmiş olmasına rağmen iyimserliğimi koruduğumu özellikle belirtmek isterim. Kürtlerin yeni dönemi doğru okuyarak buna uygun değerlendirmeler yapmaları gerektiğine inanıyorum. Bölgedeki olumsuz gelişmelerin Türkiye’deki süreci de etkileyeceği açıktır. Kısa süre içerisinde uluslararası toplumun baskıları sonucunda tarafların yeniden masaya oturacağını düşünüyor ve umut ediyorum.”