ÖZEL HABER-Güneş OCAĞA
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesi ile Kahramanmaraş’ta okullarda öğrenciler tarafından gerçekleştirilen saldırılar kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Kahramanmaraş’taki saldırıda 9 kişi hayatını kaybederken, 13 kişi yaralandı. Siverek’te ise 16 kişinin yaralandı.
Uzmanlar, olayların nedenlerine ilişkin Gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e değerlendirmelerde bulundu. Eğitim Sen Amed 2 No’lu Şube Eşbaşkanı Duygu Özbay, yaşananların eğitim sistemindeki yapısal sorunlarla bağlantılı olduğunu vurgulayarak mevcut politikaları eleştirdi. Pedagog ve Aile Danışmanı İnci Aydın, çocukların maruz kaldığı şiddet içeriklerine dikkat çekerken, Uzman Klinik Psikolog Özlem Odabaşı ise bu tür olayların yaşanmadan önce önlenmesi gerektiğini belirterek ailelere çeşitli öneri ve uyarılarda bulundu.
DUYGU ÖZBAY: FAİL SADECE BİR KİŞİDEN OLUŞMUYOR
Okullarda yaşanan şiddet olaylarında failin sadece bir kişiden oluşmadığını belirten Eğitim Sen Amed 2 Nolu Şube Eşbaşkanı Duygu Özbay, “Okullarda yaşanan şiddet olayları münferit değildir, fail sadece bir kişiden ibaret değildir. Bir çocuktan şiddet ve saldırganlık üreten bütün yapısal dinamikler sorgulanmalıdır. Şiddetin bu yapısal dinamiklerle ilişkisi açık bir şekilde ortaya konmalıdır. Çünkü bizler hem Maraş hem de Siverek’te öncesinde İstanbul’da yaşanan silahlı saldırıların münferit olmadığını biliyoruz” dedi.
“MEDYADAKİ ŞİDDET BUGÜN YAŞANILAN ŞİDDETİN SORUMLUSUDUR”
Eğitim sistemini eleştiren Özbay, şunları öne sürdü:
“MEB’in ayrımcılık, şiddet, öfke, eşitsizlik, tahammülsüzlük üreten ve bunu şiddetlendiren politikaları, ülkede gençlere, çocuklara, kadınlara, emekçilere dayatılan yoksulluk, öğretmenlik mesleğine yönelik suçlayıcı söylemler, medyada şiddet içeren içeriklerin yaygınlaşması bugün yaşanılan şiddetin sorumlusudur.”
“ÇOCUKLARIN DÜNYALARINDA KIRILMALAR YARATILDI”
Çocukların dünyaların psikolojik ve sosyal dünyalarında kırılmaların yaratıldığını dile getiren Özbay, “Eğitimin ideolojik bir aygıt olarak kullanılması ve her iktidarın devamlılığını sürdürmek için bu aygıtı kendine göre yeniden düzenlemesi eğitimin bilimsel, eşitlikçi, çoğunlukçu özelliklerini yok etmektedir. Son 20 yıldır kamusal, bilimsel ve demokratik eğitimden uzaklaşmak çocukların bilişsel, psikolojik, sosyal dünyalarında kırılmalar yaratmaktadır” diye konuştu.
“OKULLAR GÜVENİLİR ALANLAR OLMALI”
“Okullar eğitim emekçilerinin ve öğrencilerin kendilerini güvende hissedeceği demokratik bilimsel alanlar olmalıdır” diyen Özbay, “Eşitsizlik, ayrımcılık, şiddet üreten yapısal mekanizmalar derhal yeniden düzenlenmelidir. Her okulda rehber öğretmenler ve psikolojik danışmanlar bulundurulmalıdır. Şiddet ile mücadele yöntemleri çok boyutlu bir şekilde hayata geçirilmelidir” dedi.
ÖZLEM ODABAŞI: YAŞANAN SALDIRILAR ÇOK BOYUTLU
Yaşanan saldırı olaylarının çok boyutlu olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Özlem Odabaşı, “Yaşanılan şiddet ve saldırganlık olaylarını sadece kişi veya aileler ile ilişkili değil, çok boyutlu değerlendirilmelidir. Şiddet bir anda olmaz bunun altında yatan çeşitli nedenler vardır. Her nedene yönelik sistematik bir yaklaşım olmalı” diye kaydetti.
