Kültür - Sanat

Mardin’de kültür sanat söyleşisi: 28 Haziran’da Kebikeç Sahaf'ta

Mardin’de Sanat Eleştirmeni ve Küratör M. Wenda Koyuncu ile Yazar Metin Aydın'ın katılımıyla düzenlenecek söyleşide, kültür sanat üretimlerinin toplumsal hafızaya etkileri ve geleceği kurmada oynadığı dinamik rol değerlendirilecek.

Abone Ol

"Kültür ve Sanat Cereyanları Bağlamında Mardin" başlıklı söyleşi, 28 Haziran Pazar günü Mardin Kebikeç Sahaf'ta gerçekleştirilecek.

Sanat Eleştirmeni ve Küratör M. Wenda Koyuncu ile Yazar Metin Aydın'ın katılımıyla düzenlenecek söyleşide, kültür yalnızca geçmişten devralınan ve korunması gereken bir miras olarak değil; bugünü anlamlandıran, toplumsal hafızayı şekillendiren, yeni düşünce biçimleri üreten ve geleceği kuran dinamik bir güç olarak ele alınacak.

Söyleşide, Mardin'in çok katmanlı kültürel yapısı ekseninde sanatın toplumsal bellekteki rolü, kültürel cereyanların bölgenin düşünsel hayatına etkileri, coğrafya, kimlik ve hafıza arasındaki ilişkiler ile güncel kültür politikaları üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunulacak.

Bu kapsamda sanatın toplumsal dönüşümdeki rolü, kültür politikalarının yerel üretim üzerindeki etkileri, coğrafya ve kimlik ilişkisi, kültürel mirasın korunması ve sanatın kamusal alandaki işlevi üzerine tartışmalar yürütülecek.

“GEÇMİŞE AİT NOSTALJİ DEĞİL, GELECEĞİ KURABİLECEK TOPLUMSAL BİR İMKÂN”

Söyleşiye dair yapılan paylaşımda şu ifadelere yer verildi:

“Çünkü sanat, yalnızca galerilerde ya da müzelerde var olmaz. Sokakta, dilde, bellekte, gündelik yaşamın içinde ve bazen de sessiz bırakılmış hikâyelerde yaşamaya devam eder. Mardin'in kültürel hafızası da tam olarak bu noktada önem kazanmaktadır. Bu hafıza, geçmişe ait bir nostalji değil; geleceği kurabilecek toplumsal bir imkândır.

Bugün kültür ve sanat alanında yürütülen her tartışma, aynı zamanda demokratik yaşamın, ifade özgürlüğünün ve kültürel hakların tartışılması anlamına gelmektedir. Bu nedenle Mardin üzerine düşünmek; yalnızca bir kent üzerine değil, birlikte yaşamın, çoğulculuğun ve ortak hafızanın imkânları üzerine düşünmektir.

Bu etkinlik, kültür ve sanatı merkezden çevreye doğru değil; coğrafyanın kendi sesini, kendi sözünü ve kendi estetik dilini üretebildiği bir alan olarak değerlendirmektedir. Mardin'in kültürel birikiminin görünür kılınması, yalnızca kentin meselesi değil; aynı zamanda evrensel kültürel çeşitliliğin korunmasına yönelik bir sorumluluktur.

Kültürün metalaştırıldığı, hafızanın silikleştirildiği ve sanatın giderek piyasa ilişkileri içinde tanımlandığı bir çağda; Mardin'in çoğul hafızasına, kültürel direncine ve yaratıcı potansiyeline kulak vermek her zamankinden daha büyük bir önem taşımaktadır.

Mardin, yalnızca taşın, mimarinin ve tarihin kenti değildir. Mardin, aynı zamanda hafızanın, direncin, çokdilliliğin ve kültürel karşılaşmaların coğrafyasıdır. Bu kentte kültür ve sanat, yalnızca estetik bir üretim alanı değil; aynı zamanda kimliklerin, aidiyetlerin, toplumsal hafızanın ve siyasal mücadelelerin görünür olduğu bir düşünce zemini olarak varlık göstermektedir.

Bugün kültür ve sanat üzerine konuşmak, yalnızca sanat eserlerinden söz etmek değildir. Kültürün nasıl şekillendiğini, hangi seslerin görünür kılındığını, hangilerinin ise sessizliğe mahkûm edildiğini tartışmaktır. Çünkü her kültürel üretim aynı zamanda bir hafıza politikasıdır. Her sanat eseri, içinde üretildiği coğrafyanın izlerini, çatışmalarını, özlemlerini ve geleceğe dair tahayyüllerini taşır.

Mardin, yüzyıllar boyunca halkların, dillerin ve inançların yan yana yaşadığı bir kültürel kavşak olmuştur. Ancak bu zenginlik, yalnızca korunması gereken folklorik bir miras değildir. Aynı zamanda günümüzün kültürel ve siyasal tartışmalarında yeniden düşünülmesi gereken canlı bir deneyimdir. Kültürel çeşitliliğin giderek tek tipleştirici politikalarla karşı karşıya kaldığı bir dönemde, Mardin'in çokkatmanlı yapısı bizlere birlikte yaşamanın, çoğulculuğun ve kültürel üretimin olanaklarını hatırlatmaktadır.”