Durma
O anın ne zaman başladığı bilinmez. Bir şehirde olabilir, bir mağarada ya da bir bahçede; bir ormanın içindeyken ya da çölün ortasında, gökyüzünün insana yaklaştığı bir yerde. Yer değişir, zemin değişir, zaman yerinden oynar; ama olan şey değişmez. Bir noktada durulur. Bu durma görmedir, yorgunluktan ya da vazgeçişten doğmaz; bu dokunmanı bitmesi de değildir. Daha çok, içerden gelen ve adı olmayan bir yön duygusu gibidir. İnsan bu görmeyi seçmez; görme, insanı bulur. Konuşma ihtiyacı çekilir, kelimeler geride kalır. Söylenecek bir şey yoktur; çünkü görülen yerde söz, kendiliğinden anlamını yitirir.
Eşik
Ne zaman geçildiği fark edilmeyen yaşamlar vardır. Bu, bir adım atmak gibi yaşanmaz; daha çok geride kalanla bağın yavaşça gevşemesi gibidir. Sesler sanki biraz uzaktan gelmeye başlar. İsimler, tutunacak yer bulamaz. Roller, taşınması gereken yükler olmaktan çıkar. İnsanların, yapılacakların, geçmişin ve geleceğin ördüğü o sıkı ağ, fark edilmeden geride kalır. Öne doğru açılan alan sessizdir ama boş değildir. Yoğundur ama bastırmaz. Burada yalnızlık başlar; fakat bu bilinen yalnızlıklara benzemez. Eksiklik hissi yoktur. Geri çekilen, fazlalıklardır.
İçeri
Bu alanda tanık yoktur. Yanında biri olsa bile, içeride değildir. İnsan, kendi içinin içine tek başına girer ve bu tek başınalık paylaşılamaz. Görülecek bir şey yoktur, duyulacak bir ses yoktur, tutulacak bir işaret yoktur. Olan şey bir karşılaşma değildir. Çok şey gelebilir; o çok şey sessizce çözülür. İnsan, bildiği şekliyle kendisini tutan bağların gevşediğini hisseder ama bunu kavrayacak bir mesafe de yoktur.
Çözülme
Düşünceler hâlâ gelir, ama artık tutunamaz. Korku hissedilir, ama yönü yoktur. Benlik denilen şey, sanki kendi ağırlığını kaybetmiştir. Ne olduğunu anlamaya çalışmak mümkün değildir; çünkü anlayan yer de bu çözülmenin içindedir. Bu hâlin bir adı yoktur. Sonradan verilen her ad, bu alanın dışına aittir. İçeride olan şey, adlandırmaya izin vermez. Sadece açıklık vardır; ne yükselten ne düşüren, ne çağıran ne de iten bir açıklık. İnsan burada kendisiyle karşılaşmaz; daha çok kendisi dediği şeyin sınırlarının eridiğini hisseder.
Tekil Alan
Bu yüzden kimse yanında değildir. Bu alan paylaşılamaz, bölünemez, başkası adına yaşanamaz. Bu bir eksiklik değil, yapının kendisidir. İnsan, kendi derinliğinde mutlak olarak tektir. Bu tekillik yüceltilmez, kutsanmaz, korkutmaz. Olduğu gibidir. Ne kazanım vardır ne kayıp. Sadece tutunulan yerlerin çözülmesiyle ortaya çıkan çıplak bir denge.
Geri
Ne kadar sürdüğü bilinmez; çünkü burada süre yoktur. Bir noktada beden yeniden hissedilir. Ayakların yere değdiği fark edilir. Gece yine gecedir. Hava aynı havadır. Sesler geri gelir. Dünya yerli yerindedir. Taşlar taş, ağaçlar ağaçtır. Hiçbir şey değişmemiş gibidir. Ama bedende başka bir denge vardır artık. Ne artmış ne eksilmiştir; sadece ağırlık yer değiştirmiştir. İnsan baktığı yerde durduğunu hisseder ama artık o yere tutunmaz.
Akış
Bir süre konuşulmaz. Konuşulsa da söylenenler yük taşımaz. Bellek açılır ama acele etmez. Zihin bir şey kurmaya çalışır gibi olur, sonra geri çekilir. Çünkü burada kurulan hiçbir şey kalıcı değildir. Akış kendi halinde sürer. Ne hızlanır ne yavaşlar. Bir hedefe yönelmez. Olduğu gibi devam eder.
Aynı Hal
Bir sabah işe giderken, başka bir gün evde otururken. Bir kalabalığın içinde, bir dostun yanında ya da tek başınıza sessizce beklerken. Yer değişir, beden değişir, zaman değişir. Ama olan şey her seferinde aynı sakinlikte ortaya çıkar. Ne çağırır ne iter. Ne anlatılmak ister ne saklanır. Olduğu gibi durur. İnsan da bir süre, onunla birlikte olduğu gibi durur. Ne ileri gider ne geri döner. Sadece oradadır.