ÖZEL HABER/Güneş OCAĞA-Mehmet Rumet SOYLU

2024-2026 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde verilen Yaşayan Diller ve Lehçeler Dersi’ni 37 bin 406 öğrenci tercih etti. Bu öğrencilerin 30 bin 441’i Kurmanci, 4 bin 488’i ise Zazaca dersini seçti. Kürt meselesine ilişkin yürütülen çözüm süreci tartışmalarında ana dilde eğitim ve Kürtçe öğretmen ihtiyacı yeniden gündeme geldi. Diyarbakır’da faaliyet yürüten birçok kurum, Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılmasına yönelik çalışmalarını sürdürürken, başta DEM Parti olmak üzere farklı siyasi partilerden Kürt milletvekilleri Kürtçe için öğretmen atamalarının artırılması gerektiğini vurguladı.

SİYASİ PARTİ TEMSİLCİLERİ VE EĞİTİMCİLER EKSPRES’E KONUŞTU

Gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e konuşan DEM Parti Dil, Kültür ve Sanat Komisyonu Eş Sözcüsü Cemile Turhallı Balıkçı, Kürtçe ana dilde eğitimin anayasal güvence altına alınması gerektiğini belirtirken, seçmeli ders uygulamasının bu talebi karşılamadığını belirtti. AK Parti Erzurum Milletvekili Abdurrahim Fırat ise seçmeli ana dil derslerinin ve öğretmen istihdamının artırılmasını desteklediklerini, ancak ana dilde eğitim gibi başlıkların toplumsal barışın güçlenmesinin ardından geniş uzlaşıyla ele alınması gerektiğini ifade etti. Eğitim Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş de, başta Kürtçe olmak üzere Türkiye'de konuşulan tüm anadillerin eğitim sistemi içerisinde eşit, özgür ve güvenceli biçimde yer alması gerektiğini söyledi.

5-46

Kürt halkının ana dilinde eğitim talebinin temel bir hak olduğunu belirten DEM Parti Dil, Kültür ve Sanat Komisyonu Eş Sözcüsü Cemile Turhallı Balıkçı, “Bizim parti olarak başından beri savunduğumuz temel yaklaşım; bu coğrafyanın en otokton halklarından biri olan Kürt halkının kendi ana dilinde eğitim talebi, temel bir eğitim hakkı olarak değerlendirilmesidir” dedi.

“ANADİLİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER KALDIRILSIN”

Anadilin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini dile getiren Turhallı, şunları ifade etti:
“20 milyonun üzerinde insanın kendi kültürü, geçmişi, tarihi ve sözlü tarih birikimiyle varlığını sürdürdüğü bir ülkede, eğer gerçekten demokratik bir anayasa ve eşit yurttaşlık temelinde bir birliktelik hedefleniyorsa, bunun en önemli adımlarından biri ana dilde eğitim hakkının önündeki engellerin kaldırılmasıdır.
Bugün Türkiye’de ana dilin önündeki en temel engellerden biri anayasal ve yasal düzenlemelerdir. Mevcut anayasal anlayışa göre Türkçe dışında bir dilde eğitim mümkün değildir. Öncelikle bu hukuki engellerin kaldırılması gerekmektedir. Bununla bağlantılı olarak vatandaşlık tanımının da daha kapsayıcı ve eşitlikçi bir anlayışla yeniden ele alınması gerekir.”

“KAPSAYICI BİR EĞİTİM ANLAYIŞI TOPLUMUN BİRLİKTELİĞİNİ GÜÇLENDİRİR”

Kendi tarihini öğrenmenin başka tarihleri reddetmek anlamına gelmediğini vurgulayan Turhallı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kürtlerin ana dilde eğitim talebi yalnızca bir dilin öğretilmesi meselesi değildir. Ana dilde eğitim ile ana dil öğretimi aynı şey değildir. Biz eğitim ve öğretim hakkından söz ediyoruz. Bu kapsamda insanlar kendi ana dilini öğrenebilmeli, geliştirebilmeli ve gelecek kuşaklara aktarabilmelidir. Aynı zamanda kendi tarihini, edebiyatını, sözlü tarihini ve yaşanmışlıklarını da öğrenebilmelidir.
Kendi tarihini öğrenmek, başka tarihleri reddetmek anlamına gelmez. Aksine, farklı tarihlerin birlikte ve eşit biçimde öğrenildiği kapsayıcı bir eğitim anlayışı toplumsal birlikteliği güçlendirir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bugünkü haliyle belirli bir etnik kimliği merkeze alan bir yurttaşlık anlayışına dayanmaktadır. Bu anlayışın daha eşitlikçi, kapsayıcı ve çoğulcu bir yapıya dönüştürülmesi gerekmektedir. Bunun en temel göstergelerinden biri de ana dilde eğitim hakkının güvence altına alınmasıdır.

