HABER/Güneş OCAĞA-Ceren AKYIL

Diyarbakır’da Amed Kent Konseyi Spor Meclisi tarafından ÇandAmed Kongre Merkezi’nde düzenlenen “Spor, kent kimliği, ekonomi ve toplumsal barış” başlıklı panelin ilk oturumunda sunumlar yapan Diyarbakır Ticaret Ve Sanayi Odası Başkanı (DTSO) Mehmet Kaya, Amedspor İstişare Kurulu Başkanı Metin Kılavuz, Sosyolog Seher Akçınar Bayar ve Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti (GGC) Yönetim Kurulu Başkanı Felat Bozarslan önemli değerlendirmelerde bulundu.

“SPORU YANLIZCA FUTBOL ÜZERİNDEN DEĞERLENDİRMEK EKSİK OLUR”

Panelde ilk olarak sunum yapan sosyolog Seher Akçınar Bayar, sporun yalnızca futbol üzerinden tanımlanmasının eksik bir yaklaşım olduğunu belirterek, sporun sağlık, toplumsal ilişkiler, kimlik ve siyasal süreçlerle doğrudan bağlantılı geniş bir alan olduğuna dikkat çekti.

“TRÜBÜN ORTAK DUYGU ÜZERİNDEN BİR ARAYA GELMEKTİR”

Bayar, tribünleri “birbirini tanımayan insanların ortak duygular etrafında bir araya geldiği topluluklar” olarak tanımlarken, bu yapıların sosyolojide “hayali cemaatler” kavramıyla açıklanabileceğini ifade etti. Bayar, tribünlerin aynı zamanda toplumsal aidiyet ve kimlik üretiminde önemli bir rol oynadığını vurguladı.

Amedspor’un Yaratacağı Turizm Ve Ekonomi Potansiyeli Ele Alındı3

“FUTBOL KULÜPLERİ ŞEHİRLERİN ULUSAL TEMSİLİ OLDU”

Konuşmasında sporun kent kimliğiyle ilişkisine de değinen Bayar, futbol kulüplerinin şehirlerin ulusal ve uluslararası alanda temsilinde önemli bir sembol haline geldiğini söyledi. Bayar, bu bağlamda Manchester United ve Liverpool FC gibi kulüplerin şehir kimliğiyle özdeşleştiğini, Türkiye’de ise Amedspor ve Trabzonspor’un benzer bir rol üstlendiğini ifade etti.

“SPORUN HEM BİRLEŞTİRİCİ HEM AYRIŞTIRICI GÜCÜ VAR”
Bayar ayrıca sporun hem birleştirici hem de ayrıştırıcı bir yönü bulunduğunu belirterek, özellikle ırkçılık, nefret söylemi ve ayrımcılık gibi sorunların spor alanında görünür hale geldiğini dile getirdi. Bayar, Avrupa futbolunda bu tür vakaların arttığına dikkat çekilerek, FIFA ve UEFA raporlarının da bu durumu doğruladığı ifade edildi.

BOZARSLAN: SPOR AYRIMCILIK VE NEFRETİN EN ÇOK GÖRÜLEN ALANIDIR

Ardından söz alan Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Felat Bozarslan, şunları ifade etti:

“Ne yazık ki spor, günümüzde de ırkçılık, ayrımcılık ve nefret söyleminin en çok görülebildiği alanlardan biri olmaya devam etmektedir. Bu durumun normalleşme riski ise ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Amedspor’un Yaratacağı Turizm Ve Ekonomi Potansiyeli Ele Alındı2

Yakın dönemde yerel kulüplerimizin maçlarında da benzer tartışmalar yaşanmış, deplasman tribünlerinde yaşanan bazı olaylar kamuoyunda geniş yer bulmuştur. Küçük görünen bazı olaylara ağır yaptırımlar uygulanırken, bazı durumların göz ardı edildiği yönünde eleştiriler de yapılmaktadır. Bu da adalet ve tutarlılık konusundaki tartışmaları gündeme getirmektedir.

