Kürtlerde toplumsal hafızanın ve kültürel kimliğin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan en önemli kültürel mekanizmalardan biri olarak görülen müzik, özellikle son yıllarda "üretimsizlik", "tıkanma" ya da "kendini tekrar etme" eleştirilerinin hedefinde. Bu durum telif, dağıtım ve tanıtım, sponsorluk, dijital çağın zorlukları, yasaklar ve ekonomik sıkıntılar gibi hususlarla gerekçelendirilse de sanatçıların yeni ve kalıcı eserler üretmekte güçlük çektiği bir gerçek. Günümüzde sanatçıların birçoğu düğün salonları ya da ritmik halay müziklerine hapsolmuş durumda. Birçok sanatçı da farklı eserleri orijinalinden farklı bir tarzda icra etmenin (cover) ötesine geçmiyor.
Kürt müziğinde yaşanan tıkanmayı müzikolog Veysi Varlı MA'ya anlattı. Varlı'ya göre Kürtçe üretilen eserlerin ne kadarının Kürt müziği sayılabileceği de tartışma konusu: "Bir eserin Kürtçe icra edilmesi ile o eserin Kürt müzik geleneğinin müzikal özelliklerini taşıması aynı şey değildir. Eserin dilinin Kürtçe olması, onun aynı zamanda geleneksel Kürt müziğinin melodik, modal, ritmik veya icraya ilişkin özelliklerini taşıdığı anlamına gelmez."
"Bugün Kürt müziği adı altında üretilen şeylerin ne kadarı Kürt müzikal hafızasının devamıdır; ne kadarı ise yalnızca Kürtçe bir kimlik etiketi taşıyan yeni bir müzik biçimidir?" diye soran Varlı, mevcut kurumlara dair de birçok eleştiride bulunuyor. Varlı, Kürt kültür ve sanat kurumlarının sorumluluğunun sadece Kürtçe eserler üretmek ya da festivaller düzenlemek olmadığına vurgu yaparak, "Temel sorumluluk Kürt müziğini araştırmak, belgelemek, öğretmek, arşivlemek, gelecek kuşaklara aktarmak ve bu birikim üzerinden çağdaş müzikal üretimin gelişmesini sağlamaktır" diyor.
28 BİN ŞARKIYI İNCELEDİ
Varlı, Diyarbakır'ın Sur ilçesinden. Müzikle tanışıklığı babasının kavalıyla başladı, 1975'te Kürtçe müziğe başladı. Kendi deyimiyle Evdilê Xazo'nun şarkısıyla "Kürt olduğunun" farkına vardı. 1977'de Dilgeş ve Brader ile Dengê Şoreş grubunda yer aldı. Bugüne kadar 100'den fazla şarkı sözü yazdı.
1988 yılından sonra şarkı söylemeyi bıraktı, "Kürt müziği nedir?" sorusu üzerine Kürt müziği üzerine araştırma yapmaya başladı. Erivan Radyosu şarkılarındna çocuklar için ders kitaplarına kadar birçok çalışmaya imza attı.
Varlı'nın "çalışmalarını durdurdum" dediği başka bir eseri daha bulunuyor. O da Sümerlerden günümüze Kürt müziğinin matemetiği ve fiziği. Çalışmayı durdurmasının nedenleri ise hem yeteri imkanların olmaması hem Kürt kültürü ve müziği üzerine çalışma yürüten kurumların akademik çalışmalara yeteri ilgiliyi göstermemesi.
Kürt müziğine yönelik son yıllarda "üretimsizlik" eleştirileri yapılıyor, sizce bu eleştiriler yerinde mi, bu durumu neye bağlıyorsunuz?
