Mehmet Rumet SOYLU YAZDI
Çünkü Diyarbakır, sadece bir şehir değildir. Türkiye’nin demokrasi, eşitlik ve barış arayışının en yoğun hissedildiği toplumsal hafızalardan biridir. Forumda yapılan konuşmaların ortak noktası ise oldukça netti. Türkiye’nin artık çatışma diliyle kaybedecek zamanı yok. Siyasetin daha fazla gerilim üreten değil, toplumun ortak geleceğini kuran bir zemine ihtiyaç duyduğu vurgulandı. Özellikle Tuncer Bakırhan’ın yaptığı konuşma, forumun en dikkat çekici mesajlarından biri oldu.
Bakırhan’ın “Amed sıradan bir şehir değil” sözleri aslında Diyarbakır’ın tarihsel ve siyasal rolünü özetleyen güçlü bir ifadeydi. Çünkü bu kent, yıllardır yalnızca acıları değil, direnme iradesini, demokratik talebi ve birlikte yaşama umudunu da taşıyor. Türkiye’de çözüm arayışlarının en önemli eşiklerinden biri her zaman Diyarbakır olmuştur. Bu nedenle forumun burada yapılması, sembolik olduğu kadar siyasal açıdan da önemliydi.
Forumda verilen mesajların en dikkat çekici yönlerinden biri, barışın yalnızca bir ‘temenni’ değil, ciddi bir toplumsal inşa süreci olarak ele alınmasıydı.
Barış; emek, cesaret ve akıl isteyen bir süreçtir. Çünkü savaş ortamı sadece can kaybına yol açmaz, toplumların ruhunu da yorar. Ekonomiyi zayıflatır, demokrasiyi geriletir, gençlerin geleceğe olan inancını tüketir. Türkiye’nin bugün yaşadığı en büyük sorunlardan biri de tam olarak budur.Sürekli gerilim hali.
Oysa Türkiye’nin artık enerjisini çatışmalara değil hukuka, ekonomiye, eğitime ve toplumsal refaha ayırması gerekiyor. Bölgenin de beklentisi budur.
İnsanlar artık korkularla değil, umutla yaşamak istiyor.
Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin kronikleşmiş sorunlarının güvenlikçi politikalarla çözülemeyeceği gerçeği yıllardır ortada duruyor. Bu nedenle forumda öne çıkan ‘demokratik çözüm’ ve ‘ortak yaşam’ vurguları son derece önemliydi.
Forumda Kadeş Antlaşması’na yapılan gönderme de son derece dikkat çekiciydi. Tarihin ilk yazılı barış anlaşmalarından biri olan Kadeş, savaşın taraflara kalıcı bir çözüm getirmediğini göstermişti.
Bugün de Türkiye’nin ve bölgenin ihtiyacı olan şey tam olarak budur. Birbirini dışlayan değil, birbirini tanıyan bir siyasal akıl.
Eşit yurttaşlık, yerel demokrasi, özgürlük ve adalet kavramları da Türkiye’nin geleceği açısından büyük önem taşıyor. Çünkü gerçek barış, yalnızca silahların susması değildir.
Gerçek barış, insanların kendi kimliğiyle, diliyle, kültürüyle eşit ve özgür hissedebildiği bir toplumsal düzenin kurulmasıdır.
Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri yeni bir toplumsal sözleşmedir. Kutuplaştıran değil birleştiren, inkâr eden değil tanıyan, bastıran değil dinleyen bir anlayış…
Diyarbakır’daki forum tam da bu nedenle önemliydi. Çünkü burada dile getirilen çağrı yalnızca bölgeye değil, Türkiye’nin tamamına yapılmış bir çağrıydı.
Foruma mesaj katılan ve mesaj yollayanların çeşitliliği bile, ‘Barışın’ ne kadar harika bir durum yaratabileceğini özellikle göstermektedir.
Duhok Valisi Ali Tatar; “Barış için birbirimize tahammülümüz de olmalı. Tüm annelerimiz haklıdır ve morallerini asla bozmamalılar. Barış için kararımızdan vazgeçmemeliyiz” ifadelerini kullanması ve sonrasında Halepçe Valisi Nuxşe Nasih’in görüntülü mesajı çok kıymetliydi.
Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı’nın, onurlu barış arayışının kıymetinin altının çizildiği mesajları katılımcılar tarafından coşkuyla karşılandı.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Fethi Yıldız’ın, kardeşlik türkülerini birlikte okuyacağız mesajı da son derece önemliydi.
Barış anneleri, gazeteciler, akademisyenler ve aydınların katılım sağlaması toplumdaki umudun daha fazla yeşermesine neden olacak bir fotoğraf gösterdi.
Barış, sadece siyasetçilerin konuşacağı bir mesele değildir.
Barış annelerin, gençlerin, işsizlerin, öğrencilerin, esnafın, yani toplumun tamamının ortak ihtiyacıdır. Bu nedenle Diyarbakır’dan yükselen bu sesin iyi duyulması gerekiyor. Çünkü Türkiye’nin geleceği daha fazla çatışmada değil, daha güçlü bir demokratik zeminde saklıdır.