Mehmet Rumet SOYLU-YAZDI
Siverek’te bir lisede yaşanan silahlı saldırı, hepimizi aynı gerçekle yüzleştirdi. Daha 19 yaşında, hayatının baharında olması gereken bir genç, eline silah alıp insanlara ateş açabiliyor. İnsanlara dediğim, bir okula girip rast gele ateş ederek.
Sonuç: öğretmenler, öğrenciler, bir polis memuru ve bir esnafın olduğu toplam 16 yaralı. Her biri bir hayat, her biri bir hikâye.
Şimdi asıl sorular burada başlıyor:
Bu çocuk o silahı nereden buldu?
Kim verdi, kim görmezden geldi?
Ve en önemlisi… Biz neyi kaçırdık?
Bir insan, hele ki bir genç, nasıl olur da ‘öldürme’ fikrini bir çözüm olarak görebilir? Burada sadece bireysel bir öfkeyi değil, toplumsal bir kırılmayı konuşmak gerekiyor. Çünkü bu çocuk tek başına bu noktaya gelmedi. Onu bu noktaya getiren bir iklim var.
Bugün televizyonlarımızı açtığımızda ne görüyoruz?
Durmadan bir ‘güç’ gösterisi yapan karakterler…
Sorunlarını konuşarak değil, silahla çözen insanlar…
‘Racon kesen, kabadayılığı yücelten’ hikâyeler…
Bir elinde tespih, belinde silah, yüzünde öfke…Ve bu figürler, farkında olmadan çocuklarımızın rol modeli haline geliyor. Oysa gerçek hayatta silah, gücün değil çaresizliğin en tehlikeli halidir. Gerçek hayatta racon, adaletin değil adaletsizliğin bahanesidir.
Sosyal medya ise bu tabloyu daha da büyütüyor. Şiddetin sıradanlaştığı, öfkenin alkış aldığı bir dijital dünya…Bir beğeni uğruna normalleştirilen yanlışlar…
Sonra dönüp ‘bu nesil neden böyle?’ diye soruyoruz. Ama belki de asıl soru şu olmalı: Biz bu nesli neye maruz bıraktık?
Çocuklar doğuştan şiddetle gelmez bu dünyaya. Onlara bunu ya öğretiriz, ya da göz yumarız. Bir çocuğun eline kalem yerine silah geçiyorsa, orada sadece bireysel bir hata yoktur. Orada ihmal vardır, denetimsizlik vardır, yanlış örnekler vardır.
Bugün Siverek’te yaşanan olay bir ‘haber’ değil. Düpedüz bir uyarıdır.
Eğer bu soruların peşine düşmezsek, yarın başka bir şehirde, başka bir okulda, aynı cümleleri kurmak zorunda kalacağız. Ve o zaman belki de şu soruyu sormak için çok geç olacak:
‘Biz çocuklarımızı ne zaman kaybettik?’