“AYNI HAKLAR KÜRTÇE İÇİN DE TANINMALI”

Şunu özellikle vurgulamak gerekir ki Türkiye’de bir Türk vatandaşı kendi ana dilinde eğitim alabiliyor, matematiği, fiziği, biyolojiyi ve diğer bilim alanlarını bu dilde öğrenebiliyorsa, aynı hakkın Kürtçe için de tanınması gerekir. Çünkü bir dili yalnızca konuşarak koruyamazsınız; onu geliştirmek, bilim dili haline getirmek ve gelecek nesillere aktarmak için eğitim alanında yaşatmak gerekir.

“EĞİTİM ASİMİLASYONA KARŞI EN GÜÇLÜ ARAÇTIR”

“Ana dilde eğitim, bir dilin asimilasyona karşı korunmasının en güçlü aracıdır” diyen Turhallı, “Bu konudaki önerilerimizi komisyona sunduğumuz raporda da üç temel başlık altında ifade ettik. Birincisi, ana dilde eğitim hakkının anayasal ve yasal güvencelere kavuşturulmasıdır. İkincisi, vatandaşlık tanımının daha ortak ve kapsayıcı bir anlayışla yeniden düzenlenmesidir. Üçüncüsü ise örgütlenme hakkı, kayyum uygulamalarının sona erdirilmesi ve yerinden yönetim ilkesinin güçlendirilmesi gibi demokratik hakların önündeki engellerin kaldırılmasıdır” diye konuştu.

“ÇÖZÜMÜ KOLAYLAŞTIRACAK ŞEY EŞİTLİKTİR”

Devam eden çözüm sürecine dikkat çeken Turhallı, çözümü kolaylaştıracak şeyin eşitlik olduğunu dile getirdi. Turhallı, “Bu çözüm sürecinin de temel amacı toplumsal sorunları demokratik yollarla çözmektir. Çözümü kolaylaştıracak olan şey eşitlik talebidir. Çünkü eşitlik talebi bir toplumu bölmez; aksine toplumu daha güçlü bir zeminde bir araya getirir” dedi.

“YAŞANAN SORUN SADECE SEÇMELİ DERSLE ÇÖZÜLMEZ”

Yaşanan sorun sadece seçmeli dersle çözülmeyeceğini belirten Turhallı, son olarak şunları kaydetti:
“Seçmeli Kürtçe dersleri konusuna da değinmek gerekir. Biz seçmeli ders uygulamasına karşı değiliz. Ancak temel meselemizin ve talebimizin açık biçimde anlaşılması gerekir. Çünkü bugün yaşanan sorun, yalnızca seçmeli ders imkanıyla çözülebilecek bir mesele değildir.
Ana dilde eğitim talebi aynı zamanda eğitim müfredatının ve içeriğinin de buna uygun hale getirilmesini gerektirir. Bir dilin öğrenilmesi; o dilin yapısının, gramerinin, söz varlığının, anlam dünyasının ve tarihsel gelişiminin bütünlüklü biçimde ele alınmasını gerektirir.
Bugünkü seçmeli ders uygulamasında ise Kürtçenin adı dahi yeterince açık biçimde yer almamaktadır. Bu nedenle mevcut uygulama, gerçek anlamda ana dilin öğrenilmesi ve geliştirilmesi açısından yeterli bir karşılık oluşturmamaktadır.

“BU MESELE AÇIK VE HUKUKİ BİR GÜVENCEDE ELE ALINMALI”

Bu meselenin belirsiz ve çekingen bir zeminde değil, açık ve hukuki bir güvence içinde ele alınması gerekir. İnsanların çocukları için Kürtçe eğitim talep ederken herhangi bir fişlenme veya ayrımcılık kaygısı yaşamaması gerekir. Bugün birçok veli, seçmeli ders talebinde bulunurken bu tür kaygılar yaşadığını ifade etmektedir. Çünkü uygulamanın hukuki zemini yeterince güçlü değildir. Bu nedenle öncelikle açık, meşru ve güven veren bir hukuki çerçevenin oluşturulması gerekmektedir.

