ÖZEL HABER - Mehmet Rumet SOYLU / Veli BALTACİ
Almanya Paracelsus Doğal Tıp Okulu ve İsviçre Goetheanum Antroposofik Medicine’de eğitim alan Akademinin kurucu eşlikçisi Sergen Sucu ile bu özgün modeli konuştuk.
Sucu, sözlerine akademinin isim ve hayatımızdaki karşılığının anlamıyla başladı:
“Ruxaneza Jineoposofi Biyosentrik Akademi
Ruxaneza, çok katmanlı bir dil hafızasından doğar.
Ru (Farsça) ruhu,
x / ax (Kürtçe) toprağı,
ne (Yunanca nero/nera) suyu,
za (Arapça zahra) çiçekleri taşır.
Ruh, toprak ve su insanın varlık katmanlarını; çiçekler ise toplumu, çoğulluğu ve birlikte açmayı temsil eder. Bu yüzden Ruxaneza Akademi, bireyden topluma uzanan bir sağaltım, üretim ve inşa alanı kurar. Bilgi burada aktarılmaz; yaşamdan doğar, ilişkide açılır, birlikte kurulur.
Jineoposofi, dişi yaşam bilgeliğidir. Pedosofi, çocuk bilgeliğidir. Zoosofi, hayvan bilgeliğidir. Fitosofi, bitki bilgeliğidir.
Bu kavramların her biri farklı yaşam formlarının bilgeliğini merkeze alır ve insanı tek merkez olmaktan çıkarır. Biyosentrik yaklaşım tam da burada konumlanır: yaşamın bütününü merkeze alır. Bu yüzden akademinin fiziki alanı bir yapı değil, bir canlı merkezdir."
“EĞİTİM DEĞİL, EŞLİKÇİLİK DİYORUZ"
Jineopposofi Akademisinin temel yaklaşımını anlatan Sergen Sucu, “Klasik eğitim kavramını bilinçli olarak kullanmıyoruz. Biz eğitim demiyoruz. Eğitim, biraz ‘eğmek’ kavramını da içinde barındırıyor. Oysa biz kimseyi eğmek istemiyoruz. Akademide öğretmen ya da eğitmen yok. Eşlikçiler var. Bilgi, tek bir kaynaktan aktarılmaz. Birlikte ortaya çıkar. Akademide ders anlatımı yerine sorularla başlayan bir süreç işliyor. Öğrenmenin merkezine insan hikâyelerini koyuyoruz. Biz bir şey anlatmakla başlamıyoruz. Bir soruyla başlıyoruz. O soruda herkes kendi öyküsünü açıyor. Bilgi de oradan doğuyor. İnsanların öykülerini bilmeden ne öğrenme olur ne de sağlıklı bir toplum kurulabilir" dedi.
SINAVLA DEĞİL, DAVETLE
Mevcut eğitim sistemlerinin sınav odaklı yapısına karşı çıktıklarını belirten Segen Sucu, “Akademiye, katılım için farklı bir yöntem uyguluyoruz. Sınav, insanın bilgisini ölçemez. Biz insanları davet ediyoruz. Önce atölyelerde tanışıyoruz, öyküleşiyoruz. Ondan sonra akademiye katılım oluyor. Öyküsünü bilmediğimiz biriyle akademik bir yolculuk kurmamız zor. Öyküsünü anlatmış ve buna vakıf olmuş birileri ile daha iyi yol alınabilir" diye ifade etti.
ÇANAKKALE’DEN DİYARBAKIR’A UZANAN BİR YAPI
Akademinin faaliyet alanının tek bir merkezle sınırlı olmadığını söyleyen Sucu, “Çanakkale’de bir yerleşkemiz bulunuyor. Diyarbakır, İstanbul ve Akyaka’da da atölyeler düzenliyoruz. Biz merkezileşmek istemiyoruz. Yerinde akademileşmek istiyoruz. Her kentin kendi bilgisi var. O bilgiyi açığa çıkarmak istiyoruz. Böylece yerelden genele geçişi sağlamayı kolaylaştırmayı amaçlıyoruz" dedi.
BİLİM TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL
Jineopposofi kavramının ‘yaşamın bilgeliği’ anlamına geldiğini belirten Sucu; “Bilime eleştirel ama dışlamayan bir yerden yaklaşıyoruz. Bilimi reddetmiyoruz ama tek başına yeterli görmüyoruz. Bilim bazen iktidarın aracı haline gelebiliyor. Biz, bilimsel bilgi ile insanın öyküsel bilgisini bir araya getirmeye çalışıyoruz" diye konuştu.
ÜRETİM, EKONOMİ VE TAKAS MODELİ
Akademinin teori ile sınırlı kalmadığını, üretim yapının bir yapı olduğuna dikkat çeken Sucu, “Akademi yalnızca teorik bir alan değil, aynı zamanda üretim yapan bir yapı. Atık yağlardan sabun ve temizlik ürünleri üretiliyor, aromatik yağlar hazırlanıyor. Ekonomi sadece para değildir. Biz hem nakit hem takas sistemini birlikte yürütüyoruz. Yerelde üretip yerelde tüketmeyi önemsiyoruz. Fazlası olursa dışarıya açılıyoruz. Akademi olarak Sağlık alanını da çok önemsiyoruz. Zira sağlık, hayatın tamamıdır. Sağlık sadece hastane işi değil. Kötü bir mimari sizi öldürebilir, kötü bir beslenme hasta eder. İyi bir ev, iyi bir yemek de ilaçtır. Sağlık, yaşamın bütünüdür. Kötü bir teknoloji ve özellikle sosyal medya, sizi intihara kadar sürükleyebilirö diyerek sağlığa başka bir pencereden bakmanın gerekliliğinin altını çizdi" ifadelerini kullandı.
“KOMÜNAL, KOLEKTİF BİR YAŞAM PRATİĞİ"
Sucu’ya göre akademinin temel hedeflerinden biri de mevcut iktidar ilişkilerine alternatif bir yaşam modeli kurmak. Komünal, kollektif bir yaşam pratiğini geliştirmeye çalıştıklarına dikkat çeken Sucu, konuşmasının son bölümünde şunları söyledi:
“Bugün herkes iktidarı eleştiriyor ama aynı zamanda kendi küçük iktidarlarını kuruyor. Oysa, iktidarsız bir yaşam gayet de mümkündür. Biz bu iktidar döngüsünü kırmak istiyoruz. Komünal, kolektif bir yaşam pratiği geliştirmeye çalışıyoruz. Kimileri için çok ütopik bir durum olarak ifadelendirilebilir ama değil. Gayet yaratılıp yaşanabilecek bir yönetim modelidir bize göre. Bu anlamda, her şeyden önce üretim değil, öykü şarttır. Çünkü insanın hikâyesini anlamadan ne eğitim olur ne sağlık ne de toplumsal barış. Bunun yanında, öyküler birer teşhir alanıdır. İyi bir teşhir, insanı mutlu edecek bir teşhisi de beraberinde getirebilir."