Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı enflasyon verilerini protesto etmek amacıyla 14 Ocak’ta iş bırakma kararı aldı. Bu karara ilişkin yazılı açıklama yapan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Sekreteri Zülküf Güneş, mücadele çağrısı yaparak, “Mücadeleyi büyütmek, işyerlerinde gündemleştirmek, alanları doldurmak ve sesimizi yükseltmek; yalnızca sendikal değil, demokratik ve tarihsel bir sorumluluktur” dedi.
Halkın geniş kesimlerinin barınma, beslenme, sağlık ve eğitim gibi en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığı hale geldiğini vurgulayan Güneş, hukukun da keyfileştiği bu ortamda sadece emek gelirlerinin değil demokrasinin, barışın ve birlikte yaşama iradesinin de tehdit altında olduğunu belirtti. Emekçilerin ve halkın eşitlik, özgürlük ve insanca yaşama talebinin demokrasi ihtiyacıyla iç içe geçtiğini söyleyen Güneş, “Kamu emekçileri, siyasal iktidarın derinleşen ekonomik krizi yönetme tercihleri doğrultusunda bilinçli olarak yoksullaştırılmakta; bu yoksullaştırma politikaları baskı ve otoriterleşme ile tamamlanarak “normalleştirilmeye” çalışılmaktadır. Yoksulluk, yalnızca bir sonuç değil; itaat üretmenin, demokratik talepleri bastırmanın ve toplumsal muhalefeti zayıflatmanın bir aracı haline getirilmiştir. Barış ve demokrasi talebinin bastırıldığı bir ülkede emek haklarının korunamayacağı; emekçilerin susturulduğu bir düzende ise barışın kalıcı olamayacağı açıktır” ifadelerini kullandı.
‘SOSYAL DEVLET İLKESİ TERKEDİLDİ’
TÜİK’in açıkladığı verilerle yapılacak zammın, gerçek hayat pahalılığını telafi etmekten uzak bir rakam olduğunu aktaran Güneş, bu sorunun emekçilerin iradesinin yok sayılması sebebiyle aynı zamanda demokratik bir sorun olduğunu ekledi. Aynı dönemde toplu ulaşım, sağlık hizmetleri, köprü ve otoyol geçişleri ve muayene katkı payları gibi temel yaşam giderlerine yapılan zamların maaş artışlarının en az iki katına ulaştığını vurgulayan Güneş, “Ocak ayı itibarıyla kiralara yapılan yüzde 35’lik artış, barınma hakkının dahi emekçiler için erişilemez hale geldiğini göstermektedir. Bugün maaş artışlarının neredeyse tamamı, daha cebe girmeden kiraya, faturalara, vergilere gitmektedir. Gelir vergisi dilimlerinin yeniden değerleme oranının altında tutulması ise bu adaletsizliği daha da derinleştirmekte; ücret artışları kaynağında kesilerek buharlaşmaktadır. Bu tablo, sosyal devlet ilkesinin terk edildiğini; yerini piyasa adaletsizliği ve siyasal keyfiyetin aldığını göstermektedir” dedi.
‘YALNIZCA BİR GÜNLÜK BİR EYLEM DEĞİL’
Güneş, açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi: “ KESK olarak 14 Ocak için aldığımız iş bırakma kararı, yalnızca bir günlük bir eylem değil; bütçe süreçlerine, ücret gasplarına ve bu gasp düzeninin kalıcılaştırılmasına karşı demokratik ve meşru bir mücadele hattının ifadesidir. Bu hattın ilk aşamasında kasım ayında bütçe görüşmeleri sürerken dört bölgede mitingler gerçekleştirilmiş; ikinci aşamada ise TÜİK’in enflasyon verilerinin açıklandığı, emekçilerin kaderinin belirlendiği ocak ayında iş bırakma sürecine geçilmiştir. Bu mücadele; ek zam talebinden ilave seyyanen ödeneğin taban maaşlara yansıtılmasına, 3600 ek göstergenin tüm kamu emekçilerine verilmesinden mülakatın kaldırılmasına, grevli toplu sözleşme hakkının tanınmasına kadar somut ve yaşamsal taleplere dayanmaktadır.
BARIŞ VE EMEK MÜCADELESİ BİRBİRİNDEN AYRILAMAZ
Bu mücadeleyi mümkün olan en geniş toplumsal ve sınıfsal kesimlerle birlikte yürütmek temel hedefimizdir. Çünkü biliyoruz ki barış, demokrasi ve emek mücadelesi birbirinden ayrılamaz. Bu nedenle bölge mitingleri öncesinde işçi konfederasyonları ve meslek örgütleriyle çok sayıda görüşme yapılmış, ortak mücadele zeminleri zorlanmıştır. Ancak niyet beyanları ile fiili ortaklık arasındaki mesafenin aşılamadığı da görülmüştür. Bugün ihtiyaç duyulan şey, dayanışma söyleminin ötesinde ortak, kararlı ve cesur bir mücadele iradesidir. Buna rağmen KESK, kendi örgütlü gücüne, tabanına ve mücadele geleneğine güvenerek sorumluluk almaktan geri durmamıştır. Bugün bilinçli biçimde köpürtülen kaygılar, sorunların küçük olmasından değil; maruz kaldığımız baskının büyüklüğünden kaynaklanmaktadır. Ancak tereddütlere teslim olmak, yalnızca saldırıların önünü açar. Bugün ertelenen mücadele, yarın çok daha ağır bedellerle karşımıza çıkar.
MÜCADELE ÇAĞRISI
KESK’in ve Eğitim Sen’in tarihi; tam da bu eşiklerde verilen mücadelelerin tarihidir. Bugün sahip olduğumuz haklar; salonlarda lütfedilmemiş, fiili, meşru ve demokratik mücadelelerle kazanılmıştır. Bu gelenek, yalnızca geçmişin bir mirası değil; bugünün ve yarının pusulasıdır. Biliyoruz ki saldırılar durmayacak. Kamu emekçilerini yoksulluğa, güvencesizliğe ve sessizliğe mahkûm etmek isteyen bu düzen; ancak geri adım atmadığımız sürece durdurulabilir. Bu nedenle mücadeleyi büyütmek, işyerlerinde gündemleştirmek, alanları doldurmak ve sesimizi yükseltmek; yalnızca sendikal değil, demokratik ve tarihsel bir sorumluluktur. Bu çağrı; başta üyelerimize, tüm kamu emekçilerine, işçilere ve emekçi halklarımıza yöneliktir: 14 Ocak’ta iş bırakıyoruz. Yoksulluğa, adaletsizliğe, baskıya ve emek gaspına karşı birlikte duruyoruz. Bu mücadele yalnızca bugünün değil; demokratik, eşit ve barış içinde bir geleceğin mücadelesidir. Ve biz bu mücadeleyi büyütmeye kararlıyız.”