Bu eleştiriye katılıyorum. Kürdistan coğrafyasında müziğin rol ve misyonu öldürülüyor. Kürt müziği 3 ayrı tarzda icra edilir. Ritmik ezgiler, gevşek ritimli ezgiler, serbest ölçü ve ritimli ezgiler, ki bu serbest ölçülü ve ritimli ezgilere Türk halk müziğinde uzun hava deniliyor. Kürt müziğinin serbest ölçü ve ritmine sahip ezgilerin yüzde 95'i kadın ağızlı ve yaratıcısı kadındır. Ancak kadınlar bu rolünü unuttu. Konfüçyüs "Bir milleti öldürmek için önce müziğini sonra dilini öldürün" diyor. Müzik için kendini tanımayan gençler, dil için de anneler yeterlidir. Bugün biz iki durumu da yaşıyoruz. Üretimsizliğin altında bu yatıyor. Rol ve misyonumuzu oynamıyoruz. Artistik ve taklitçi yaklaşıyoruz. İnsan kökünden ve aslından uzaklaştığı zaman da başka bir şeye dönüşüyor. Bu da üretmiyor.
Üretimsizliğin yanı sıra yeni üretimlerin çoğunluğu da eski şarkıların yeniden yorumlanmasından. Bunun altında ne yatıyor?
Bugün yenilenmek doğal bir şey. Bunun önüne geçemezsiniz. Kendini yenilemek zorundasın. Ancak kendi köklerin üzerinden kendini yenilemelisin. Kendi kökün üzerinde değilsen, kendi kökün üzerinden döneme yanıt vermezsen, başka bir şey üretmiş olursun. O da senin olmaz, seni yok oluşa götürür. Bugün arkadaşlarımız (sanatçılar) 1600'lü yıllarda Johann Sebastian tarafından oluşturulmuş batı sistemiyle, majör ve minör ton sistemiyla (tonalite) müzik yapıyorlar ve bunu yenilik olarak gösteriyorlar. Ancak bu yenilik değildir. Bu taklittir. Sen kendini yok ediyorsun. Bir oktavın 17 eşit olmayan aralıktan meydana gelen ses sistemini yok ediyorsun. Mikrotonalini yok ediyorsun. Kendi müziğinin makamını yok ediyorsun. Müziğinin ilkelerini, ritmini ve usulünü yok ediyorsun. Sadece 3 ritme getiriyorsun. Ancak benim müziğimde kendine has ölçü ve ritim kalıpları var. Örnek vermek gerekirse sadece 6-8'lik ölçüye sahip ritim kalıbımız iki şekilde vuruluyor. Birisi hüzün, diğeri dansal olmak üzerinedir. Ancak batıda bu yok. Bu da kendini yok etmektir, yenilenmek değildir. Taklittir. Taklit de bize göre bir üretim değildir.
Bu durum Kürt müziğinin geleceğini nasıl etkiliyor?
İngiltere'de 1907'de yapılan konferansta çıkan sonuç tek bir cümle ile ifade edilmişti "Kim hangi dilde söylerse söylesin, benim gibi söyleyecek.” Yani tek kültür, tek bakış, tek müzik... Bugün Kürdistan'da bunu görüyoruz. Biz şarkılarımızı Newroz makamından çıkarıyoruz, Beyat, Huseynî, Şehnaz, Gulîzer, Kuçek, Gerdan'ı yok ediyoruz; hepsini la majör, do minör, re majör, re minör v.b. tarzlara çeviriyoruz. Bu da bizi yok oluşa götürüyor. 1907'de İngiltere'de bizden isteneni yapıyoruz. "Kim hangi dilde söylerse söylesin, benim gibi söylemek zorunda..." Biz de onlar gibi söylüyoruz.
Kürt sanatçıların da o hatta mı ilerlediğini söylüyorsunuz?
Evet.
Bu büyük bir tehlike değil mi?
Yüzde yüz büyük bir tehlike. Sen bugün siyaha beyaz diyemezsin. Çünkü iki farklı renk. Müzik de aynıdır. Müzik bir dildir, evrensel bir dildir. Ses (kelime) yoksa hangi dilde olursa olsun dinleyebilirsin. Hüzünlenebilirsin, eğlenebilirsin. Ancak işin içine söz girdiği zaman, ruh verildiği zaman, o ruhun senin ruhun olması gerekiyor. O ruhu kullanman gerekir. Sen bir Rast makamına sahip olan bir ezgiyiyi sahip olduğu makamı ortandan kaldırıp, ben Nihawendi söylüyorum diyemezsin. Do majör ya da sol majörle söylüyorum diyemezsin. Bu benim değil ki. Bu benim rengimi, sözümü, sesimin sistemini yok ediyor. O da yenilik değildir. Bu, yüzümü yok oluşa doğru çevirmektir.
