Eğitim sisteminde yıllardır çözülmeyen ve giderek derinleşen yapısal sorunların devam ettiğini vurgulayan Eğitim Sen, eğitim emekçilerinin atama taleplerinin görmezden gelindiği, öğrenciler için ise her geçen gün daha niteliksizleşen bir eğitim yarıyılının geride kaldığını belirtti.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İzmir 1 Nolu Şubesi, 2025-2026 Eğitim yılının ilk dönemine ilişkin sendika binasında basın toplantısı düzenledi. Basın metnini okuyan Eğitim Sen İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Hamdi Çalık, yüz binlerce öğretmenin atama beklediği, okullarda personel yetersizliği ile temizlik ve hijyen sorunlarının çözülmediği hatta büyüdüğü koşullarda eğitim öğretim yapıldığını vurguladı.

İzmir'de Konak'ta 446, Karabağlar'da 472, Torbalı'da 288, Ödemiş'te 122, Kiraz'da 110, Tire'de 62 ve Beydağ'da 21 öğretmenin okullarda ücretli öğretmenlik yaptığını kaydeden Çalık, yine depremden sonra yıkım kararı alınan okulların yıkılmadığını, yıkılanların da çoğunun yapımına başlanmadığını aktardı. Birleştirilen okullarda ikili eğitim uygulamasına dönüştürüldüğünü ve ders saati süresinin 30-35 dakikaya düşürüldüğünü belirten Çalık, "İyi planlanmadan yapılan bu dönüşüm süreci çocukların eğitim öğretimini hatta sağlığını olumsuz etkilemektedir. Eğitim Sen olarak talebimiz bu yıkılan okulların ivedilikle yapılıp bir an önce bütün okulların tam gün esaslı eğitime geçmesidir. Bütün okulların bakım onarım, tamirat, tadilat sürecinin okul dışı günlere tatillere denk gelecek şekilde acilen gözden geçirilip öğrencilerin güvenerek gelip gideceği gerçek bilim yuvalarına dönüştürülmesidir. Okullarımızın büyük çoğunluğunda kütüphane, laboratuar, etkinlik alanları dahi bulunmamaktadır" dedi.

'ÇOCUK İŞÇİLİĞİ MEŞRULAŞIYOR'

Çocuk yoksulluğu ve öğrencilerin beslenme sorununun toplumsal bir mesele haline geldiğini söyleyen Çalık, meslek liselerinin büyük bölümünün ise birer eğitim kurumu olmaktan çok fabrika gibi işletildiğini vurguladı. Çocuk işçiliğin devlet eliyle meşrulaştırıldığını kaydeden Çalık, "İktidar eliyle derinleştirilen ekonomik ve toplumsal sorunlar, MESEM’i bir tercih olmaktan çıkararak çok sayıda çocuk ve genç için zorunluluk haline getirmiştir. Ekonomik darboğaz ve ağır borç yükü altında ezilen yoksul emekçi ailelerinin çocukları, hayatta kalabilmek için bu uygulama aracılığıyla çocuk yaşta çalışmaya mecbur bırakılmaktadır. MESEM uygulaması daha fazla can almadan derhal durdurulmalıdır. Mesleki eğitim, patronlara kaynak aktarımı değil; öğrencilerin bilimsel bilgi, çağdaş beceri ve özgür bireyler olarak yetişmesini sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Çocukların ve gençlerin geleceğini karartan, eğitim hakkını yok eden ve emek sömürüsünü yaygınlaştıran bu uygulamaya karşı mücadele etmek, sadece eğitim emekçilerinin değil, tüm toplumun sorumluluğudur" ifadelerini kullandı.

