Diyarbakır Şehir Hastanesi işçilerinin eylemi 16’ncı gününde
Diyarbakır Şehir Hastanesi işçilerinin eylemi 16’ncı gününde
İçeriği Görüntüle

Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen 20’nci Kürt Konferansı ikinci gününde devam ediyor. Konferans; Avrupa Türkiye Yurttaş Komisyonu (EUTCC) Başkanı ve Norveç’teki Bergen Üniversitesi’nden Kariane Westrheim’in açılış konuşması ile başladı.

Moderatörlüğünü EUTCC Yönetim Kurulu Üyesi Dersim Dağdeviren’in yaptığı ilk oturumda canlı bağlantı ile konuşan Kariane Westrheim, konferansın kuruluşundan bugüne siyasi değişimler ve katılım biçimlerini anlattıktan sonra, Türkiye’deki son Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de değindi.

TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİ VE KÜRT SORUNU

Abdullah Öcalan’ın isminin barış ve siyasi çözüm bağlamında artık Avrupa kurumlarında açıkça tartışıldığını belirten Kariane Westrheim, “Öcalan’ın 2025 yılında yaptığı barış ve demokratik toplum çağrısı Avrupa Parlamentosu’nda ele alındı. Avrupa Parlamentosu, bu çağrının ardından yaşanan gelişmeleri tarihi bir fırsat olarak nitelendirdi” dedi. Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerinin Kürt sorunundan ayrı düşünülemeyeceğini dile getiren Kariane Westrheim, “Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olmak istiyorsa demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve siyasi özgürlükler söz konusu olduğunda Kürt sorununda bir istisna yapılamaz” ifadelerini kullandı.

20 yılda hükümetlerin değiştiğini, AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerin değiştiğini ve çatışmanın da çeşitli aşamalardan geçerek farklı bir seyir izlediğini belirten Kariane Westrheim, Kürtlerin kültürel ve siyasi haklarının yalnızca Türkiye’nin iç meselesi olmadığını kaydetti.

Kürt sorununun gelinen aşamada daha uluslararası bir boyut kazandığını ve bu nedenle Abdullah Öcalan’ın konumunun daha önemli hale geldiğini belirten Kariane Westrheim, Kürt sorununu hiçbir zaman Türkiye’nin iç sorunu olarak ele almadıklarını söyledi.

ROJAVA’DAN ÇIKARILACAK DERS

Rojava’daki duruma dikkat çeken Kariane Westrheim, Rojava’dan çıkarılacak dersin “yıllar içinde inşa edilen siyasi kazanımların çok kısa bir süre içinde kaybedilebileceği” olduğunu belirterek, “İşte bu nedenle farklılıklarımızı koruyarak Kürtler arasındaki dayanışmayı sürdürmek önemlidir. Asıl mesele, diyalog ve siyasi iş birliği yoluyla Kürtlerin temel haklarını ve demokratik kazanımlarını savunabilmektir” dedi.

‘YENİ AÇILIM FIRSATLAR SUNUYOR’

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin “fırsatlar yarattığını” dile getiren Kariane Westrheim, “Ancak bu fırsat, henüz barışın kendisi değildir” dedi. “Bu döneme umutla yaklaşmalıyız, ancak gerçekçilikten de uzaklaşmamalıyız” diyen Kariane Westrheim, “Barış kendiliğinden gerçekleşecek bir şey değildir. Son yıllarda Kürtlerin elde ettiği kazanımlar da garanti altında değildir” dedi.

LEYLA ZANA: ARTIK REDDİN YERİNİ TANIMA VE KABUL ALMALIDIR

Ardından Avrupa Parlamentosu Sakharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü sahibi ve Kürt siyasetçi Leyla Zana’nın mesajı okundu. Kariane Westrheim tarafından okunan mesajda; Leyla Zana, “Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl çözümü için tarihi öneme sahip, nadir rastlanan bir kapı aralanmış durumda. Tünelin sonunda geleceğe ilişkin güçlü bir umut ışığı belirdi. Bu ışığı gerçeğe dönüştürmek, bütün siyasi tarafların ortak sorumluluğudur. Aynı zamanda herkesin ortak çıkarınadır. Bu sorumluluk bütün taraflara aittir” dedi.