Konservatuar gibi akademik çalışmaların azlığı, müzik eğitimi noktasında sınırlı sayıda çalışma yürütülmesi... tüm bunlar bestecilik kalitesini nasıl etkiliyor?
Dönüp diğer halklara bakalım. 1916'da Türkiye'de darülelhan (konservatuar) kuruldu. Ne yaptılar? Yabancı isimleri getirdiler. Onlarla kendilerine bir zemin oluşturdular. Bu zemin doğruydu ya da yanlıştı, bu ayrı bir şey. Bir şey yapmak istediler, baktılar olmuyor, bu kez üniversitelerde müzik bölümleri kurdular. Müzik akademileri oluşturdular. Bizimkilerin de ismi akademi ya da konservatuar. Ancak ders verebileceğimiz bir müfredatımız yok. Ders sistemimiz yok. Hangi öğretmen ne biliyorsa onu veriyor. Cegerxwîn (kayyımın devrettiği kültür merkezi) da Aram (kayyımın işlevsiz kıldığı konservatuar) da öyleydi. Birisi diyor ki Sêgah makamında bir koma (müzikte en küçük aralığa koma denilir) var. Ancak doğrusu 2 komadır. Söylediğinde de "yok" diyor. Neden? Çünkü Türk okullarında böyle ders görmüş. Ona ait değil. Bugün bizim okullarımızda ya da belediyelerde gitar ve piyano dersleri veriliyor. Gitar ve piyano sistemi Kürt müziği için şudur: Kürt müziğini Türk alfebesine göre yazırsan, Ehmedê Xanê “Ahmede Hane” olur. Piyano ve gitar sistemi de Kürt müziği için aynı şey. Arkadaşlarımız bunu görmüyor. Qerejdaxliların bir sözü var; "Yabancıların toprağında şaşıların öncüsü körse yol bulunamaz (Li deşta biyan, rêberê şaşan kor be rê nayê dîtin)." Bu işe öncülük edenler, şaşılara öncülük edenlerin kendisi kör. Görmüyor. Sadece ben yaptım oldu diyor. Bu da doğru değil.
Batılı enstrümanlar Kürt müziğinde kullanılamaz mı?
Türk alfabesiyle Kürtçe yazabilir misin?
Hayır.
Bu kadar basit. Türk alfabesiyle Kürtçe yazamazsın, çünkü o harfler yok. O enstrümanlarda o harfler olsa; org çalınıyor, Newroz makamını bulmak için üzerinde oynuyorlar ve bu sesi buluyorlar. Ancak gitar ve piyanoda sesler sabittir. Onu değiştiremezsin. Örneğin klarnet. 50-100 yıldır Kürdistan'da çalınıyor. Batılı bir enstrüman. Onunla deneme yaptılar, Kürt müziğinin hawelerini (Hawe makam anlamında kullanılır) hepsini vurabiliyorlar. Elezîz'de zurna yerine klarnet çalınır. Çünkü o sesi veriyor. Ancak gitarla o sistemi bulmazsın. Kullandığın zaman da ona benzersin. Mesele bu.
Günümüzde dijital platformlar ya da sanal medya çok ön planda. Bu mecraların "hızlı tüketim" odaklı yapısı tüm müzikleri olduğu gibi Kürt müziğini de olumsuz etkiliyor. Bu hıza ayak uydurmak mümkün mü ya da buna karşı neler yapılabilir?
Bugün yok etme kültürü mevcut. Pazarlama pazarı var. Bu pazarı güçlendirmen için popülizme ihtiyacın var. Bu pazarın sahipleri, sanatçılar için popülizmi geliştiriyor. Daha fazla sahne alması, isimlerinin daha fazla dağılması, her gün yeni bir şey çıkarsın ancak diğer gün unutulsun... bu popülizm ve pazarlamada sanatçı da kendini pazarlama seviyesine getiriyor. Bu işin sömürgecileri ve bunun üzerinden rant elde etmek isteyenler tüm bunları geliştiriyor. Dijital medya da bunlar için büyük bir rol oynuyor.
