ÖZEL HABER - Ceren AKYIL
Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ortak raporunun ocak sonunda tamamlanarak mart ayında Meclis’e sunulması beklenirken, Suriye’de SDG’nin Şam yönetimine entegrasyonu konusundaki belirsizlik sürecin seyrini tartışmalı hale getirdi. AK Parti kulislerinde, örgüt silah bırakmadan ve Suriye’deki tablo netleşmeden hukuki adım atılmamasının “kırmızı çizgi" olarak görülmesi, takvimde olası bir sarkma olup olmayacağı sorusunu gündeme taşırken, DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Süreç Komisyonu Üyesi Mehmet Emin Ekmen, Güneydoğu Ekspres’e sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“RAPORUN SARKMA İHTİMALİNİ GÖRMÜYORUM"
Yakın bir zamana kadar ocak ayı içerisinde raporun nihayete kavuşabileceğini düşündüklerini belirten Ekmen, ihtimalin hala geçerli olduğunu ifade ederek, “Raporun Mart ayına sarkma ihtimalini bugün itibariyle görmüyorum. Sürecin en önemli eksiği, sürecin en büyük ihtiyacı olan yasal düzenlemenin hâlâ yapılmamış olmasıdır. Örgütün kendini feshettiğini ilan ettiği 12 Mayıs'tan bugüne kadar yedi ay zaman geçti. Örgüt üyelerinin, örgütün bu kararına uymaları halinde hangi hukuki süreçlere tabi olacağı ve hangi entegrasyon ve uyum politikalarından faydalanacağı hâlâ belirsizdir. Bunların gecikmeden netleşmesi gerekir" dedi.
“TÜRKİYE'DEKİ SÜRECİ DE YAVAŞLATTI"
Ekmen, komisyon sürecine paralel olarak Suriye’deki gelişmelere de dikkat çekerek Suriye’nin sürecin hem en güçlü yanı hem en riskli ve tehdit barındıran yönü olduğunu vurguladı. Ekmen, “İngiltere, Amerika, Fransa gibi egemen devletlerin Suriye'de iç savaşa dönülmemesine dair kuvvetli iradesi süreci de destekleyen önemli bir argümandır. Şam ile SDG arasında imzalanan 10 Mart Anlaşması’nın hayata geçmemesi, Türkiye'deki süreci de yavaşlatmasına sebebiyet veren bir zayıf yön oluşturmuştur. Bu anlaşmanın bir an önce hayata geçirilmesi gerekir. 13 yıldır büyük bedeller ödeyen, yorgun düşmüş bir coğrafyada, yeni bir savaşın fitilini ateşlemek kimseye bir şey kazandırmayacaktır. Buradaki gerilimin, maalesef sadece yerel bir çatışma olarak kalmayıp eski yaraları kaşıyan tehlikeli bir provaya dönüşme riski bulunuyor" diye konuştu.
“ÇÖZÜM NAMLUNUN UCUNDA DEĞİL, MASADADIR"
Sahadaki siyasi ya da askeri hesaplaşmaların bedelinin sivillere ödetilmemesi gerektiğini kaydeden Ekmen, anlaşmazlığın ‘etnik çatışma’ya dönüştürülmesinin sivillerin hayatını tehlikeye atacağını ve bunun insanlığa karşı işlenmiş büyük bir suç olacağını şöyle ifade etti:
“Siyasi sorunlar siyasetle çözülür; mahalleleri kuşatarak, sivilleri aç bırakarak veya göçe zorlayarak değil. İkincisi, hiç kimse sivil yerleşim yerlerini çatışma sahasına çevirip, masum insanların can güvenliği üzerinden kendisine bir meşruiyet alanı açmaya, bir "mağduriyet hikayesi" yazmaya kalkışmamalıdır. Sivillerin hayatı, hiçbir siyasi ajandanın kalkanı veya pazarlık unsuru yapılamaz. Üçüncüsü, çözüm namlunun ucunda değil, masadadır. Elimizde 10 Mart Mutabakatı gibi diplomatik bir zemin varken yeniden çatışma diline dönmek akıl tutulmasıdır. "Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma" riskini herkes görmelidir."
“TÜRKİYE ÇÖZÜM İÇİN İNSİYATİF ALMALIDIR"
Ekmen son olarak, bölgenin artık yeni bir acıya, yeni bir göç dalgasına tahammülünün kalmadığının altını çizerek, “Türkiye olarak bize düşen; yangına körükle gitmek değil, o yangın evimize sıçramadan söndürmektir. SDG İsrail ile ilişki kurmakla suçlanırken ansızın Şam yönetimi ABD yönetiminin aracılığı, Fransa'nın ev sahipliği, Türkiye’nin şahitliği ile bir anlaşma yapıverdi. Eğer Amerika ve Fransa İsrail ile SDG’yi barıştırabiliyor, anlaştırabiliyor ve Türkiye’de bu sürecin bir parçası oluyorsa Türkiye Şam ile SDG arasındaki bütün sorunların tek tek çözülmesi noktasında insiyatif almalıdır. ‘Sen çağırırsan ben de gelir savaşın bir tarafı olurum’ demek Türkiye’ye yakışan bir duruş değildir" ifadelerini kullandı.