“EŞİTLİK İLKESİ HAYATA GEÇİRİLMELİ”

Ayrıca devletin uygulamalarında da eşitlik ilkesinin hayata geçirilmesi gerekir. Bazı diller için çok sayıda öğretmen atanırken Kürtçe için sınırlı sayıda öğretmen görevlendirilmesi, mevcut yaklaşımın sorgulanmasına neden olmaktadır.

“İNSANLARIN ANADİLLERİNİ ÖĞRENMESİ TALEBİ KRİMİNALİZE EDİLMEMELİ”

Bürokrasinin hukukla bağlı olduğu bir sistemde, uygulamada ortaya çıkan ayrımcı yaklaşımların ortadan kaldırılması gerekir. İnsanların kendi ana dillerini öğrenme talebi kriminalize edilmemeli; aksine demokratik bir toplumun doğal hakkı olarak görülmelidir.

“BUGÜN BİRLİKTELİĞİ GÜÇLENDİRECEK BİR FIRSAT VAR”

Bugün bu konuda önemli bir fırsat bulunmaktadır. Bu sürecin toplumsal birlikteliği güçlendirecek, eşit yurttaşlık anlayışını geliştirecek ve uzun süredir devam eden bir sorunun demokratik çözümüne katkı sağlayacak şekilde değerlendirilmesi gerekir.”

4-82

ABDURRAHİM FIRAT: DEVLETİN GÖREVİ GELECEK NESİLLERİ KORUMAK

Devletin temel görevlerinden biri, gelecek nesilleri korumak ve toplumun aidiyet duygusunu güçlendirmek olduğunu ifade eden AK Parti Erzurum Milletvekili Abdurrahim Fırat ise, “Aidiyet duygusunun güçlenmesi ise insanların kendi diliyle, kültürüyle ve gelenekleriyle bağlarını koruyabilmeleriyle mümkündür. Bugün Türkiye’de Arapça, Kürtçe, Lazca ve daha birçok dil konuşulmaktadır. Bu nedenle, farklı etnik kökenlere mensup vatandaşların ana dillerini öğrenebilmeleri için gerekli imkanların sağlanması devletin temel sorumluluklarından biri olmalıdır.

“YETERLİ SAYIDA ÖĞRETMEN İSTİHDAMI YAPILMALI”

Bu kapsamda seçmeli Kürtçe derslerinin yaygınlaştırılması, Kürtçe ve Zazaca başta olmak üzere farklı diller için yeterli sayıda öğretmen istihdam edilmesi büyük önem taşımaktadır. İnsanların kendi ana dillerini öğrenmeleri, içinde yetiştikleri toplumun geleneklerini, örf ve adetlerini daha güçlü bir şekilde yaşatmalarına katkı sağlar. Böylece hem kültürel miras korunur hem de toplumsal aidiyet güçlenir” dedi.

“BAKANLIK ÖNEMLİ BİR ÇABA GÖSTERİYOR”

Kültürel kimliklerin korunmasına önemine dair büyük dedesi Şeyh Ali Rıza Efendi’nin sözlerini hatırlatan Fırat, konuşmasını şöyle sürdürdü:
Benim büyük dedem Şeyh Ali Rıza Efendi, özellikle yurt dışına gidenlere şu tavsiyede bulunurdu: ‘Dilinizi, dininizi ve örf ile adetlerinizi koruyun; bunları çocuklarınıza ve gelecek nesillere aktarın.’ Bu tavsiye, kültürel kimliğin korunmasının önemini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu anlayış doğrultusunda, Milli Eğitim Bakanlığının seçmeli ana dil derslerinin yaygınlaştırılması konusunda önemli bir çaba gösterdiğine inanıyorum. Ancak bu sürecin başarılı olabilmesi için velilerin de çocukları adına seçmeli ders taleplerinde bulunmaları gerekmektedir. Devlet, talep doğrultusunda öğretmen istihdamını artıracak ve gerekli adımları atacaktır.”