Örneğin 20 yıl önce "Lê Amedê Amedê" diyorduk, şimdi "Lê Amedê Amedspor" diyoruz. Acaba o durum mu değişti, yoksa bizim zihnimiz mi değişti. Bence zihnimiz değişti, bakışımız sömürgeciliğin etkisine girdi. Onlar istiyor, biz de onlara hizmet ediyoruz.
Başka bir örnek; kurumlarımız da rol ve misyonlarını yerine getirmiyor. Erzurumlu birisi -ismini vermek istemiyorum- düğün ve konserlerinde 22 albümde 380 ezgi söylemiş. Bunlardan 10'unu Kürtçe söylemiş. Onları dinlediğinde Aydın'ın, Delil Dilanar'ın, Şemdin'in, yani Serhatlıların sesinin rengini (sewt) görüyorsun. Dağlı bir ses. Ancak 370 Kürtçe olan şarkıyı Türkçe söylemiş.
Yani Türkçeleştirmiş?
Türkçeye çevirmiş. Bunları tespit ettim. Bu şarkıların Kürtçesini kim söylemiş, kimden dinleyebiliriz. hepsini tespit ettim. Kürt kültür hareketinin çalışanları ya da sanatçılarından hiçbirisi bu şarkıları söylememiş. Bu şarkıları Kürtçe söyleyenlerin hepsi bizim kültür kurumlarımızın dışında. Bizim kültürel hareketimizden uzak olanlar. Ancak bu hareketin içinde kendini büyütenler, hareket üzerine isim yapanlardan hiçbiri bu Kürtçe şarkıları söylememiş arkadaş. Acaba o kişi mi suçlu yoksa biz mi suçluyuz. Bunu düşünmek lazım. Bana göre biz suçluyuz. Rol ve misyonumuzu yerine getirmemişiz. Rol ve misyonumuzu yerine getirmiş olsaydık bu şarkıları biz Kürtçe söyleyecektik. Biz gidip batılılar gibi söylüyoruz, dijital medyada kendimizi tanıtmak için taklit yapıyoruz, ancak kendi müziğimizin orjinalliğini seslendirmiyoruz. Birileri de alıp Türkçeleştirir. Kürtlerde bir söz vardır; Çobansız koyun kurtların kısmeti olur. (Pezê bê şivan dibe qismetê quran).
Kürtçe eserlerin Türkçeleştirilmesi konusu önemli. Siz de bu yönlü bir çalışma yürüttüğünüzü söylediniz. Kürtçe müziğin hafızasına ciddi bir hasar bırakan bu duruma dair ne gibi sonuçlara ulaştınız?
28 bin şarkıyı önüme koydum. Bunlardan 4 bin 971 Kürtçe şarkının Türkçeleştirildiğini tespit ettim.
Büyük bir rakam...
Büyük bir rakam. Ancak benim ömrüm bin yıl da olsa bunların hepsinin notalarını yazamam, sözlerini deşifre edemem ve bir kaynakçaya dönüştüremem. Kültür kurumlarımızın yönetimlerine, kime dediysem kulağını kapattı. Kimse duymadı, kulak vermedi. Çünkü akademik bir çalışma, sahne üzerindeki bir çalışma değil.
Çalışmanın ayrıntılarını paylaşmak ister misiniz? Nasıl bir sistemle bu kadar şarkı Türkçeleştirilmiş?
