Yeni yıla gireli birkaç 24 saat oldu.

Ben bu kez yeni yılda dünya insanı ne istiyor, Türkiye insanı ne umut ediyor ve de Diyarbekirli yeni yıldan ne bekliyor.

İnanın hiçbir art niyet düşünmeden Diyarbekir’de, Diyarbekirliye sordum. İstanbul’da yaşayan yurttaşlarımıza bu soruyu yöneltim. Ayrıca gerek Diyarbekir’de gerekse İstanbul’da geçici ve sürekli yaşayan çeşitli ülke insanlarına sordum yeni yıl size ne getirsin diye soru yöneltim.

Bu günkü yazımda siz okuyucularıma, hiçbir yorum katmadan bu cevapları sunacağım.

Gerçi yerlisi, yabancısı ve de Diyarbekirli’nin birçok konuda benzer beklentileri var. Şöyle ki,

Yabancılar;

İnsanlar; korkutulmak, sindirilmek, susturulmak istemiyorlar.

 İnsanlar, demokrasinin tehdit altında olmasını istemiyorlar.

İnsanlar hoş görülmek istiyorlar.

Dünya insanı diyor ki “Her nerede olursa olsun, hangi halka ya da hangi ırka olursa olsun,  katliamlar olmasın.”

İnsanlar artık 2018’de yürek sızlatan acıları yaşamak istemiyor…

Türkiye insanı;

“Kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin” ayeti dikkate alınsın artık

İnsanlar artık yüreklerinin kanamasını istemiyorlar.

İnsanlar çocukları ile birlikte cezaevlerinde tutulan anneler görmek istemiyorlar.

Anneler, babalar; çocuklarının, sevenler sevdiklerinin kadınlar kocalarının, parçalanmış bedenlerini artık toplamak istemiyorlar.

Yüzde 1’ler de, yüzde 51’lerle eşit olmak istiyorlar.

İnsanlar diyor ki “Yaşatılan acıları yüreğimizde hissetmekten bedende yürek kalmaz oldu.  Bu acıları bir daha yaşayacak takatimiz kalmadı.

İnsanlar diyor ki  “Oğlum 13 yaşındaydı. Damın karını attırmaya kıyamazdım. Şimdi karın altında… Böyle şeyler bir daha olmasın.”

İnsanlar kutuplaşmaya ‘dur’ denilmesini istiyor.

İnsanlar artık insanlığa karşı işlenen suçlara son verilmesini istiyor.

İnsanlar; her şart ve her koşulda insan haklarını savunmak ve korumak sorumluluğundan vazgeçilmemesini istiyor.

Türkiye insanı, Roboski’ler bir daha asla olmasın diyor.

İnsanlar; çağdaş, laik, demokratik ve tüm etnik, mezhepsel, dinsel kesimlerle barışık bir yönetim ve yöneticiler istiyor.

İnsanlar, hak, hukuk, adalet, özgürlük, barış, savaşsız bir dünya, hakça insanca, eşit bir yaşam, ifade özgürlüğü, yaşam hakkının ihlal edilmemesini istiyorlar.

İnsanlar diyor ki “ Yapılanlar Ankara’nın derin dehlizlerinde kaybolmasın. Yapanlar ortaya çıkarılsın.”

Tek temennimiz, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın, ötekiler olmasın gündüzleri işsiz geceleri kimse aç yatmasın, onurlu ve barış sevdalılarına sağlıklı ve uzun ömürler getirmesidir.

Sağlıkçılar sağlık hizmeti vermenin bir suç olmadığının bilinmesini istiyorlar.

Eğitimciler, okullarda bilim ağırlıklı, üretime yönelik, ezberden uzak bir eğitim sisteminin işlenmesini istiyorlar.

İşçiler emeğe saygı, insanca yaşatacak bir ücret istiyorlar.

Adalet mensupları, emir ve komutayla değil, adaletin gerektirdiği kararlar vermekte özgür olmak istiyorlar,

Peki ya Diyarbekirli ne istiyor bakalım.