“TALEP ARTARSA, ATAMALAR DA ARTAR”

Talebin artmasıyla öğretmen sayısının da artacağını dile getiren Fırat, “Bugün yaklaşık 37 bin kişilik bir talebin bulunduğu ifade edilmektedir. Bu sayı, ihtiyaçla kıyaslandığında oldukça düşüktür. Öğretmen atamaları ve ilgili bölümlerin kapasitesi de büyük ölçüde bu talebe göre belirlenmektedir. Dolayısıyla talep arttıkça öğretmen sayısı da artacak, ana dil eğitiminin kapsamı genişleyecektir. Bu konu, esasen bir ihtiyaç ve talep meselesidir” diye konuştu.

“AİDİYET DUYGUSU GÜÇLÜ BİREYLER YETİŞTİRİLMELİ”

Aidiyet duygusu güçlü bireylerin yetiştirilmesi gerektiğini vurgulayan Fırat, “AK Parti olarak Milli Maarif Modeli’ndeki temel hedefimiz; toplumuyla bütünleşen, tarihini, dilini ve kültürünü bilen, aidiyet duygusu güçlü bireyler yetiştirmektir. Sağlıklı ve güçlü bir toplum ancak kendi değerleriyle barışık nesiller yetiştirilmesiyle mümkündür. Bu nedenle devletin temel görevlerinden biri de gelecek kuşaklara dili, kültürü, örf ve adetleri aktarmaktır” dedi.

Diyarbakır'da keneye karşı kınalı keklik
Diyarbakır'da keneye karşı kınalı keklik
İçeriği Görüntüle

“KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜNE DAİR ÖNEMLİ BİR SÜREÇ VAR”

Kürt sorunun çözümüne önemli bir sürecin yürütüldüğünü hatırlatan Fırat, şunları söyledi:
Öte yandan, Türkiye’de son bir buçuk yıldır Kürt meselesinin çözümüne ve şiddetin sona erdirilmesine yönelik önemli bir süreç yürütülmektedir. Böyle bir süreçte ilk adımlar atılırken, henüz çok ileri aşamalara ilişkin tartışmalar yürütmenin doğru olmayacağını düşünüyorum. Bugünün önceliği, devam eden çatışma ortamının sona erdirilmesi, silahlı örgüt mensuplarının topluma kazandırılması ve toplumsal huzurun sağlanmasıdır.

“ANADİLİN ANAYASAL GÜVENCEYE ALINMASI DAHA SAĞLIKLI BİR ZEMİNDE TARTIŞILMALI”

Ana dilde eğitim veya anayasal güvenceler gibi konular ise toplumsal barışın kalıcı biçimde tesis edilmesinden sonra daha sağlıklı bir zeminde tartışılabilir. Elbette herkesin kendi ana dilini öğrenmesi, kültürünü yaşatması ve ailelerin çocuklarını kendi değerleri doğrultusunda yetiştirmesi temel bir haktır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti üniter bir devlettir ve resmi dili Türkçedir. Bu gerçek göz önünde bulundurularak, söz konusu meselelerin toplumsal uzlaşı içerisinde ele alınması gerektiğine inanıyorum.
Bugün ana dil tartışmalarını sürecin merkezine taşımak yerine, önceliğin şiddetin tamamen sona erdirilmesi olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü toplumsal huzur sağlandıkça birçok sorun daha sağlıklı bir şekilde konuşulabilecek ve çözülebilecektir.
Geçmişte başörtüsü meselesinde yaşanan süreç buna örnek olarak gösterilebilir. Öncelikle üniversitelerdeki yasak kaldırılmış, ardından toplumun demokratik olgunluğu arttıkça diğer alanlarda da yeni düzenlemeler yapılmıştır. Demokratikleşme süreçleri çoğu zaman kademeli ilerler.

“TÜRKİYE’NİN DEMOKRASİ STANDARTLARI DAHA DA GELİŞECEK”

İnanıyorum ki önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin demokratik standartları daha da gelişecek, yeni anayasal düzenlemeler toplumsal uzlaşmayla şekillenecek ve toplumun farklı kesimlerinin talepleri ortak bir zeminde değerlendirilecektir. Türkiye’de yaşayan farklı etnik kimlikler, ortak vatandaşlık anlayışı ve demokratik değerler çerçevesinde uzlaşarak birlikte yaşamaya devam edecektir. Geldiğimiz demokratik ve bilimsel seviye de bunu gerekli kılmaktadır.”