AİLELERE ÖNEMLİ UYARILARDA BULUNDU
Ailelere önemli uyarılarda bulunan Odabaşı, şunları söyledi:
“Aile faktörlü baktığımızda; birçok ebeveyn çocukları okulda devamsızlık yapsa sildirmeye gider, okulda bir ceza alsa ebeveyn okula gelip idare eder ya da o da kavga eder, rehber öğretmenler bir psikiyatri veya psikologa yönlendirir aile oralı olmaz, birileri çocuğunun zorbalık yaptığını ifade eder ebeveynler çocuktur diyip geçiştirir. Zorbalık ve öfke problemleri artık çok küçük yaşlarda görünüyor. Çocuk sınırları belirleyen aileyi yöneten istediğimi yapıp istediğimi yapmam boyutunda, sağlıklı sınırlar ve duygu yönetimi evde ve aileyle başlamalıdır. Yine mükemmel çocuk yetiştirmeye çalışmak, kıyas yapmak, çocuğa aşırı kontrolcü aşırı bağlı veya duygudan eksik bırakmakta çocukta içinde yıpratıcı duyguları yaşamasına yol açabiliyor.
“KENDİNİ RAHATLATMAK İÇİN DUYGULARINI BAŞKALARINA YANSITIRLAR”
Birey faktörlü baktığımızda, sınırları olmayan duyguları yönetemeyen, rekabet hırsını, yetersizliği, dışlanmışlığı, değersizliği, utancı, öfkeyi regüle edemeyen bazı kişiler bunları elinde taşıdığı bir yanan top gibi hissedip o topu atacak biri ya da birilerini arar. Yani kendi içindeki duyguları düzenleyemediği için kendini rahatlatmak için bu duyguları başkasına yansıtır.”
“DİJİTAL DÜNYANIN KONTROLSÜZLÜĞÜ”
Dijital dünyanın kontrolsüzlüğüne dikkat çeken Odabaşı, “Toplum ve sosyolojik bazlı baktığımızda, dijital dünyanın kontrolsüzlüğü, sınırsızlığı, şiddet ve saldırı oyunları, sabah kuşağındaki şiddet ve istismarların konuşulması, akşam kuşağında şiddettin ve silahların olduğu diziler. Tabii ki bazı haberler farkındalık yaratır ama uygun dilde ve kontörsüz sansasyonel paylaşılması bazı kişiler için bu yapılabilirmişi düşündürüp üst üste de görmesi de şiddetti normalleştirebilir.”
“BU OLAYLAR YAŞANMADAN ÖNLEM ALINMALI”
Bu olayların yaşanmaması için önceden önlem alınması gerektiğini vurgulayan Odabaşı, “Bunun dışında yaşamın zorlukları, öfke sanki herkes içinmiş gibi normalleştirmek, ekonomik zorluklar, savaşlar, sosyal yaşamın lüks olup her türlü rekabetin arması, kişinin yaşam kalitesini düşürüp umutsuzluğa düşmesine neden oluyor. Tabii birde sistemin ve çeşitli politikaların eksikliği, yetersizliği var. Ne yazık ki başa gelince çözümlere yöneliyoruz, bunlar başa hiç gelememeli ve gelmeden önlemler yetebilmeliydi” ifadesinde bulundu.
PEKİ NELER YAPILMALIDIR?
Odabaşı, son olarak ailelere şu önerilerde bulundu:
“Çocuklar aileleri rol model alır; ben sadece çocuğuma değil eşime, çevreme duygularımı ve saygımı nasıl gösteriyorum, çocuğuma neyi normalleştirmiş olabilirim özeleştirisi yapılmalı, Evde saygı, sevgi, anlayış ile iletişime açık, sıcak bir ortam tüm ev halkı için olmalı. Çocukların arkasını kollamak yerine öğretmenlere gerekirse uzmanlara kulak verilip birlikte çözüm yolları aranmalı,
Okullardaki rehber öğretmen sayısı artmalı veya psikologlarda görevlendirilmeli, Çocukların olumsuz davranışlarına cezayla karışıklık vermek yerine duygularını regüle edebileceği alanlar açılmalı,
Hem ebeveynlere hemde okul öğretmenlerine yönelik destekleyici eğitimler, atölyeler, seminerler düzenlenmeli, Silahı, şiddeti, zorbalığa model olabilecek tüm yayın içeriklerinin kontrol edilmeli. Psikolog veya psikiyatriye gitmeyi ötekileştirmek veya kaçmak yerine normalleştirilmeli. Terapi herkes içindir ve herkes ulaşabilmelidir. Aile sağlık merkezi veya belediyelerde de psikologlar görevlendirilmeli. Okul ve çocuk güvenliği, gerekli tüm denetimlerle artmalı.
