Diyarbakır'ın Türkmen-Alevi geçmişinin en önemli izlerinden biri Bismil ve çevresinde ortaya çıkıyor. 16. yüzyıl Osmanlı tahrir kayıtları ile günümüz araştırmaları yan yana getirildiğinde, bazı köylerin yüzlerce yıllık geçmişi izlenebiliyor.

2024'te yayımlanan Mehmet Salih Erpolat araştırması, 1564 tarihli tahrir defterlerinde Büyük Kadılı, Türkmenhacı, Acı-ı Süfla, Seyyid Hasan, Şükürlü, Baba Hâkî, Tezekli, Darlı, Köseli ve Şarabi gibi yerleşimleri inceliyor. Çalışmada 499 vergi mükellefi ile bunların babalarının isimleri tespit edilmiş.
Araştırmanın önemli bir sonucu ise şu: Bu yerleşimlerin hepsinin bugünkü kimliği aynı değil.
Erpolat'ın çalışmasına göre Büyük Kadılı, Şükürlü, Türkmenhacı, Köseli, Seyyid Hasan/Bakacak ve Şarabi/Nahırkıraç yörede Alevi-Türkmen köyleri olarak biliniyor. Tezekli/Aralık ve Baba Hâkî ise Sünnileşmiş Türkmen köyleri olarak tanımlanıyor.
Bu ayrım, “Türkmen Aleviler nereye gitti?” sorusunun tek bir cevabı olmadığını gösteriyor.
1. SEYYİD HASAN / BAKACAK
Bir köyden daha fazlası: Ocak merkezlerinden biri
Bugünkü Bakacak olarak bilinen yerleşimin tarihsel kayıtlarda Seyyid Hasan adıyla izlenebilmesi, köyün geçmişinin en azından Osmanlı tahrirleri dönemine kadar takip edilebildiğini gösteriyor.
Daha sonraki Alevilik araştırmalarında Bakacak, yalnızca Türkmen-Alevi nüfusun yaşadığı bir yerleşim olarak değil, İmam Zeynel Abidin Ocağı'nın önemli merkezlerinden biri olarak da karşımıza çıkıyor.
Akın ve Ekici'nin çalışmasına göre İmam Zeynel Abidin Ocağı'nın merkezleri arasında Seyithasan/Bakacak ve Darlı/Ulutürk bulunuyor. Bu ocağın dede ve talipleri daha sonra Diyarbakır dışına, özellikle İzmir, Bursa, Mersin ve Adana gibi kentlere göç etmiş.
Bu durum bize önemli bir ayrıntı veriyor:
Köyden ayrılan insanlarla birlikte ocak ilişkileri de köy sınırlarının dışına taşındı.
Dolayısıyla “köy boşaldı” ile “topluluk ortadan kalktı” aynı anlama gelmiyor.
2. DARLI / TÜRKDARLI / ULUTÜRK
Nüfusu eriyen Alevi köyü
Darlı, isim değişiklikleri nedeniyle araştırılması gereken yerleşimlerden biri.
Kaynaklarda eski adı Darlı, daha sonra Türkdarlı, bugün ise Ulutürk olarak geçiyor. 1564 tahrirlerinde ise Darlı/Yenitepe biçiminde kaydedilmiş.
Darlı'nın asıl dikkat çekici özelliği ise nüfusundan çok Alevi ocak yapısı.
İmam Zeynel Abidin Ocağı'nın merkezlerinden biri burada bulunuyor.
Ancak daha sonraki saha araştırmaları, köydeki Alevi nüfusunun göçlerle birkaç haneye kadar gerilediğini aktarıyor.
Bu, “kayıp köy” kavramının en somut örneklerinden biri.
Çünkü burada yalnızca nüfus azalmamış; köyün bir dönem sahip olduğu dede-talip ilişkisine dayalı sosyal yapı da ciddi biçimde küçülmüş.
3. TÜRKMENHACI
Kaybolmayan merkez
Türkmenhacı, diğer birçok yerleşimden farklı bir hikâyeye sahip.
