HABER/Güneş OCAĞA-Ceren AKYIL
Amed Kent Koruma ve Dayanışma Platformu, Halep’e yönelik saldırılara ilişkin yaptığı açıklamada, Suriye’de uzun yıllardır devam eden iç savaşın büyük insani yıkıma ve ağır insan hakları ihlallerine yol açtığı vurgulandı.
Diyarbakır’dan Halep tepkisi: Saldırılar dursunhttps://t.co/v66IdKLGPI pic.twitter.com/t1ZFea5IfH
— Güneydoğu Ekspres (@ekspreshaber_) January 12, 2026
PLATFORMDAN ÖNEMLİ AÇIKLAMA
Platform adına açıklama yapan Eşsözcü Yıldız Ok Orak, şunları ifade etti:
“Suriye’de yıllardır süregelen iç savaş; büyük insani acılara, geniş çaplı yıkımlara ve ağır insan hakları ihlallerine sebebiyet vermiştir. Çatışmaların en yoğun yaşandığı dönemlerde Kürtler, DAİŞ ve benzeri radikal yapılara karşı yürütülen mücadelede sivilnüfusun korunmasında kritik bir rol üstlenmiştir. Bu süreçte Kürt halkı, yalnızca kendi varlık mücadelesini vermekle kalmamış; aynı zamanda Suriye'de bulunan tüm etnik ve dini gruplara yönelik tehdit oluşturan yapılara karşı bölge halklarının geleceğini savunmuştur.

“KABULEDİLMEZ BİR DURUM”
Geçici Suriye Hükümeti’nin temel sorumluluğu; yeni çatışma alanları yaratmak değil, ülkenin içinden geçtiği bu sancılı süreçte tüm kimlik, inanç ve fikir ayrılıklarını kapsayan, çoğulcu ve katılımcı bir yönetim anlayışıyla kalıcı barışı tesis etmektir. Ne var ki Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik gerçekleştirilen askeri saldırılar bu sorumlulukla taban tabana zıt bir tablo ortaya koymaktadır. Barışı tesis etmekle mükellef siyasi bir yapının, toplumun belirli bir kesimini hedef alan saldırıları organize etmesi kabul edilemez bir durumdur.
“GÜVENLİKLİ BİR MESELE DEĞİL”
Geçici Suriye Hükümeti’ne bağlı güçlerin Halep’in Eşrefiye ve Şeyh Maksut mahallelerine yönelik saldırıları, salt bir güvenlik meselesi olarak görülemez. Bu saldırılar hem yaşam hakkı başta olmak üzere ağır insan hakları ihlallerine yol açmakta hem de Suriye genelinde bir süredir kısmen azalan çatışma riskini yeniden tırmandırmaktadır. Özellikle basın yayın organlarının kamuoyu ile paylaştığı bilgi ve görüntülerde, hastanelerin ağır silahlarla hedef alınması ve çatışmalarda yaşamını yitiren yerel asayiş grubu üyelerinin naaşlarına yapılan insanlık dışı muameleler savaş hukukunun açık ihlalini oluşturmakla birlikte çatışmaların büyümesine neden olabilecek eylemler olduğunu belirtmek isteriz.

“TÜRKİYE’YE STRATEJİK BİR SORUMLULUK DÜŞÜYOR”
Bu noktada Türkiye Cumhuriyeti’ne de tarihsel ve stratejik bir sorumluluk düşmektedir. Suriye Geçici Hükümeti ile derin askeri ve diplomatik ilişkileri bulunan Türkiye’nin, Halep’teki çatışmaların sonlandırılması için "çatışmanın tarafı" pozisyonundan ziyade, yapıcı bir "arabulucu" rolü üstlenmesi bölgesel istikrar açısından elzemdir. Türkiye’nin Kürtlerin meşru siyasal taleplerini dışlamayan bir yaklaşım benimsemesi; sahadaki gerilimi düşüreceği gibi, Suriye’de kapsayıcı bir siyasi sürecin önünü açacak ve Türkiye’de yürütülmekte olan sürece de olumlu katkı sunacaktır. Türkiye Cumhuriyeti tarafından Kürt aktörleri de kapsayan çok taraflı bir diyalog mekanizmasının teşvik edilmesi, bölgesel barış adına atılacak en somut adımlardan biri olacaktır.
“KÜRTLER MEŞRU AKTÖR OLARAK TANINMALI”
Gelinen aşamada Kürt meselesi; askeri ve güvenlikçi politikaların dar çerçevesinden çıkarılmalı insan hakları, yerel demokrasi ve kapsayıcı siyasal katılım temelinde ele alınmalıdır. Halep’te ve Suriye genelinde sürdürülebilir barış, Kürtlerin meşru siyasal aktörler olarak tanınması ve çözüm süreçlerine etkin katılımıyla mümkündür. Aksi takdirde bu çatışmalar, Ortadoğu’daki Kürt meselesinin daha yıkıcı bir halkası olarak tarihe geçecektir.
Uluslararası toplumun, özellikle Birleşmiş Milletler ve ilgili insan hakları mekanizmalarının, Halep’teki gelişmelere yalnızca insani yardım ekseninden yaklaşması da yeterli değildir. Kürtlerin siyasal statüsünü ve temsilini dışlayan hiçbir çözüm girişimi, kalıcı barış üretme kabiliyetine sahip olamaz. Kürt aktörlerin dönemsel jeopolitik çıkarlar doğrultusunda desteklenip ardından dışlanması, çatışma döngüsünü derinleştirmekten başka bir sonuç vermemektedir.
“KALICI BARIŞIN YOLU HUKUK VE GÜVENCEDEN GEÇİYOR”
Kalıcı barışın yolu baskı ve askeri yöntemlerden değil, diyalog ve hukuki güvenceden geçmektedir. Bu bağlamda, açıklamada imzası bulunan kurumlar olarak:
Halep’te Kürtlere yönelik askeri baskı ve saldırıların derhal durdurulmasını,
Yeni Suriye’nin inşasında; Kürt halkının kimlik, dil ve kültürel varlığı başta olmak üzere tüm ulusal ve demokratik haklarının anayasal güvence altına alınmasını,
Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası toplumun, sivil halkın güvenliğinin sağlanması ve saldırıların sona erdirilmesi adına daha aktif rol üstlenmesini talep ediyoruz.
SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ EŞİT YURTTAŞLIKTAN GEÇİYOR
Suriye’deki sorunların çözümü; savaş ve şiddetle değil, eşit yurttaşlık ve adil paylaşım temelinde mümkündür. Tüm demokratik kamuoyunu ve insan hakları savunucularını, Kürtlere dönük yükselen saldırılara karşı durmaya ve Kürt halkının meşru haklarının tanındığı demokratik bir Suriye için sorumluluk almaya çağırıyoruz.”