3-122

ZÜLKÜF GÜNEŞ: ANADİLDE EĞİTİM DEMOKRATİK TOPLUMUN TEMEL GÖSTERGESİ

Eğitim Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş, anadilde eğitimin demokratik toplumun vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu belirterek, başta Kürtçe olmak üzere Türkiye'de konuşulan tüm anadillerin eğitim sistemi içerisinde eşit, özgür ve güvenceli biçimde yer alması gerektiğini söyledi.
Anadilde eğitim hakkının yalnızca kültürel bir talep değil, aynı zamanda demokratikleşmenin temel ölçütlerinden biri olduğunu ifade eden Güneş, "Milyonlarca insanın kendi anadilinde eğitim hakkının hala tartışılıyor olması, eşit yurttaşlık ve toplumsal barış açısından önemli bir eksikliktir" dedi.

"ANAYASAL ENGELLER KALDIRILMALI"

Anadilde eğitimin önündeki en büyük engellerden birinin mevcut anayasal ve yasal düzenlemeler olduğunu savunan Güneş, özellikle Anayasa'nın 42. maddesi başta olmak üzere tek dilli eğitim anlayışını esas alan hükümlerin değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Güneş, anaokulundan üniversiteye kadar herkesin kendi anadilinde eğitim almasının anayasal güvence altına alınmasını istedi.

"ANADİLDE EĞİTİM PEDAGOJİK BİR ZORUNLULUKTUR"

Anadilde eğitimin yalnızca kimlik ve kültür meselesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Güneş, bunun aynı zamanda pedagojik bir gereklilik olduğunu dile getirdi. Çocukların en iyi bildikleri dilde daha sağlıklı öğrenebildiğini vurgulayan Güneş, okul öncesi ve temel eğitim döneminde öğrencilerin yeterince hakim olmadıkları bir dilde eğitim almalarının öğrenme güçlüğü, başarısızlık duygusu ve özgüven kaybına yol açabileceğini ifade etti.

"ÖĞRETMEN AÇIĞI DEĞİL, SİYASİ TERCİH"

Hukuki düzenlemelerin yanı sıra akademik altyapının da güçlendirilmesi gerektiğini belirten Güneş, öğretmen yetiştirme programlarından ders materyallerine kadar kapsamlı bir planlamaya ihtiyaç olduğunu söyledi.
Kürdoloji ve ilgili bölümlerden binlerce mezun bulunmasına rağmen yaklaşık 13-14 yılda yalnızca 150 civarında Kürtçe öğretmeninin atanmış olmasının sorunun öğretmen eksikliğinden değil, siyasi tercihlerden kaynaklandığını savunan Güneş, Milli Eğitim Bakanlığı'nın Kürtçe başta olmak üzere tüm anadiller için ihtiyaç duyulan sayıda kadrolu öğretmen ataması yapması gerektiğini kaydetti.

"SEÇMELİ DERS ANADİLDE EĞİTİMİN YERİNİ TUTMAZ"

Seçmeli ders uygulamasının anadilde eğitim hakkının yerine geçemeyeceğini ifade eden Güneş, bir dilin haftada birkaç saat seçmeli ders olarak okutulmasının o dilin eğitim dili olduğu anlamına gelmeyeceğini söyledi. Velilerin Kurmanci, Zazaki ve diğer anadil derslerini tercih etmesinin toplumdaki ihtiyacı ortaya koyduğunu belirten Güneş, buna rağmen birçok okulda "öğretmen yok", "yeterli öğrenci sayısına ulaşılamadı" veya "sınıf açılamıyor" gibi gerekçelerle bu derslerin fiilen engellendiğini öne sürdü.

"DEMOKRATİKLEŞMENİN SAMİMİYET TESTİ"

Türkiye'de zaman zaman demokratikleşme ve toplumsal barış tartışmalarının gündeme geldiğini hatırlatan Güneş, bu tartışmaların samimiyetinin anadilde eğitime yönelik yaklaşımla ölçülebileceğini söyledi. Anadilde eğitimin pazarlık konusu yapılamayacağını belirten Güneş, bu hakkın devletlerin takdirine bağlı bir ayrıcalık değil, doğuştan kazanılan temel bir insan hakkı olduğunu ifade etti.

Muhabir: Güneş OCAĞA-Mehmet Rumet SOYLU