 “Diyarbakır’ı çok seviyorum” demekle yetinenler ne Diyarbekirliyi inandırabilir ne de Diyarbekiri kalkındırabilirsiniz.

Diyarbekir; çok farklı seslerin, karanlık taşlara çarparak etrafı aydınlattığı kadim bir şehirdir. Geç olmadan değerini biliniz.

Diyarbekirli diyor ki artık analar ağlamasın…

Kaderdir deme bana, sarılmak isteseydin, elini uzatsaydın –aşiret reisine, şeyhlere, ağalara değil- Diyarbekirliye, kulak verseydiniz, bugün bambaşka olurduk inanın buna.

Gerçi, yaprak ağaçtan düşünce rüzgarın oyuncağı olur… Ama biz bunu hak etmiyoruz. Hala farkında değil misiniz?

Biz diyoruz ki

“En başından, yönetimin her kademesindekiler, o gün, bu gün onun bunun lafıyla; cezaevi ya da kelepçe değil de hatta mermi, şarapnel olup üzerine yağacağına, yağmur olup, hoş görü olup üzerine düşsen, en büyük bayram yeri olurdu Diyarbekir. Menfaat çevrelerini değil, rant peşinde koşanları değil, gelin bizi dinleyin bizi. Gerçeği öğrenince inanın  bu güne kadar yapılanlardan rahatsızlık duyacaksınız…”

Diyarbekirli; 2019’u eskiyi aratmayan, yürekleri kanatmayan,  çocukları ağlatmayan bir yıl olsun istiyor.

                                     &

Kirveme öğütler;

Sen sen ol kirve; düşünme, itaat et diyenlere değil; düşün, sor, sorgula diyenlere kulak ver.

                                     &

Bir şiirimle bağlayalım yazıyı,

GELMEDİ DİYARBEKİRİM GERİ GELMEDİ...

Dün seni düşündüm,
          İstanbul’un yedi tepesinin birinde ,
          Çayımı yudumlarken.
          Beynimde üşüştü:
          Yedi verenler, parmak kadar mor dutlar,
          Kan kırmızı karpuzlar,
          Yedi Kardeş, Ben u Sen ve On Gözlü Köprü.
         Ve gelinlerin en güzeli Dicle Nehri…
          Balıkçılarbaşı’ndaki ayrancı
         Dağ Kapı meydanındaki köfteci, seyyar lahmacuncu.
          Ve bu gün yerinde yeller esen Emirgan Çay bahçesi, yadıma düştü.

          Çay gittikçe açılıyordu elimde
          Göz yaşlarım bardağa düşmüş meğerse.
          Her neyse, çay çaylıktan çıkmıştı
         Tıpkı kırklar Dağı, Melik Ahmet Caddesi,
         Balıkçılar Başı, hatta Êrbedaş gibi.


          ‘’Siz demli çay içerdiniz,
          yoksa yanlış mı getirdik’’dedi garson.
         Özür diledi.
         Halbu ki gelirken çay demliydi
         Damlayan gözyaşlarım, açmıştı çayın rengini.
         Aldı elimden çay bardağını
         Tıpkı Diyarbekirimi elimden aldıkları gibi.
        Her neyse yerine demli çay geldi.
        Ya Diyarbekirim
        Diyarbekirimi Recep Yılmaz çok bekledi,
        Diyarbekirim geri gelmedi ,
        Gelmedi…
                                                &

Güzel bir hafta dileğiyle,

Dostça kalın… 

“Diyarbekir 5 Nolu Cezaevi, MÜZEYE dönüştürülsün.”

“SUR İÇİ; DÜNYANIN EN BÜYÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLSUN.

“Sur İlçesinin adı “ESKİ DİYARBEKİR” olsun.”

 “ŞEHRİN STADI, ŞEHRİN ÖZGÜRLÜK MEYDANI OLSUN.”

Daha da önemlisi;

YAKIP YIKILAN BÖLGELERDE EVLER, ASLINA UYGU VE DİYARBEKİR EVLERİNE YAKIŞIR BİR BİÇİMDE YAPILSIN.    

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol