Spor

Halkın takımı mı, seçilmişlerin takımı mı?

Amedspor kongresine gidip o nefis pastalardan tadıp kahvemi içen bir gazeteci olarak izlenimlerimi yazmasaydım, sanırım uykularım kaçardı. Beni tanıyanlar bilir; gördüğümü yazarım, doğru bildiğimi söylerim. Bu yüzden dün izlediğim Amedspor kongresini de kendi penceremden değerlendirmek istiyorum.

Abone Ol

Mehmet TÜRK-Yazdı

"Halkın ve hakkın yanında olmak" günümüz dünyasında oldukça kıymetli bir duruş. Üstelik birçok sorunun çözümünde de önemli bir anahtar. Amedspor da artık tescillenmiş biçimde "Halkın Takımı" olarak anılıyor. Bu yönüyle alkışı hak ediyor. Ancak bir noktada durup düşünmeden edemiyorum. Halkın Takımı olarak tarif edilen bir kulübün yönetim anlayışının giderek "Kürt burjuvazisi" tarafından şekillendirilmesini sindirmekte zorlanıyorum. Yanlış anlaşılmasın; Kürt burjuvazisine karşı değilim. Hatta bir toplumun ekonomik güvenceye kavuşması açısından önemli bir toplumsal katman olduğunu düşünüyorum.

Dünkü kongreden çıkan temel mesaj bana göre şuydu:

"Sevgili halk, siz tribünlerde kalın. Yağmurda ıslanın, deplasman yollarında çile çekin, giriş kapılarında saatlerce bekleyin, federasyon cezalarının yükünü omuzlayın, maç bitiminde tıklım tıklım otobüslerle evinize dönün ve ertesi sabah asgari ücretli işlerinize gidin. Kulübü yönetme işini ise bize bırakın."
Belki sert bir yorum ama salondan ayrılırken hissettiğim duygu tam olarak buydu.

Kongre salonuna dönecek olursak...Geçtiğimiz kongrede İstişare Kurulu'na yönelik eleştirilerini son derece nazik bir dille dile getiren Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Serra Bucak'a, bu kez diğer eş başkan Doğan Hatun üzerinden cevap verildi. Hatun'un verdiği mesaj oldukça netti:
İstişare Kurulu eleştirilemezdi. Üstelik bu mesaj yalnızca içerik olarak değil, ton olarak da oldukça sertti. Adeta "Bu konu burada kapanmıştır" dercesine yapılan konuşma, salondan güçlü alkış aldı.

Aslında salondaki tablo genel olarak buydu. İbra edildi, alkışlandı. Kabul edildi, alkışlandı. Önerildi, alkışlandı. Alkışlamak elbette güzel bir şey. Takdir etmek de öyle. Ama hakkıyla olursa... Hakkıyla olmayan alkışların Diyarbakır sokaklarında ne şekilde tarif edildiğini ise sanırım herkes biliyor.
Doğan Hatun'un konuşmasının ardından Divan Başkanlığını da yapan İstişare Kurulu Başkanı Avukat Metin Kılavuz da dikkat çeken bir görüntü verdi.
Avukat Metin Kılavuz benim dostumdur. Emeklerini ve fedakarlığını yakından bilenlerdenim. Amedspor tarihindeki yerinin de hep güzel anılarla hatırlanacağını düşünüyorum. Ancak kongrede, henüz ne söyleyeceğini bile duymadığımız bir üyeye parmak sallaması bana göre doğru değildi. Özellikle demokrasi, hukuk ve katılımcılık iddiasındaki bir yapıya hiç yakışmadı.
Daha kişinin neye itiraz edeceğini bilmeden gösterilen bu refleks, eleştiriye tahammül konusunda soru işaretleri yarattı. İlginç olan ise bu tavrın da alkışlanmasıydı. Garip...

Sonra klasik kongre cümleleri geldi:
"Kabul edenler... Etmeyenler... Oy birliğiyle kabul edilmiştir."
Benimki de laf işte...Belki de demokrasi dediğimiz şey tam olarak budur.
Çarşaf liste gelir, kabul edilir, düğün dağılır. Oysa demokrasi yalnızca çoğunluğun karar vermesi değil; farklı seslerin de duyulabilmesidir.
Dün salondaki çoğunluk her başlığı oy birliğiyle onayladı. Bu tablo gerçekten güçlü bir demokrasi kültürünün göstergesi miydi, yoksa sorgulanması gereken bir durum muydu? Kararı okuyucu versin.

Kongrede birçok kişiye plaket takdim edildi. Eski başkanlara ve taraftar temsilcilerine...Güzel bir jestti. Ama bana sorarsanız o günün en büyük plaketi, sesi giderek kısılan taraftarlara verilmeliydi. Evet, onlara da plaket verildi.
Fakat ortaya çıkan görüntü, biraz da "verilmiş olsun" duygusu yaratıyordu.
Plaketlerden söz etmişken aklıma takılan bir soruyu da sormak isterim:
Amedspor'un ilk başkanlarından İhsan Avcı neden salonda yoktu?

Bir ima ya da art niyet aramayın. Sadece merak ediyorum. Kongreden ayrılırken aklımda kalan en temel soru ise şuydu: Amedspor gerçekten seçimle iş başına gelen bir yönetim tarafından mı idare ediliyor, yoksa önceden belirlenmiş bir yapının onaylandığı bir sistem mi işliyor? Yönetimde futboldan anlayan kaç kişi var? Altyapıyı bilen kaç kişi var? Sahanın çiminden, transfer politikasından, taraftar heyecanını artırmaktan haberdar kaç kişi var? Bilmiyorum.
Belki vardır, belki yoktur. Ben sadece gördüklerimi yazıyorum.
Sonra bütün bu düşüncelerden biraz uzaklaşmak için bir kahve daha doldurdum kendime. Salonu izledim. İnsanları dinledim. Ve yeni yönetime giren bazı isimlerden şu cümleyi birkaç kez duydum:
"Ya beni filanca aradı, kıramadım..."İşte o cümle, belki de bütün kongrenin özeti gibiydi. O filanca kişiyi aslında herkes biliyor ama işte kimse dillendirmiyor. Sesinizi duyar gibiyim; evet O’dur O. Her Biji Amed…