Diyarbakır Haberleri

Kadınların dilinden; ‘Barış’ kurulan değil, yaşatılan bir hakikat

Diyarbakır’da bir araya gelen kadınlar, barışı konuştu. Ama bu, alışıldık anlamda bir ‘barış tartışması’ değildi. Ne diplomatik metinler ne de siyasi pazarlıklar vardı masada. Zaten ‘barış’ denilen o muhteşem durumu köşeye sıkıştıran da o metinler oldu yüzyıllarca.

Abone Ol

Mehmet Rumet SOYLU yazdı

Kadınlar, barışı kendi hayatlarından, acılarından, direnişlerinden ve umutlarından yola çıkarak yeniden tanımladı. Çünkü kadın için barış; sadece silahların susması değil, hayatın yeniden nefes alabilmesidir. Barış; silahların hiç olmayacağı bir dünya hayali ve talebidir.

Barış; ölümlerin yaşanmaması, yaşansa da ölüm ve ölüleri kategorize etmemektir. Kadınların gözünden barış, önce evde başlar. Ah o, gizli saklı ‘savaşların’ yaşandığı evler. Şiddetin olmadığı, korkunun kapıdan içeri girmediği, çocukların huzurla büyüyebildiği bir evdir ‘barış’.

Sesi kısılmış, bir perdeyi bile aralamaya çoğu zaman izin çıkmamış kadınların yaşadığı evler. Bir annenin çocuğunu kaybetme korkusu yaşamaması, bir kadının sokakta yürürken tedirgin olmaması, bir genç kızın hayallerinin yarım bırakılmamasıdır ‘barış’. Bu yüzden kadınlar için barış, en somut haliyle yaşamın kendisidir.
O yüzden ‘jin jiyan azadî’ deniliyor her yerde. Kadınlar savaşın sadece cephede yaşanmadığını en iyi bilenlerdir. Göç yollarında, yıkılmış evlerin enkazında, yarım kalan hayatların içinde savaşın yükünü en çok onlar taşır. Bu nedenle barışı da en sahici biçimde onlar kurabilir.

Zira ‘barış’, sadece bir anlaşma değildir. Yaraların sarılması, adaletin sağlanması ve hafızanın onarılmasıdır. Ve bir daha yaşanmamasıdır ‘savaşın-ölümlerin’. Diyarbakır’daki buluşmada kadınların en çok vurguladığı noktalardan biri de ‘eşitlik’ oldu. Kadınlar, eşitliğin olmadığı bir yerde gerçek barışın mümkün olmayacağını dile getiriyorlar yüzyıllardır. Erkek egemen sistemin ürettiği şiddet sona ermeden, kadınların söz hakkı ve yaşam hakkı güvence altına alınmadan ‘barışın’ eksik kalacağını söylerler.

Bu yüzden kadınların barış mücadelesi aynı zamanda bir özgürlük mücadelesidir. ‘Ey Özgürlük’ diye başlayan şiir ve şarkıların dilden dile dolaşmasıdır o mücadele.

Kadınların diliyle barış; sadece bugünü değil, yarını da düşünmektir. Çocuklara bırakılacak bir dünya meselesidir. Nefretin değil, dayanışmanın öğretildiği; ayrımcılığın değil, birlikte yaşamın büyütüldüğü bir gelecek tahayyülüdür.

Bu tahayyül, romantik ve ütopik bir hayal değil. Her gün verilen küçük ama kararlı mücadelelerin toplamıdır. Bir yanda, yaşama dair mutluluklarını paylaşamayan kadınlar, diğer yandan çocuklarının cansız bedenlerine bile sarılamayan kadınlar. Tanrım, ne tarifi var ne de empatisi.

Ve ‘savaşlar’ o kadar çirkindir ki, bu her iki kadın gurubunu bile birbirine ‘karşıt’ hale getirebiliyor. Kadınların o Tanrısal duyguları kullanılarak saltanat sürmenin adıdır ‘savaş’. Ve bunun yegane panzehiri ‘barıştır’.

Kadınlar, barışı bekleyen değil, inşa eden bir özne olduklarını sürekli ifade ederler. Ve bunun için de en olmadık fedakarlıklar yaparlar. Çocuğu ‘haksız ve ahlaksızca’ öldürülmüş bir kadının ‘barış olsun da acımızı içimize gömmeye hazırız’ cümlesi bir Ayet niteliğinde değildir de nedir.

Ve kadınlar mahallede, sokakta, evde, işte…Hayatın her alanında kurdukları dayanışma ağlarıyla barışı adım adım örüyorlar. Tam da ‘saçını ördüğü’ için olmadık uygulamalara maruz kalındığı bir coğrafyada.

Çünkü kadınlar ‘Barış bir gün ansızın gelmeyeceğini, emek, cesaret ve ısrar istediğini en bilenlerdir. Ve tam da bu yüzden, ‘kadınlar barışı sadece istemiyor, onu yaşatıyor’. Diyarbakır’dan yükselen bu ses, aslında hepimize bir çağrıdır.

Barışı konuşmak yetmez, onu kuracak iradeyi göstermek gerekir. Kadınların açtığı bu yol, sadece kadınların değil, bu topraklarda yaşayan herkesin ortak umudu olabilir, olmalıdır.

Çünkü barış, en çok da kadınların ellerinde çoğalır.