Faruk BALIKÇI YAZDI

1990’lı yıllar, olağanüstü hâl uygulamalarının sürdüğü ve sivil halkın ağır biçimde etkilendiği bir dönemde, ‘Güçlü konak’ katliamı da İnsan hakları ihlalleri arasında yer aldı.

Diyarbakır’da kadın mücadelesi: Rosa’dan güçlü mesajlar
Diyarbakır’da kadın mücadelesi: Rosa’dan güçlü mesajlar
İçeriği Görüntüle

10-12 Ocak 1996 tarihlerinde Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine güvenlik güçleri baskın yaptı. Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç evlerinden gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar, Taşkonak Jandarma Taburu’na götürüldü. 15 Ocak 1996 tarihinde Koçyurdu köy muhtarı ve aynı zamanda korucu olan Mehmet Öner'i arayan jandarma, gözaltındakileri serbest bırakacaklarını, onları almak için tabura bir minibüs göndermelerini istedi. Durumdan şüphelenen Öner, sürücüyü yalnız göndermek istemedi ve korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz ve Lokman Özdemir’i de yanına alarak Ramazan Nas’ın kullandığı 56 AH 320 plakalı minibüsle Taşkonak Jandarma Taburu’na gitti. Kimlikleri alınmış, dönüşte ise her iki tarafı yüksek dağlarla çevrili bir boğazda minibüs taranmış 11 kişi hayatını kaybetmişti.

Günlerden Bu Gün Güçlükonak2

Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu heyeti bu olayı soruşturmak için bende gazeteci olarak heyetle birlikte olay yerine gittim. Askeri bir noktada durdurulduk. Kimliklerimiz alındı. Askeri yetkili kimliklere bakarak Batıdan gelen heyete ‘Siz Türksünüz. Sizin ne işiniz var buralarda’ diye tepki gösterdi. Derin yamaçlarda olay yerine vardığımızda aradan birkaç gün geçmesine rağmen taranan minibüs halen yol ortasında duruyordu. Dokunulmamış, hiçbir soruşturma yapılmamıştı. Minibüs tamamen yanmış içinde kopan bir ayak parçası halen duruyordu.

Heyetin hazırladıkları raporla birlikte Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, Olağanüstü Hâl Bölge Valiliği ve Genelkurmay'a başvurdu. Heyet, defalarca savcılıklara suç duyurusunda bulundu. Ancak bir sonuç alınamadı. Bugüne kadar yapılan tüm girişimler sonuçsuz kaldı.

İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve bazı gazeteciler, Olay yerindeki delillerin yeterince korunmadığını, soruşturmanın etkili yürütülmediğini, tanık ifadelerinin çelişkili olduğunu belirterek,

Saldırının ‘JİTEM veya devlet içindeki yasadışı yapılanmalar tarafından gerçekleştirilmiş olabileceği iddiasını gündeme getirdi. Olayla ilgili açılan davalar sonuçsuz kaldı. Failler net biçimde tespit edilmedi ve hiçbir kamu görevlisi ya da örgüt üyesi kesin olarak mahkûm edilmedi. Bu durum, Türkiye’de 1990’lı yıllarda yaşanan birçok ağır insan hakları ihlalinde görülen “cezasızlık” sorununu bir kez daha gözler önüne serdi.

Güçlükonak Katliamı, Türkiye’nin yakın tarihindeki en acı ve en karanlık olaylardan biridir. Olayın tüm yönleriyle aydınlatılamamış olması, yalnızca mağdur aileler için değil, toplumun bütünü için bir adalet sorunu olarak varlığını sürdürmektedir. Kalıcı barış ve toplumsal iyileşme, ancak geçmişle dürüstçe yüzleşmekle mümkün olabilir.

Muhabir: Faruk BALIKÇI