Eğer adil bir çözüm sağlanabilirse bu sürecin, benzeri görülmemiş bir dönüşüm modeline dönüşebileceğini ifade eden Leyla Zana, “Kürt halkı hiçbir kurumun, örgütün ya da devletin günlük çıkarlarının aracı değildir. Çıkara dayalı ilişkilerin de rehinesi olamaz. Kürt sorununu oluşturan ve bugüne kadar devam etmesine neden olan siyasi ve hukuki meseleler, neden-sonuç ilişkisi içinde, bir bütün olarak ele alınmalıdır” diye konuştu.

“Reddetme politikası sona ermeli; yerini kabul ve tanıma politikasına bırakmalıdır” diyen Leyla Zana, Abdullah Öcalan’ın durumuna dikkat çekerek, “Kürt sorunu kadar kapsamlı bir meselenin çözümünde, 28 yıldır kendi halkıyla dahi görüşme ve istişare etme imkânından mahrum bırakılmış bir aktörün rolü de göz ardı edilemez” dedi.

Leyla Zana, “Sayın Öcalan’ın kendi halkıyla iletişim kurabilmesi ve bu sorunlu meselenin daha fazla gecikmeden çözüme kavuşturulması gerekiyor” diye ekledi.

ŞİRİN EBADİ: SAYIN ÖCALAN BÜYÜK BİR CESARET GÖSTERDİ

Açılış oturumunun üçüncü konuşmacısı olan Nobel ödüllü İranlı insan hakları aktivisti Şirin Ebadi, “Sayın Öcalan’ı, bu değişimi görebilecek cesareti gösterdiği için takdir ediyorum. Artık koşulların silahlı mücadeleye izin vermediğini görerek silah yerine kalemle mücadele etmeye karar verdi. Bence bu son derece doğru bir karardır” ifadelerini kullandı. İran’daki duruma da dikkat çeken Şirin Ebadi, “Bizim ülkemizde Kürtler, Beluçlar, Azeriler ve Araplar gibi farklı halklar yaşıyor. Ne yazık ki İran İslam Cumhuriyeti, bu halkların dillerini resmi olarak tanımıyor. Oysa Kürtler de dâhil olmak üzere bu halklar, Farsçanın yanı sıra kendi dillerini de öğrenebilmeli, okuyup yazabilmelidir. Farsça hepimizin ortak dili olabilir; ancak her halk, yaşadığı ülkede kendi dilini öğrenme ve kullanma hakkına sahip olmalıdır” şeklinde konuştu.

BM ARABULUCUSU: BARIŞ MÜMKÜNDÜR

BM Kıdemli Arabuluculuk Danışmanı ve Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu (LSE) Uluslararası Normlar Projesi Direktörü, Birleşik Krallık’tan Mark Muller KC, dünyanın birçok bölgesinde görev yaptığını ve artık şapkasını çıkardığı için bu konularda konuşabildiğini ifade etti.

Muller şöyle konuştu: “İster Suriye’de ister Türkiye’de yaşansın, Kürt çatışmaları çözümsüz, uzlaşmaya kapalı çatışmalar değildir. Çözüm yolları mevcut. Bugün sizlere vermek istediğim ilk mesaj şu: Barış mümkündür. Yalnızca bizim yaşam süremiz içinde değil, bu on yıl içinde de barışa ulaşabiliriz. Bunun gerçekleşmesi için bütün tarafların siyasi irade göstermesi gerekiyor” dedi.

ABDULLAH ÖCALAN’IN ROLÜ KRİTİK

Aynı zamanda Abdullah Öcalan’ın Avrupa mahkemelerindeki avukatlarından biri olan Muller, “Kamu otoriteleri kabul etmek istesin ya da istemesin, Abdullah Öcalan’ın oynadığı rol yalnızca silahsızlanmayı ve topluma yeniden kazandırılmayı teşvik etmek açısından değil, aynı zamanda uzlaşma ve yenilenme açısından da kritik önemdedir” dedi.

JONGERDEN: KAPSAMLI BİR DEMOKRATİKLEŞME LAZIM

Aynı oturumda “Yirmi yıllık diyalog ve tartışma: Avrupa ve Ortadoğu’daki gelişmeler bağlamında EUTCC konferansları” başlıklı bir sunum yapan Hollanda’daki Wageningen Üniversitesi Prof. Joost Jongerden, “Sürecin sonunda somut sonuçlar doğuracağına dair bir umut var. Ancak yerine getirilmeyen vaatler ve sürekli ertelenen umutlar, ne barışın ne de savaşın tam olarak yaşandığı bir ara durum yarattı” diye belirtti. Jongerden, sürecin başarılı olması için Türkiye’nin kapsamlı bir demokratikleşme yaşaması gerektiğini ifade etti.

Kaynak: MA