MEDYANIN ROLÜ ÇOK ÖNEMLİDİR

Bu noktada medyanın rolü son derece önemlidir. Spor medyası hem ayrımcılığı besleyen dili yeniden üretmemeli hem de ayrımcılıkla mücadelede sorumluluk almalıdır. Günümüzde geleneksel medyanın yanı sıra sosyal medyanın etkisi çok daha büyüktür ve kontrolü çok daha zordur. Bu nedenle medya dili daha da kritik hale gelmiştir.

MEDYA AYRIŞTIRICI DİLDEN KAÇINMALIDIR

Medya, reyting ve tıklanma kaygısıyla kutuplaştırıcı bir dil kullanmaktan kaçınmalıdır. Aksi halde bu dil, tribünlere, sahalara ve hatta toplumsal yaşama kadar yansıyabilir. Bu nedenle gazetecilik meslek örgütleri başta olmak üzere tüm ilgili yapılar, medyada kullanılan dilin dönüşümü için sorumluluk almalıdır.

Nefret söyleminin teşhir edilmesi, yayılmasının engellenmesi ve yerine barış, kardeşlik ve fair-play kültürünü öne çıkaran bir yaklaşımın benimsenmesi gerekmektedir. Sporcuların, kulüplerin ve taraftarların olumlu örneklerinin görünür kılınması da bu mücadelenin önemli bir parçasıdır.

Sonuç olarak medya, sporun çatışma değil; barış, dostluk ve kardeşlik duygularını güçlendiren bir alan olmasına katkı sunmalıdır.

MEHMET KAYA: SPOR MECLİSİNE İHTİYAÇ VAR

Sporun ekonomisine vurgu yapan DTSO Başkanı Mehmet Kaya, ise şöyle konuştu:

“Amedspor’un yaptıklarıyla kentin, hatta ülkenin ve bölgenin gündemini bu kadar yoğun şekilde meşgul etmesi gerçekten çok önemli bir çalışmadır. Zor bir alanda büyük bir emek verildiğini biliyoruz. Bu nedenle emeği geçen herkese teşekkür ederek başlamak istiyorum.

Bugün bir spor meclisine gerçekten ihtiyacımız var. Cengiz Başkan’ın da ifade ettiği gibi doğru bir zemine geldik. Ancak bu alanın nasıl değerlendirileceğini iyi belirlemeliyiz. Kısaca ifade etmek gerekirse, sporun tüm yönlerini tek bir panelde değil, ayrı başlıklar halinde ve daha geniş katılımlı toplantılarda tartışmamız gerekiyor. Böylece toplumda daha güçlü bir bilinç oluşturabiliriz.

Kent konseyi sürecine de teşekkür ediyorum. Çünkü tam da tehditler ve fırsatların birlikte bulunduğu önemli bir dönemden geçiyoruz. Bu durumun tehdit mi yoksa fırsat mı olacağını ise bizim yaklaşımımız belirleyecek. Bugün için fırsatın daha güçlü olduğunu düşünüyorum.

Bunun temel sebeplerinden biri Amedspor’un kimliğiyle Kürt kimliğinin birbirinden ayrılmaz hale gelmesi ve aynı zamanda Kürt sorununun çözümüne dair tartışmaların yoğunlaşmasıdır. Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesi ve bu süreçle aynı döneme denk gelmesi önemli bir gelişmedir.

Sporun yalnızca saha içi bir faaliyet olmadığını, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir alan olduğunu kabul etmeliyiz. Ancak bunu doğru tartışmazsak başarıyı sürdüremeyiz. Bu nedenle ekonomiyi konuşmak zorundayız.

Süper Lig’de gelir dağılımına baktığımızda ciddi bir dengesizlik vardır. Dört büyük kulüp toplam bütçenin yaklaşık %90’ını kontrol ederken, diğer kulüpler çok daha düşük paylarla mücadele etmektedir. Anadolu kulüplerinin toplam bütçesi, büyük kulüplerden birinin seviyesine bile ulaşamamaktadır.