1564 kayıtlarında Acı-ı Ulya/Türkmenhacıli adıyla karşımıza çıkıyor. Günümüzde ise Diyarbakır Türkmen-Alevi kimliğinin en önemli yerleşimlerinden biri olarak biliniyor.
Akın ve Ekici'nin saha çalışmalarında Türkmenhacı'da birden fazla Alevi ocağının bulunduğu belirtiliyor.
Bunlar arasında: Beyazıd-ı Bostan Ocağı, Battal Gazi Ocağı, Ersefil Bozkurt Ocağı, Babusor Ocağı sayılıyor.
Başka bir araştırmada da köyde Alevi cemlerinin sürdürüldüğü ve çeşitli ocakların varlığının tespit edildiği aktarılıyor.
Bu nedenle Türkmenhacı, araştırmada “kimliğini görece güçlü koruyan merkez” olarak ayrı bir yere konulmalı.
4. ŞÜKÜRLÜ
Çınar'daki Türkmen-Alevi hafızası
Bismil dışındaki en önemli yerleşimlerden biri Şükürlü.
1564 kayıtlarında Şükrullah adıyla yer alan yerleşim, günümüzde Çınar ilçesi sınırlarında bulunuyor.
Şükürlü'nün önemi yalnızca nüfusundan kaynaklanmıyor.
Köydeki Alevi ocakları ve kutsal mekânlar, buranın tarihsel kimliğini anlamak açısından önemli.
Ancak nüfus verileri, bu tarihsel mirasın demografik açıdan ciddi biçimde zayıfladığını gösteriyor.
Dolayısıyla Şükürlü için: “Kimlik tamamen ortadan kalktı” demek de, “Eski yapı aynen devam ediyor”
demek de doğru değil.
Daha doğru tanımlama: Tarihsel Türkmen-Alevi kimliği devam eden ancak köy nüfusu ve geleneksel sosyal yapısı ciddi biçimde küçülen yerleşim.
5. BÜYÜK KADILI
Diyarbakır merkezindeki eski iz
Büyük Kadılı, 1564 kayıtlarında Kadı-ı Ulya adıyla geçiyor. Erpolat'ın çalışmasında günümüzde Alevi-Türkmen özellikleriyle bilinen yerleşimler arasında sayılıyor.
Ancak nüfus hareketi burada son derece çarpıcı.
Daha önceki nüfus verilerine göre:
1980: 418
1985: 352
1997: 499
2003: 10
Bu rakamlar bir köyün demografik yapısının nasıl çözülebileceğini gösteriyor.
Büyük Kadılı örneğinde araştırılması gereken asıl soru artık “köyde kaç kişi kaldı?” değil.
Buradan ayrılan aileler nereye gitti?
Ve daha önemlisi:
Alevi-Türkmen kimliklerini kentte sürdürebildiler mi?
6. ŞARABİ / NAHIRKIRAÇ
Tarihsel kayıtlarda var, günümüzde izleri dağınık
1564 kayıtlarında Şarabi olarak geçen yerleşim, günümüzde Nahırkıraç adıyla ilişkilendiriliyor. Erpolat'ın çalışması Şarabi'yi de Alevi-Türkmen köyleri arasında değerlendiriyor.
Şarabi'nin önemi, yalnızca eski nüfusu değil, ocak bağlantıları açısından da dikkat çekiyor.
Diyarbakır yöresi Alevi ocakları üzerine yapılan çalışmalarda çeşitli ocakların merkez ve talip topluluklarının zaman içerisinde köylerden büyük kentlere dağıldığı görülüyor.
Bu durum Şarabi için de daha geniş bir soruyu gündeme getiriyor:
Bir köyün nüfusu azalırken onun ocak hafızası nereye taşındı?
7. BABA HÂKÎ / ÇÖLTEPE
Sünnileşmiş Türkmen köyü
Dosyanın en dikkat çekici örneklerinden biri Baba Hâkî.
