Diyarbakır Barosu, Diyarbakır’ın Sur ilçesi Arzoxlî Mahallesi’nde yapılması planlanan "Zenkar 2 Güneş Enerji Santrali ve Enerji Depolama Tesisi" projesine karşı eylemde olan yurttaşlara yönelik gerçekleştirilen işkenceye dair Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Baro, ayrıca Çınar ilçesine bağlı Husikan kırsal mahallesinde kum ocağı için yapılan ağaç kesimine tepki gösteren yurttaşların olduğu alanda jandarma tarafından ablukaya alınması ve havaya ateş açılmasına yönelik de suç duyurusunda bulundu.
“Anayasal haklarını kullanan yurttaşlara yönelik icra edilen kolluk müdahalesinde yer alan, mağdurlara yönelik fiziki cebir, darp, işkence ve kötü muamele fiillerini bizzat icra eden jandarma personeli ve diğer kamu görevlileri” hakkında yapılan suç duyurusunda, mahallelilerin anayasal ve barışçıl toplantı hakları çerçevesinde gerçekleştirdikleri protesto gösterilerine karşı yapılan "orantısız güç kullanımı, hakaret ve kötü muamele" eylemlerine ilişkin şüphelilerin tespiti istendi. Ayrıca şüpheliler hakkında derhal etkili ceza soruşturması yürütülmesi ve kamu davası açılması talep edildi.
‘BARIŞÇIL TOPLANMA HAKKI KORUNMADI'
Herhangi bir silah, saldırı aracı ya da şiddet unsuru barındırmayan, sadece geçim kaynaklarını savunmak üzere bir araya gelen silahsız ve savunmasız yurttaşların karşısına yüzlerce jandarma personelinin mahalleye sevk edildiğine dikkat çekilen başvuruda, jandarmanın barışçıl toplanma hakkını korumak ve güvenliği sağlamak yerine, şirket araçlarını ve iş makinelerini koruma refleksiyle hareket ettiği belirtildi. Açıklamada, “Kolluk güçleri köylülere doğrudan ve ayrım gözetmeksizin saldırmış; kadınlara, çocuklara ve yaşlılara yönelik cop, kalkan ve plastik mermi kullanarak çok ağır bir şiddet dalgası başlatmıştır” denildi.
‘YURTTAŞLAR DARP EDİLMİŞTİR’
Açıklamanın devamında, “Yaşanan kolluk saldırısı sırasında yurttaşlar yerlerde sürüklenmiş, tekme ve cop darbeleriyle darp edilmiş, kafalarına ve bedenlerine botlarla basılmış, plastik mermilerle hedef gözetilerek yaralanmış ve ağır hakaretlere maruz bırakılmışlardır. Olay yerinde bulunan yurttaşların elleri arkadan plastik veya metal kelepçelerle bağlanarak saatlerce güneş altında veya otobüs içlerinde havasız şekilde alıkonulmuş, tıbbi yardım talep etmelerine rağmen sevkleri keyfi olarak geciktirilmiş ve adli rapor süreçleri kolluk gözetimi altında manipüle edilmeye çalışılmıştır” hatırlatmalarında bulunuldu.
TALEPLER
Soruşturmanın selameti, delillerin karartılmasının önlenmesi ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla savcılıktan şu işlemlerin yapılması talep edildi:
“* Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı, Çınar İlçe Jandarma Komutanlığı ve Sur İlçe Jandarma Komutanlığı'na müzekkere yazılarak, Mart 2026 başında Çınar ve Sur köylerinde mera alanına sevk edilen tüm birliklerin, tim komutanlarının, kırmızı şapkalı amirlerin ve görevli personelin açık kimlik ve kask numarası listelerinin ivedilikle istenmesi,
* Olay yerinde jandarma tarafından çekilen tüm kamera, dron, araç ve yaka kamerası kayıtlarının ham halleriyle celbi ve muhafaza altına alınması,
* Mağdurların götürüldüğü karakol, nizamiye ve nezarethanelerin olay günü ve gecesine ait kesintisiz güvenlik kamera görüntülerinin silinme ihtimaline binaen derhal yedeklenerek dosya arasına alınması,
* Selahattin Eyyubi Devlet Hastanesi'nden olay günü mağdurlara ilişkin düzenlenen adli rapor asılları ile çekilen tüm filmlerin ve hekim notlarının istenmesi,
* Mağdurların kesin adli raporlarının tanzimi amacıyla sevk evrakları ve TİHV raporları ile birlikte Adli Tıp Kurumu'na sevklerinin sağlanması,
* Şüpheli jandarma personelinin teşhise elverişli boy fotoğraflarının temin edilerek mağdurlara ve tanıklara yüzleştirme/fotoğraftan teşhis işlemi yaptırılması.”