DİNİ EĞİTİM

Siyasi iktidar eliyle eğitimin ve toplumsal yaşamın dini kurallara göre biçimlendirildiğini sözlerine ekleyen Çalık, şöyle devam etti: "Bu faaliyetler okullarda kamplaşma, kutuplaşma yaratan ayrıştırıcı uygulamalardır. Laik bilimsel eğitim anlayışına aykırıdır. Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda “eşit yurttaş” olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız yaklaşmasına, günlük yaşamın her alanında okulda, üniversitede, işyerinde, sokakta, farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayırım yapılmamasına bağlıdır. ÇEDES projesi bu yönüyle hem laikliğe hem de laik eğitim anlayışına temelden aykırıdır. Bu nedenle, ÇEDES benzeri uygulamalara derhal son verilmeli, okullarda dini kurumlarla yapılan ve laikliğe aykırı içerikte olan tüm protokoller iptal edilmelidir. Çocuklarımızın geleceği, tarikat ve cemaatlerin uzantılarının değil, aklın ve bilimin ışığında, özgür düşüncenin rehberliğinde şekillenmelidir. Çocuklarımızın ve öğrencilerimizin siyasi iktidarın kendi siyasal ve ideolojik hedeflerine ulaşmak için hayata geçirilen ÇEDES ve benzeri projelerin parçası haline getirilmesini istemiyoruz."

'ÖĞRETMENLERİN SORUNLARI BÜYÜYOR'

Eğitim emekçilerinin güvenceli istihdam talebinin görmezden gelindiğini belirten Çalık, öğretmenlerin çalışma yaşamını derinden etkileyen sorunlardan birinin de “norm fazlası” uygulamaları olduğunu dile getirdi. Eğitim emekçilerinin yaşam koşulları, ulaşım olanakları, aile bütünlüğü ve sosyal bağları hiçe sayıldığını ifade eden Çalık, "2025/2026 eğitim yılının ilk yarısı eğitim emekçilerinin alım gücünün en dip noktayı gördüğü bir dönem olmuştur. Yoksulluk sınırının çok altında kalan maaşlar, artan kira maliyetleri ve hayat pahalılığı karşısında öğretmenler barınma ve beslenme gibi en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale gelmiştir. Son yıllarda eğitim emekçilerinin toplumdaki saygınlığı ve mesleki itibarları ciddi biçimde erozyona uğradı. Ekonomik koşullar refah seviyesini düşürürken; maaş artışları artan yaşam maliyetlerini (barınma, gıda, ulaşım vb.) karşılamaktan uzaktır. Türkiye’de görev yapan eğitim ve bilim emekçileri, OECD ülkeleri arasında ekonomik, sosyal ve özlük haklar açısından son sıralarda yer almayı sürdürmektedir. Türkiye’de 2025 yılı Ocak ayında göreve yeni başlayan bir öğretmen maaşıyla 10 çeyrek altın alabiliyorken, Ocak 2026 itibariyle aynı öğretmen, zamlı maaşıyla 7 çeyrek altın zor alabilmektedir. Sadece bir yıl içinde öğretmen maaşının alım gücü altın bazında en az 3 çeyrek altın azalmıştır" diye kaydetti.

Yarın hangi illerde okullar tatil olacak?
Yarın hangi illerde okullar tatil olacak?
İçeriği Görüntüle

MÜCADELE SÜRECEK

Eğitim öğretim yılının ilk yarıyılında ortaya çıkan tablonun, eğitim sisteminde yıllardır çözülmeyen ve giderek derinleşen yapısal sorunlarını bir kez daha gözler önüne serdiğini söyleyen Çalık, "Tüm öğrenciler için eşit, parasız, nitelikli eğitim olanakları sağlamak devletin ve özelde Millî Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğundadır. Bilimsellik eğitimin olmazsa olmazıdır. Bilimin, sanatın, sporun iç içe olduğu, öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda kendini özgürce ifade edebildiği laik ve bilimsel eğitim politikaları hayata geçirilmelidir. Anadilinde eğitim, eğitim biliminin en temel ilkelerinden birisidir. Bir ülkenin gelişmişliği ve kültürel zenginliği açısından önemli olan, ekonomik ve toplumsal başarı sağlamak, dilsel ve kültürel zenginliklerin nesilden nesile aktarılmasının olanaklarını yaratmaktır. Toplumsal değişim ve ilerlemeyi engelleyebilmek için dünyanın birçok yerinde ilk olarak eğitim olgusuna el atılarak, kültürel zenginlikler talan edilmiş ve ‘resmi dil’ dışında kalan anadillerinde eğitimin yasaklanması eğitim biliminin en temel ilkesinin yok sayılması anlamına gelmektedir. Eğitim Sen, çocukların eşit, özgür ve nitelikli bir eğitim alabilmesi; tüm ve eğitim emekçilerinin güvenceli, insanca koşullarda çalışabilmesi için mücadelesini sürdürecektir" diye konuştu.

Kaynak: MA