Bakurê Kurdistan için söylüyorum, Ziya Gökalp 1913'de söylüyor: "Darülelhan kurun, memlekette duyulmamış çok şarkı var, onları toplamaya gidelim." Konservatuar kuruluyor. Béla Bartók, Donozotti gibi birkaç kişi Avrupa'dan getiriliyor. Muzaffer Sarısözen, Halil Bedi Yönetken, Nida Tüfekçi gibi onlarca insan.. 1970'e kadar Kürdistan coğrafyasını geziyorlar. Antep'de 260 şarkıyı tek seferde topluyorlar. Amed'e 600'e yakın şarkıyı tek seferde götürüyorlar. Bunu kim yapmış? Yine Kürt. Ayşe Şan 26 Kürtçe şarkıyı Türkçeleştirmiş. Celal Güzelses; buradan 100 metre ötede bir konak var. M. Arif Cizirî ve Hesen Cizîrî ile 6 ay birlikte kalıyorlar. Arif Cizîrî ve Hesen Cizîrî'nin şarkılarını Türkçeye çeviriyor. Arif Cizirî ve Hesen Cizirî de onunla birlikte, anı olarak 3 Türkçeleştirilen şarkıyı Türkçe söylüyor. Bunun (Güzelses) gibi yüzlerce kişi Kürdistan'da gezip, Kürt'ün ağzından alıp Türkçeleştirmişler. Kültür Bakanlığı arşivi ve TRT arşivinde kaydedilmişler. Bugün hepsinin tarihi var. Ne zaman söylenmişler, notaları ne zaman yazılmış, toplandıkları vakitler...
Türkçe şarkılar olarak mı kaydedilmişler?
Mahmut Hamidanoğlu, Siverekli. O ve Ayşe Şan "Aydıl Dilo Dilo lo" şarkısını Türkçe söylemişler. Onlar adına kayıtlı. Yine "Aydıl dıl", "Mardin kapı şen olur", "Ben de gidem paytakta"... Bunun gibi yüzlerce şarkı Kürtlerden alınıp Türkçeleştirilmiş. Bununla da yetinmemişler; Başur'da Kerkük Türküleri adı altında 86 şarkıyı getirip, onları da Türkçeleştirilmişler. Hesen Zîrek'in de şarkıları Türkçeleştirilmiş. Onlar işlerini yapmış, rol ve misyonlarını oynamışlar. Ancak biz işimizi yapmıyoruz.
Tüm bu söylediklerinizi göz önünde bulundurduğumuzda, bunlara karşı ne yapmalı?
Sahne aşamasına gelmeden önce kökümüze dönelim. Kökümüzü düzeltelim, onu kaynak haline getirelim. Kökümüzü araştıralım. O köke göre döneme yanıt olalım. Dönemi taklit etmeyelim. Bir gülün var ve koku vermiyorlar olabilir. Rengi de güzel olmayabilir. Ancak iyi bir bahçıvan o güle ne yapar; aşılar, toprağını yeniler, temiz bir su verir. O vakit o gülün rengi de açılır, kokusu da olur. O zaman herkes onu sever. Bizim de bahçıvan olup, o gülü güçlendirmemiz gerekir. Kendi köklerimize dönmeliyiz. Kurumlarımız artık sahneyi bırakmalı. Sahne üzerinde binlerce kişi var. Bilgi bizim dermanımız. Bilge olalım, kökümüz üzerinden o bilgeliğimizi kabul ettirelim. Bunun içinde eğitim ve kültür kurumlarımızda, en alt basamaktan en üst seviyeye kadar ortak bir müfredat ve bütünlüklü bir eğitim anlayışı benimsenmelidir. Bu müfredatı hayata geçirecek olanlar ise alanında yetkin, donanımlı ve sorumluluk sahibi eğitmenler olmalıdır. Aksi hâlde kurumun adı ilkokul, lise, konservatuvar ya da akademi olsun, eğitim kişisel bilgi ve yorumların sınırını aşamayacak; özgün bir kültür ve sanat anlayışı geliştirmek yerine, başkalarını taklit etmekten öteye gidemeyecektir.
Kürt sanatçılar kendi bahçelerine sahip çıkmalı. Kürt müziğini dünyaya kabul ettirmek için, "biz buyuz" demek için. Kürt kültürüne bahçıvanlık yapanlar, o gülü koklamak ve koklatmak istiyorsa, o güle sahip çıkmalı, iyi bir bahçıvanlık yapmalı. O kendi gülünü bilgece büyütmeli ve aşılamalı ki o gül büyüsün ve güzelliğiyle kokulu bir güle dönüşsün. İşimizi taklitle değil, bilgece kendi kökümüz üzerinden yapmalıyız. Kendi kültürümüze sahip çıkmalıyız.