DAVA AÇILMASI TALEP EDİLDİ
Başvuruda Çınar ve Sur ilçelerine bağlı mahallelerde, mera alanlarını korumak isteyen silahsız köylülere yönelik gerçekleştirilen “vahşi müdahalede yer alan, mağdurlara işkence yapan, yüz çiğneyip burun kıran, darp eden, ters kelepçe uygulayan, hakaret ve tehdit savuran, hürriyeti tahdit eden ve bu emirleri veren şüpheli jandarma personeli ve sıralı komutanlarının tespit edilmesi" talep edildi. Ayrıca, “İşkence”, “Zor kullanma yetkisinin aşılması suretiyle kasten yaralama”, “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, “Hakaret”, “Tehdit” ve “Görevi kötüye kullanma” suçlarından dava açılması istendi.
'İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE SUÇU'
Başvuruyu yapan Diyarbakır Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu üyesi avukat Aydın Özdemir, yaşanan eylemleri salt “aşırı güç kullanımı” veya “yetki aşımı” olarak nitelemenin olayın vahametini hafifleteceğine dikkat çekti. Özdemir, “Ortada; geçim kaynağı olan ortak mera arazisini korumak isteyen silahsız köylülerin askeri botlarla yüzlerinin çiğnendiği, burunlarının kırıldığı, ters kelepçeyle saatlerce alıkonulduğu ve bağımsız tıp raporlarıyla belgelenmiş açık bir işkence ve kötü muamele suçu vardır. Anayasa’nın 17’nci maddesi ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler işkenceyi hiçbir istisnaya yer vermeksizin mutlak olarak yasaklar. Yurttaşın can ve mal güvenliğini sağlamakla yükümlü kamu gücünün, şirketlerin iş makinelerini koruma refleksiyle köylülere yönelmesi hem Anayasa’yı hem de demokratik hukuk devleti ilkesini açıkça ayaklar altına almaktadır” şeklinde konuştu.
'ÇEVRE SAVUNUCULUĞU YASADIŞI GÖSTERİLMEK İSTENİYOR’
Ekolojik mücadele yürüten yurttaşlara dönük bu tür yaklaşımların mücadelenin kriminalize edilmek istendiği anlamına geldiğine dikkat çeken Özdemir, yurttaşların dedelerinden kalan meraları, tarım ve hayvancılık alanlarını koruma çabasının; Anayasa’nın 56’ncı maddesinde güvence altına alınan “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”nın kullanımı olduğunu belirtti. Özdemir, “Ne yazık ki son yıllarda çevre, doğa ve yaşam alanı savunuculuğu bilinçli bir yargısal ve kolluk pratiğiyle 'kamu düzenini bozan yasadışı faaliyetler' gibi gösterilmek istenmektedir. Köylülerin en temel anayasal hakkı olan barışçıl itirazlarını suç gibi yaftalayıp onları cop ve kalkanla bastırmaya çalışmak, sermaye yatırımları lehine yaşam alanlarını insansızlaştırma ve meşru toplumsal hak arayışını kriminalize etme politikasının somut bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı.
İKİ KOLDAN MÜCADELE
Yıllardır ekoloji alanında var olan ve mücadelesini büyüterek sürdüren Amed Barosu olarak sürecin takipçisi olduklarını belirten Özdemir, mücadelelerini ceza yargılaması ile ekoloji ve idare hukuku olmak üzere iki koldan yürüteceklerini kaydetti. Özdemir, şöyle devam etti: “Ceza yargılaması boyutunda; Başsavcılığa yaptığımız suç duyurusuyla sürecin 'cezasızlık' zırhına büründürülmesine, faillerin kanunun arkasına saklanmasına izin vermeyeceğiz. Emri veren rütbelilerden fiili uygulayan personele kadar tüm failler yargı önüne çıkana dek adli takibi sürdüreceğiz. Ekoloji ve idare hukuku boyutunda ise meraların ve doğal yaşam alanlarının hukuka aykırı şekilde tahsis edilmesine, ÇED süreçlerinin ve idari izinlerin baypas edilmesine karşı komisyonumuz marifetiyle idari yargı nezdinde gerekli iptal davalarını açarak, yurttaşlarımızın yaşam hakkını ve toprağını savunmaya devam edeceğiz.”



