Siyaset

Suriye'ye operasyona Beştaş’tan sert uyarı!

DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, Meclis’te yürütülen hukuki sürecin bölgesel belirsizliklere gerekçe gösterilerek ertelenemeyeceğini belirterek, olası bir sınır ötesi operasyonun çözüm sürecini zedeleyeceği uyarısında bulundu.

Abone Ol

ÖZEL HABER - Ceren AKYIL

Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ortak raporunun Mart ayı sonuna kadar Meclis gündemine taşınmasının öngörüldüğü süreçte, hukuki düzenlemelerin ertelenip ertelenmeyeceği tartışma konusu oldu. Bölgesel gelişmelerin ve SDG-Şam hattındaki belirsizliğin sürecin gerekçesi haline getirilemeyeceğini vurgulayan DEM Parti Erzurum Milletvekili ve Komisyon Üyesi Meral Danış Beştaş, Güneydoğu Ekspres’e yaptığı değerlendirmelerde, Meclis’in yasama sorumluluğunun sınır ötesi gelişmelere endekslenemeyeceğini belirterek, olası bir sınır ötesi operasyonun çözüm sürecini ciddi biçimde zedeleyeceği uyarısında bulundu.

BEŞTAŞ’TAN EKSPRES’E ÖZEL DEMEÇ

Gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e konuşan DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş şunları ifade etti:
“İkinci aşamada hukuki düzenlemelere ilişkin ortak raporun Mart sonuna kadar Meclis’e sunulmasının öngörülmesi, sürecin artık takvimlendirilmiş ve siyasal irade gerektiren bir aşamaya girdiğini göstermektedir. SDG–Şam hattındaki belirsizlik bölgesel bir etki yaratmakla birlikte, TBMM bünyesinde kurulan komisyonun görev ve sorumluluklarının ertelenmesi için gerekçe olamaz. Zira komisyon, bölgesel gelişmelere endeksli bir bekleme mekanizması değil, demokratik siyaset ve hukuki çözüm iradesinin kurumsal ifadesidir. Sürecin zamana yayılması ve belirsizlik üzerinden yönetilmesi kabul edilemez; komisyonun görev süresinin uzatılması çözüm iradesini zayıflatır ve toplumsal beklentileri boşa düşürür.

“SİLAHSIZLANMA TALEBİ, ÇÖZÜM İRADESİNİ ZAYIFLATIR"

Hukuki düzenlemeler aşamasına geçilmesi güven artırıcı kritik bir eşiktir ve bu adımın atılmaması barış iddiasını anlamsızlaştırır. Bu nedenle takvimin ötelenmesi Meclis’in asli rolüyle bağdaşmaz; sürecin sürüncemede kalmaması için ortak raporun zamanında Meclis gündemine taşınması hayati önemdedir. Tarihsel ve karşılaştırmalı deneyimler göstermektedir ki, silahların susması ancak hukuki düzenlemeler, siyasal tanınma ve güven artırıcı adımların eş zamanlı ilerlemesiyle mümkündür. Yasal zemin kurulmadan silahsızlanma talebi, fiilen 'teslimiyet' beklentisine dönüşmekte; bu da çözüm iradesini zayıflatmakta ve sürece olan güveni ağır biçimde zedelemektedir.

“YASAMA YETKİSİ, BELİRSİZLİKLERE ENDEKSLENEMEZ"

Suriye’deki gelişmelerin iç hukuk süreçlerine bağlanması da sorunlu bir tutumdur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yasama yetkisi, sınır ötesi güç dengelerine veya bölgesel belirsizliklere endekslenemez. Aksi hâlde, demokratik çözüm iradesi sürekli olarak dış gelişmelere havale edilir ve bu da süreci belirsiz, ucu açık bir bekleme hâline mahkûm eder. Bizler, Hem AK Parti yönetiminin hem de güvenlik bürokrasisinin, örgüt silah bırakmadan ve Suriye’deki durum netleşmeden yasal bir adım atılmamasını "kırmızı çizgi" olarak ifade edilen bu yaklaşımın, aslında çözümü ertelemenin siyasal dili olduğunu ifade ediyoruz. Güvenlik merkezli bakış açısı, sorunun nedenlerini değil sonuçlarını yönetmeye odaklanmakta; hukuk ve demokrasi ise tali bir konuma itilmektedir.

“SINIR ÖTESİ OPERASYON SÜRECİ KESİNTİYE UĞRATIR"

SDG’nin statüsüne ilişkin belirsizlik gerekçe gösterilerek Türkiye’nin sınır ötesi bir operasyon ihtimalinin gündeme gelmesi, yürütülmekte olan siyasal ve hukuki çözüm sürecini ciddi biçimde zedeler. Sınır ötesi askeri operasyonlar yalnızca dış politika tercihi değil, içerideki demokratik çözüm zeminini daraltan ve Meclis’teki komisyon çalışmalarını işlevsizleştiren sonuçlar doğurur. Hukuki düzenlemeler “olağanüstü güvenlik koşullarıö gerekçesiyle ertelenir. Bu durum, sürecin doğal akışını bozar ve hatta sürecin, bilinçli olarak kesintiye uğratılması sonucunu doğurur. Olası bir operasyonun “çözüm süreciyle paralel yürütülebileceğiö iddiası gerçekçi değildir. Aksine, askeri hareketlilik, müzakere ve hukuk dilinin yerini tehdit ve güç diline bırakmasına yol açar. Bu da yalnızca bölgedeki çatışmayı derinleştirmekle kalmaz; Türkiye’de barış beklentisi olan toplumsal kesimlerin sürece desteğini yok eder. Oysa kalıcı barışın yolu, yeni çatışma alanları yaratmaktan değil; çatışmayı besleyen siyasal ve hukuki sorunları cesaretle ele almaktan geçer."