ÖZEL HABER/Güneş OCAĞA-Mehmet Rumet SOYLU
17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü kapsamında Türkiye’de yoksulluğun farklı boyutları yeniden gündeme gelirken, sağlıklı ve dengeli beslenmeye erişim temel sorunlardan biri olarak öne çıkıyor. TÜRK-İŞ’in Eylül 2026 Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması’na göre, dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için aylık 37 bin 801 lira harcaması gerekiyor. Gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e konuşan Ekonomist Ahmet Yavuz, bu tablonun yoksulluğun yalnızca gelir eksikliğiyle açıklanamayacağını ortaya koyduğunu belirterek beslenmeye erişimin yaşam kalitesi, fırsat eşitliği ve toplumsal refah açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.

YOKSULLUK YALNIZCA GELİR MESELESİ DEĞİL
Yoksulluğun yalnızca elde edilen gelir üzerinden ele alınmasının eksik bir yaklaşım olacağına dikkat çeken Yavuz, “Sağlıklı beslenme, ekonomik refahın yanı sıra fiziksel ve zihinsel gelişim, eğitim başarısı ve yaşam kalitesiyle de doğrudan bağlantılıdır. Hanelerin gelirleri temel gıda ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğinde besin çeşitliliğinin azalması ve daha ucuz ürünlere yönelme gibi sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Bu durum, özellikle gelişim çağındaki çocuklar açısından uzun vadeli riskler doğurabiliyor” dedi.
DİYARBAKIR’DA YOKSULLUK, İSTİHDAM VE GEÇİM MÜCADELESİYLE İÇ İÇE
Kentte yoksulluk meselesinin yalnızca gıda fiyatları üzerinden değil; düzenli işe erişim, gelir güvencesi, hane büyüklüğü ve temel hizmetlerden yararlanma olanakları üzerinden de ele alınması gerektiğini vurgulayan Yavuz, “Diyarbakır ve Şanlıurfa’yı kapsayan TRC2 Bölgesi’ne ilişkin bölgesel planlama belgelerinde işsizlik, iş gücüne katılımın düşüklüğü, kayıt dışı çalışma ve gelir eşitsizliği öne çıkan sorunlar arasında sıralanıyor. Bölgedeki genç nüfusun büyüklüğü de düzenli ve güvenceli istihdam olanaklarının önemini artırıyor. Bu göstergeler, yoksullukla mücadelenin yalnızca sosyal yardımlarla sınırlı kalmaması, kalıcı gelir kaynaklarının oluşturulmasıyla da desteklenmesi gerektiğine işaret ediyor” diye konuştu.

“GIDA HARCAMALARI HANELER ÜZERİNDE ÖNEMLİ BİR BASKI OLUŞTURUYOR”
Diyarbakır’da özellikle düzenli gelire sahip olmayan veya kazancı temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyen haneler açısından gıda harcamalarının önemli bir baskı oluşturduğunu dile getiren Yavuz, “Kalabalık ailelerde mutfak masraflarının artması, gelir ile gider arasındaki farkın daha belirgin hâle gelmesine yol açabiliyor. Yoksulluk, yalnızca kişinin karnını doyurup doyuramadığı üzerinden değil, yeterli ve besleyici gıdaya düzenli biçimde erişip erişemediği üzerinden de ele alınmalı. Bir hanenin temel gıda ihtiyacını karşılayabilmesi, sağlıklı beslenebildiği anlamına gelmiyor. Beslenme kalitesinin korunması için protein, sebze, meyve ve diğer temel besin gruplarına erişimin de mümkün olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“DİYARBAKIR’DA YOKSULLUK KUŞAKTAN KUŞAĞA AKTARILMASIN”
Diyarbakır’da yoksulluğun kuşaklar arasında aktarılmasının önlenmesinde istihdamın önemine vurgu yapan Yavuz, “Diyarbakır açısından istihdam olanaklarının geliştirilmesi, kadınların ve gençlerin çalışma hayatına katılımının desteklenmesi ve dar gelirli ailelerin temel ihtiyaçlara erişiminin güçlendirilmesi önem taşıyor. Yoksulluğun kuşaklar arasında aktarılmasını önlemek için eğitim, beslenme ve sosyal destek politikalarının birlikte yürütülmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
“YOKSULLUK BİRÇOK ALANI ETKİLİYOR”
17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü’nün yoksulluğun yalnızca istatistiklerden ibaret olmadığını hatırlattığını belirten Yavuz, “Yoksulluk, mutfaktaki alışverişten çocukların beslenmesine, eğitim olanaklarından toplumsal yaşama katılıma kadar geniş bir alanı etkiliyor. Sağlıklı ve dengeli beslenmeye erişimin temel bir ihtiyaç olarak güvence altına alınması, hem ekonomik refahın hem de toplumsal eşitliğin önemli koşullarından biridir” dedi.