Özetle çok faktörlü ele almak ve çok sistematik düzenlemeler yapmak gerekiyor. Cezalandıran değil suçu önleyen bir sisteme geçmemiz lazım. Öfke ve şiddeti normalleştirmemeli.”
İNCİ AYDIN: SALDIRILAR TOPLUMDA BÜYÜK ENDİŞE YARATTI
Okul saldırıların toplumda büyük bir endişe yarattığını vurgulayan Pedagog ve Aile Danışmanı İnci Aydın ise, “Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları toplumda büyük bir endişe oluşturdu. Ailelerimiz çocukları ve öğretmenler için tedirgin hale geldiler. Çünkü en güvenilir yer okul olması gerekirken rahatlıkla silah, bıçak yaralayıcı aletler getirilmesi, aileler için korku kaygı psikolojisine dönüştü” diye belirtti.
“MAFYA DİZİLERİ ÇOCUKLARDA İNTİKAM DUYGUSUNU PLANLIYOR”
Bu tür olayların tek bir nedene bağlanmayacağını ifade eden Aydın, “Bu tür davranışların temelinde çoğu zaman birikmiş duygusal yükler bulunur. Çocuklar ve ergenler, yaşadıkları ‘öfke, değersizlik, dışlanmışlık ya da anlaşılmama hissini’ ifade edecek sağlıklı yollar bulamadıklarında, bu duygular zamanla davranışa dökülebilir. Ya da çocuk- ergenlerin şiddet eğilimi şeklinde ortaya çıkan psikolojik rahatsızlığı var ise ailelerinin bunu takip etmesi de son derece önemli. Özellikle sürekli akran zorbalığına maruz kalan çocuk, sürekli eleştiriye de maruz kaldığında, televizyondaki şiddet içerikli mafya tarzı dizileri de sürekli izlediyse ya da şiddet içerikli bilgisayar oyunlarını da sürekli oynadıysa, çocuk bunları da modelleyip, kendi iç dünyasında ‘kendini kanıtlama’ veya ‘intikam alma’ düşünceleri, planlamalar gelişebilir. Mafya tarzındaki dizi ve filmler hayatımızda her zaman yer alabilir. Önemli olan, ailelerin çocuklarını yaşlarına uygun olmayan içeriklerden koruması ve bu konuda bilinçli davranmasıdır” dedi.
“AİLE ORTAMI BELİRLEYİCİ BİR FAKTÖR”
Aile ortamının da belirleyici bir faktör olduğunu dile getiren Aydın, sözlerine şunları ekledi:
“Aile ortamı da belirleyici bir faktördür. Ev içinde şiddetin normalleştiği, duygusal ihtiyaçların ihmal edildiği ya da sağlıklı iletişimin kurulamadığı durumlarda çocuk, problem çözme yöntemi olarak saldırganlığı öğrenebilir. Çünkü çocuklar en çok gördüklerini model alır. Hem aile ortamı hem çevre ortamında şiddet ve saldırganlık sıradanlaşmamalı. Empati düzeyi yüksek çocukların yetişmesi için aile ortamı çok önemli. Ayrıca okullarda psikolojik destek mekanizmalarının yetersiz olması da risk faktörlerini de arttırabilmektedir.”
“ERKEN FARK EDİLMEYEN DUYGUSAL SIKINTILAR DAVRANIŞ SORUNLARINA DÖNÜŞÜR”
Ruhsal zorluk yaşayan her çocuğun şiddet eğilimli olmadığını vurgulayan Aydın, “Önemli bir nokta ise şu: ‘Ruhsal zorluk yaşayan her çocuk şiddet eğilimli değildir’ Ancak erken dönemde fark edilmeyen duygusal sıkıntılar, uygun destek sağlanmadığında daha ciddi davranış sorunlarına dönüşebilir. Bu nedenle hem ailelere hem de eğitimcilere önemli görevler düşüyor. Çocukların duygularını ifade edebileceği güvenli alanlar oluşturmak, onları yargılamadan dinlemek ve erken uyarı sinyallerini ciddiye almak, bu tür olayların önlenmesinde kritik rol oynar” dedi.