MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin çağrısına rağmen "Ahmetlerin göreve dönememesini" değerlendiren Ahmet Türk, "Bu konuda bireysel olarak belediye başkanlığıyla ilgili çok fazla da bir beklenti veya bir talebim yok. Ama halk iradesine ipotek konulduğu için bu ipoteğin kalkmasının mücadelesini veriyoruz. Haksız bir uygulama. Halk iradesinin ortaya çıkması, demokratik bir düzenin, sistemin oluşması konusundaki mücadelemizi sürdürüyoruz. Sadece kayyım değil. Demokratik bir sistem nasıl oluşur, sorunun çözümü konusunda Kürtler ne kadar gerçek bir muhataptır gibi başlıkların tartışılması gerekiyor. Biz bu ülkede demokrasinin kalıcı hale gelmesi için çaba gösteriyoruz. Bizim mücadelemiz bu." ifadelerini kullandı.
SÜRECİ İZLİYORUZ
Sürecin çok yavaş ilerlediğine dikkat çeken Türk şunları söyledi:
Süreçle ilgili gelişmeleri büyük bir sabırla izliyoruz. Kürtler aslında kendilerine düşen her türlü görevi ve sorumluluğu yerine getirmiştir. Ama bugüne kadar açıkça söylemek gerekir ki devletten hiçbir adım atılmadı.
Şimdi burada bir barış olacaksa bir muhatabın olması lazım. Bu muhatabın eşit koşullarda bu süreci yürütmesi gerekiyor. Ancak burada bunu göremiyoruz. Daha önce de birçok yerde de bunu ifade ettim. Türkiye Büyük Millet Meclisi 467 oyla bir yasayı, bir kanunu gündeme getirdi ve kabul edildi. Yasa Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden çıkıp Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonra bunun gereğinin yerine getirilmesi gerekiyor. Ama bugün Milli Savunma Bakanlığı diyor, MİT Müsteşarlığı diyor, bilmem başka bir meclis içinden komisyon oluşturuluyor. Ve bu süreci uzatmaya yönelik bir anlayışla karşı karşıyayız. Bu doğru değil. Bir yasa çıkıyorsa o yasanın gereği yerine getirmek lazım.
DEMİRTAŞ VE YÜKSEKDAĞ NEDEN İÇERİDE?
Ahmet Türk'ün Amida Haber'e verdiği röportaj şu şekilde:
Şunu da açıkça ifade ettik. Elinde silah olan insanlar silahlarını bırakmış. Bu sürecin izlenmesi konusunda bir akıl ortaya çıkabilir. Ama fikirlerinden, düşüncelerinden siyaset yaptığı için cezaevinde olan insanların silahla ne ilgisi var? Bunlar eline silah mı aldı? Kandil’e mi gitti bu insanlar? Hayır. O zaman niye bunu bekletiyor?. Selahattin Demirtaş’ı, Figen Yüksekdağ’ı, diğer arkadaşlarımızı, burada tutmanın nedenini biz de bilemiyoruz.
UMUTSUZLUK OLUŞMAMALI
Sürecin bu şekilde devam etmesi umutsuzluk çıkartır. Biz bunun olmasını istemiyoruz. Gerçekten bu sürecin kalıcı bir barışa dönüşmesi için hepimiz büyük çaba gösteriyoruz. Halkımız da buna hazır. Artık silahların gündemde olmadığı, demokratik siyasetin öne çıktığı ve sorunların diyalogla, uzlaşarak, tartışarak çözmek istediğimiz bir mantıkla hareket ettiğimizi ve Kürtlerin böyle düşündüğüne de inanıyorum. Çünkü insanlarla konuşuyoruz, halkla konuşuyoruz.
Silahların susması güzel bir şey. Ama silahlar sustuktan sonra mesele sadece silah değil ki. Halkın talepleri var, özlemleri var, beklentileri var. Yıllardan beri özgür, demokratik bir ortamın sağlanması için bir mücadele vermiştir. Bu mücadelenin sonuçlanması ve başarıya ulaşması için çaba gösteriyor. Biz de bu çabanın içindeyiz.
SÜREÇ DESTEKLENMELİ
Biz bu süreci küçümsemiyoruz. Bu sürece de karşı çıkmıyoruz. Tam tersine büyük bir destek veriyoruz. Ama birileri de Kürt halkının bu değer verdiği barış sürecine kendilerinin de görebileceği, kendilerinin de destek verebileceği ve Kürtleri anlayacak bir mantıkla yaklaşmasını bekliyoruz ve istiyoruz.
Tabii ki hukuksal sorunlar var. Yani bir yasaların meclis gündemine getirilmesi ve bütün bu sürecin güvence altına alacak bazı yasaların meclis gündemine getirilmesi ve bunların tartışılması, görüşülmesi ve bunun yasallaşması konusunda beklentiler var. Yani biraz önce de ifade ettim.
Sadece silahları bırakmakla sorun çözülmüyor. Elbette ki güzel bir şey silahların bırakılması. Ama bir halk var ve bu halkın talepleri var. Bu taleplerin göz önünde tutulması gerekir. Buna ulaşmak gerekir. Buna ulaşamadığımız zaman, bunu başaramadığımız zaman aslında da sorunu kökten çözmüş olmuyoruz.
KAYYUM İLE SÜRECİN BİR BAĞLANTISI YOK
Kayyım uygulamasının süreçle bir bağlantısı yok. Kayyım olayının bu süreçle hiç ilgisi yok. İsteseydiler ilk günde bunu kaldırabilirdiler. Yani İçişleri Bakanlığı’nın 5393 sayılı kanuna dayanarak o zaman olağanüstü hal döneminde çıkarılmış bir kanuna dayanarak görevden alıyor.
İstedikleri an, istedikleri zaman bu kayyımların yerine halkın iradesiyle seçilmiş olan belediye başkanlarını atayabilirler. Yani bunun için bir kanunu meclise getirmeye gerek yok. Böyle bir şey yok. Zaten böyle bir şey de olmayacak. Yani kayyımlarla ilgili bir yasanın meclis gündemine gelmesi gibi bir şey olmayacak çünkü öyle bir durum yok. İstedikleri an bunu kaldırabilirler. Ama tabii ki biz biliyoruz yani bu süreci böyle ipotek altına almaya çalışmaya çalışan bir anlayış var. Bu anlayışın kırılması gerekir.