1564 tahrirlerinde Çöltepe/Baba Hâkî olarak yer alan köy, günümüzdeki kimliği bakımından diğer yerleşimlerden ayrılıyor.
Erpolat'ın çalışması Baba Hâkî'yi Sünnileşmiş Türkmen köyü olarak değerlendiriyor.
Burada çok önemli bir tarihsel ayrım ortaya çıkıyor:
Türkmenlik ile Alevilik aynı şey değil.
Bir topluluk Alevilikten uzaklaşırken Türkmen kökenli kimliğini bir süre daha koruyabilir.
Ya da sonraki kuşaklarda hem dil hem de etnik kimlik algısı değişebilir.
Bu nedenle Baba Hâkî, “Türkmen-Alevi → Sünni → kimlik dönüşümü” tartışmasının incelenebileceği önemli bir örnek.
8. TEZEKLİ / ARALIK
Kimlik değişiminin başka bir örneği
1564 kayıtlarında Tezeklü adıyla görülen yerleşim, günümüzde Aralık olarak biliniyor.
Erpolat'ın araştırması Tezekli/Aralık'ı da Sünnileşmiş Türkmen köyleri arasında değerlendiriyor.
Burada da dikkat edilmesi gereken nokta şu:
Sünnileşme = Kürtleşme değildir.
Bir köyün Alevi kimliğini kaybetmesi, otomatik olarak etnik kimliğinin de değiştiği anlamına gelmez.
Bu nedenle Tezekli/Aralık gibi yerleşimlerde “Kürtleşme” iddiası ayrıca dil, aile tarihi, evlilik ağları ve sözlü tarih üzerinden araştırılmalı.
9. KÖSELİ
Alevi-Türkmen geçmişinden bugüne
Köseli de 1564 kayıtlarında yer alan ve Erpolat'ın çalışmasında yörede Alevi-Türkmen özellikleriyle bilinen yerleşimler arasında sayılan köylerden.
Köseli'nin araştırılması, özellikle “kimliklerin kuşaktan kuşağa nasıl değiştiği” sorusuna cevap verebilir.
Çünkü burada yalnızca mezhep değişimini değil; dil, evlilik, akrabalık, göç, köyden kente taşınma, yeni sosyal çevreler gibi faktörleri birlikte değerlendirmek gerekiyor.
10. ACİ-İ SÜFLA: HARİTADAKİ ESKİ İZ
1564 araştırmasında Acı-ı Süfla da incelenen yerleşimler arasında.
Burada önemli olan nokta, bu tür eski yer adlarının bugünkü karşılıklarının kesin olarak belirlenmesinin her zaman kolay olmaması.
Dolayısıyla bu dosyada “eski adı bulundu, bugünkü köy kesin olarak budur” şeklindeki eşleştirmeler ancak arşiv ve yerel tarih kaynaklarıyla doğrulandığında kesinleştirilmeli.
Bu, araştırmanın en önemli metodolojik ilkelerinden biri.
BİR KÖYÜN KAYBOLMASI NASIL GERÇEKLEŞTİ?
Elde edilen araştırmalar birlikte okunduğunda tek bir neden yerine birbirini besleyen birkaç süreç ortaya çıkıyor.
1. Köyden kente göç
Alevi ocaklarına bağlı dede ve talip topluluklarının Diyarbakır dışındaki çok sayıda kente yayıldığı akademik araştırmalarla belgelenmiş durumda.
2. Geleneksel kurumların zayıflaması
Dede-talip ilişkisi köy merkezli yapıdan kopunca cem, görgü ve diğer ritüellerin devamlılığı zorlaşıyor.
3. Nüfusun yaşlanması
Genç kuşaklar kentlere gittikçe köyde kalan nüfus azalıyor.
4. Sünnileşme
Bazı Türkmen köylerinde Alevi kimliğinin zamanla kaybolduğu görülüyor. Baba Hâkî ve Tezekli bu açıdan önemli örnekler.
5. Dil değişimi
Bazı yerleşimlerde Türkçe yerine Kurmanci kullanımının yaygınlaşması, kimlik dönüşümü tartışmasını gündeme getiriyor.