Ayrıca kulüplerin gelir, gider dengelerinde ciddi sorunlar vardır. Birçok kulüp her sezon gelirinden daha fazla harcama yapmakta ve sürekli borçlanarak yoluna devam etmektedir. Buna karşılık Amedspor’un bugüne kadar birikimli zarar oluşturmadığını özellikle vurgulamak gerekir.

Diyarbakır takımı finale yükseldi; kazanırsa Şampiyonlar Ligine gidecek
Diyarbakır takımı finale yükseldi; kazanırsa Şampiyonlar Ligine gidecek
İçeriği Görüntüle

Türkiye’de kulüplerin bütçelerinin büyük bölümü transfer ve maaşlara gitmektedir. Bu oran %80’lerin üzerindedir. Avrupa’da ise bu oran ortalama Yüzde 50–60 seviyelerindedir. Bu fark, sürdürülebilirlik açısından ciddi bir sorundur.

Burada asıl tartışmamız gereken konu, sporun nasıl bir turizm ve ekonomik değere dönüştürülebileceğidir. Dünya örneklerine baktığımızda bunun farklı modelleri vardır.

Bazı ülkeler, popüler futbolcular transfer ederek liglerini bir “spor turizmi” alanına dönüştürmektedir. Suudi Arabistan’ın son yıllardaki yatırımları buna örnektir. ABD’de geçmişte benzer denemeler yapılmış ancak her zaman kalıcı başarı sağlanamamıştır. Buna karşılık bazı kulüpler başarı ve kimlik üzerinden sürekli değer üretmektedir. Liverpool, Bayern Münih, Real Madrid, Barcelona gibi kulüpler hem sportif başarıları hem de marka değerleriyle turizm ve ekonomi yaratmaktadır. Bir diğer model ise “kimlik takımlarıdır.” Athletic Bilbao, Celtic ve Rangers gibi kulüpler kendi kimlikleri üzerinden güçlü bir aidiyet ve ekonomik değer üretmektedir. Bu kulüpler kimliklerinden taviz vermeden büyümeyi başarmıştır.

Amedspor da bu bağlamda bir kimlik takımıdır. Bu kimlik, hem Kürt toplumu açısından hem de bölge halkları açısından güçlü bir anlam taşımaktadır. Bu durum önemli bir avantajdır. Ancak kimlik tek başına yeterli değildir; başarıyla desteklenmediği sürece dezavantaja da dönüşebilir. Bu nedenle sportif başarı ile ekonomik planlama birlikte yürütülmelidir.

Bölgenin ekonomik yapısı da dikkate alınmalıdır. Diyarbakır ve çevresi tasarruf oranlarının düşük, kredi kullanımının yüksek olduğu bir yapıya sahiptir. Bu nedenle Amedspor’un sadece yerel kaynaklarla büyümesi zordur. Bu noktada kent bütününün Amedspor’a sahip çıkması gerekir. Valilik, belediyeler, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, medya ve iş dünyası ortak bir çalışma yürütmelidir. Amedspor’un yalnızca maç günü ekonomisiyle sınırlı kalmaması gerekir. Kent turizmine entegre bir yapı oluşturulmalıdır. Taraftarların sadece maç izleyip gitmesi değil, 2, 3 gün kente kalarak tarih, kültür ve turizm alanlarını da ziyaret etmesi sağlanmalıdır. Zerzevan Kalesi, Çayönü gibi tarihi alanlar bu sürece dahil edilmelidir. Otel, restoran, ulaşım ve şehir altyapısı buna göre planlanmalıdır.

Ayrıca yurt dışı çalışmaları da önemlidir. Hannover’de açılan mağazada görülen ilgi bunun bir göstergesidir. Avrupa’daki taraftar kitlesi hem Diyarbakır’a çekilmeli hem de buradan oraya bağlar kurulmalıdır.

Sonuç olarak Amedspor, sadece Diyarbakır’ın değil, bölgenin ve diaspora ile birlikte Avrupa’nın da bir kimlik takımıdır. Bu yapı doğru yönetilirse hem sportif başarı hem de güçlü bir ekonomik ve turistik değer üretilebilir.”

Muhabir: Güneş OCAĞA / Ceren AKYIL