Güncel

Unutursak yine kaybederiz; Yüzleşmekten çekinmeyin

Türkiye’de her yıl 1-7 Mart tarihleri arasında, Türkiye’de ‘Deprem Haftası’ olarak anılıyor ve çeşitli etkinliklerle deprem riskine dikkat çekiliyor.

Abone Ol

ÖZEL HABER - Mehmet Rumet SOYLU

Bu hafta, yalnızca bir anma değil, aynı zamanda bir yüzleşme ve hazırlık çağrısıdır. Çünkü Türkiye, dünyanın en aktif deprem kuşaklarından biri olan Alp–Himalaya deprem kuşağı üzerinde yer alıyor. Bu gerçek, coğrafyamızın değişmez kaderi. Ancak yıkımın kader olup olmaması bizim elimizde.

Türkiye’nin deprem gerçeği, en çarpıcı şekilde 17 Ağustos 1999’da yaşanan 1999 Gölcük Depremi ile hafızalara kazındı. Ardından 6 Şubat 2023’te meydana gelen ve 11 ili etkileyen 2023 Kahramanmaraş Depremleri, binlerce can kaybına ve büyük bir yıkıma yol açtı. Bu iki büyük felaket, Türkiye’nin deprem riskini somut biçimde gözler önüne serdi.

Uzmanlara göre Türkiye topraklarının yaklaşık yüzde 92’si deprem tehlikesi altında bulunuyor. Nüfusun ise büyük bölümü birinci ve ikinci derece deprem bölgelerinde yaşıyor. İstanbul başta olmak üzere Marmara Bölgesi, Ege, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu hat boyunca ciddi risk taşıyor.

Özellikle Marmara’da beklenen büyük deprem, uzun süredir bilim insanlarının gündeminde. Bu durum, sadece bireysel değil. Ekonomik, sosyal ve siyasal anlamda da ülke çapında bir risk anlamına geliyor.

Türkiye, bunca yaşanmış depremlere karşın, olası başka depremlere ne kadar hazırlıklıdır sorusu daima gündemde.
Deprem sonrası yapılan düzenlemeler, kentsel dönüşüm projeleri ve yapı denetim sistemleri önemli adımlar olsa da, uygulamadaki eksiklikler hâlâ tartışma konusu.

- Kaç bina gerçekten depreme dayanıklı?
- Denetimler yeterince sıkı mı?
- Riskli yapılar ne kadar hızlı dönüştürülüyor?

Bu soruların yanıtı, Türkiye’nin deprem karşısındaki gerçek hazırlık seviyesini belirliyor. Özellikle eski yapı stokunun yoğun olduğu büyük şehirlerde risk devam ediyor.
Henüz bilimsel olarak depremi önceden bilmek ve engellemek mümkün değil. Ancak zararlarını azaltmak mümkün. Bunun için hem bireysel hem kurumsal düzeyde yapılması gerekenler var:

1. Sağlam ve Denetimli Yapılar
En önemli önlem, depreme dayanıklı bina yapımıdır. Yeni yapıların yönetmeliklere uygun inşa edilmesi, mevcut riskli yapıların ise hızla dönüştürülmesi gerekiyor.

2. Kentsel Dönüşümde Şeffaflık
Kentsel dönüşüm sadece rant odaklı değil, risk odaklı yürütülmeli. Öncelik, gerçekten tehlike altındaki bölgelerde olmalı.

3. Deprem Bilinci ve Eğitimi
Okullarda ve iş yerlerinde düzenli tatbikatlar yapılmalı. Aileler, ev içinde “çök–kapan–tutun” yöntemini bilmeli ve uygulayabilmeli.

4. Acil Durum Planı
Her evde bir deprem çantası bulunmalı. Bu çantada:
- Su ve dayanıklı gıda
- El feneri
- Powerbank
- İlk yardım malzemesi
- Kimlik fotokopileri
- Düdük
gibi temel ihtiyaçlar yer almalı.

5. Toplanma Alanlarının Bilinmesi

Yaşadığınız mahalledeki toplanma alanlarını öğrenmek hayati önem taşır. Deprem anında panik değil, bilinç hayat kurtarır.

Büyük depremler yalnızca binaları değil, ekonomiyi de sarsıyor. Üretim duruyor, göç artıyor, psikolojik travmalar uzun yıllar sürüyor. 6 Şubat depremleri sonrasında yaşanan iç göç, konut ve kira krizleri bunun en somut örnekleri arasında.

Deprem riski, aynı zamanda bir kalkınma meselesidir. Güvenli şehirler inşa etmek, sürdürülebilir bir ekonomi için de şarttır.

Deprem Haftası, korku üretme haftası değildir. Bilinç oluşturma haftasıdır. Türkiye’nin deprem gerçeği değişmeyecek. Ancak can kayıplarını azaltmak, yıkımı en aza indirmek bizim elimizde.

Unutmamalıyız, deprem doğal bir olaydır. Afete dönüşmesi ise insan hatalarının sonucudur.

Hazırlıklı olmak bir tercih değil, zorunluluktur.