Ancak burada tekrar altı çizilmesi gereken nokta:
Dil değişimi tek başına etnik kimliğin değiştiğini kanıtlamaz.
“KÜRTLEŞME” DOSYANIN EN ÇOK ARAŞTIRILMASI GEREKEN BAŞLIĞI
Bu araştırmanın en dikkatli yürütülmesi gereken kısmı burası.
Akademik çalışmalarda bazı eski Türkmen-Alevi yerleşimlerinin zaman içinde Sünnileştiği ve bazı örneklerde Kürt kimliğiyle özdeşleştiği ifade ediliyor. Ancak bu durum bütün Türkmen-Alevi topluluklarına genellenemez.
Bu nedenle köyleri dört gruba ayırmak daha sağlıklı:
A — Kimliğini büyük ölçüde koruyanlar
Türkmenhacı ve Bakacak gibi.
B — Göç nedeniyle köy nüfusu çözülenler
Darlı, Büyük Kadılı, Şükürlü gibi.
C — Alevilikten uzaklaşıp Sünnileşenler
Baba Hâkî ve Tezekli gibi.
D — Dil ve etnik kimlik dönüşümü iddiası bulunanlar
Bu grup için ayrıca saha araştırması gerekiyor.
500 YILLIK SÜREKLİLİK
Bütün bu veriler bir araya getirildiğinde ilginç bir tarihsel süreklilik ortaya çıkıyor.
1564 Tahrir defterlerinde Türkmen köyleri ve yüzlerce kişi adı
19. ve 20. Yüzyıl Köy merkezli Alevi ocakları ve dede-talip ilişkileri
1980'ler Bazı köylerde hâlâ yüksek nüfus
1990'lar Göç ve nüfus kaybında belirgin hızlanma
2000'ler Bazı köylerde yalnızca birkaç hane
Bugün: Bir kısmı kimliğini koruyan, bir kısmı kentlere dağılan, bir kısmı Sünnileşen ve bazı yerleşimlerde dil/kimlik dönüşümü yaşayan dağınık bir topluluk
SONUÇ
Diyarbakır Türkmen-Alevilerinin hikâyesi, “bir halk geldi ve kayboldu” şeklinde okunabilecek basit bir tarih değil.
Tam tersine, yüzyıllar boyunca değişen bir toplumsal yapının hikâyesi.
1564'te aynı coğrafyada yaşayan insanların isimleri tahrir defterlerine kaydedilirken bugün aynı köylerin bazıları birkaç haneye kadar düşmüş durumda.
Fakat insanların köylerden ayrılması, topluluğun tamamen ortadan kalkması anlamına gelmedi.
Alevi ocaklarının mensupları Diyarbakır dışındaki kentlere dağıldı; bazıları geleneklerini sürdürdü, bazıları ise kentleşme ve kuşak değişimiyle eski bağlarını zayıflattı. Akın ve Ekici'nin araştırması, bu göçlerin Diyarbakır Aleviliğinin geleneksel yapısında ciddi değişimler yarattığını açık biçimde ortaya koyuyor.
Bu nedenle bugün sorulması gereken soru yalnızca: “Türkmen Aleviler nereye gitti?” değil.
Asıl soru şu: “Diyarbakır'ın Türkmen-Alevi köylerinden dağılan insanlar, gittikleri yerlerde kimliklerini nasıl yeniden kurdular?”
Bu sorunun cevabı ise artık yalnızca arşivlerde değil.
İstanbul'da, İzmir'de, Bursa'da, Mersin'de, Adana'da, Avrupa'da ve Diyarbakır'ın hâlâ yaşayan birkaç Türkmen-Alevi köyünde aranmalı.
Çünkü kaybolan şey belki de insanlar değil; bir köy merkezli yaşam biçimi.
Ve o yaşam biçiminin hafızası hâlâ insanların taşıdığı aile hikâyelerinde, ocak bağlantılarında, ziyaretlerde ve sözlü anlatılarda yaşıyor.




