Bedri ADANIR-İZLENİM
Şimdi bu yapısal sorunları bir kenara bırakıp fuarın düşündürdüklerine bir bakalım. Ondan önce Amed gibi bir yerde organize edilen bir kitap fuarından beklentilere de dikkati çekmek istiyorum.
Çocuklar Kürtçe kitap stantlarından uzak tutuluyor
Tabi ki Amed’de bir kitap fuarına Kürtçenin ve Kürtçe kitapların damgasını vurmasını beklenir. Ancak ne yazık ki öğretmenleri eşliğinde fuara getirilen Kürt çocukları, Türkçe kitaplara yönlendiriliyor. Hatta yer yer –Kürt Enstitüsü gibi kurumların stantlarından çocukların uzak tutulduğu görülüyor.
Fuarda en önde ve gözde yerler de yine ne yazık ki Türkçe kitap basan, çoğu İstanbul’dan gelen yayınevlerine ait. Evet, fuarda Kürtçe anonslar var, reklam afişlerinde de orta büyüklükte bir “Pêşengeha Pirtûkan” yazısı da var ama fuarda Kürt ve Kürtçenin ruhu yok, dersek haksızlık etmiş sayılmayız.
Bakırhan’ın “Kürtçe denemesi”
Burada DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın fuarı ziyareti sonrası gazetecilere Kürtçe konuşma denemesini es geçmek istemiyorum. Sosyal medyada editlere konu olan bu “denemesi” gerçekten üzücüydü. Çok bariz bir şekilde görülüyor ki anadilini konuşmakta güçlük çekiyor. Açıkçası bu kabullenilmesi mümkün olmayan bir şey… Zira Tuncer Bakırhan’ın hapishane dâhil, pekâlâ anadilini akıcı bir şekilde konuşmak, okumak ve yazmak için çalışabileceği zamanları da oldu. Velhasıl, demek ki bu bir zaman meselesi değil, bir tutarlılık meselesidir, kendini çelişkiden kurtarma meselesidir, diyerek fuar konusuna dönelim.
Bazı yanlış adreslerde gördüğüm kitaplar
Sadece bu fuarda değil, son 5-10 yılda birçok kitap fuarında dikkatimi çeken bir şey var ki, gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum: Selahattin Demirtaş’tan Zeki Bayhan’a kadar uzanan kalabalık bir Kürt siyasetçi-yazar grubu, arandıkları adreste –Aram Yayınları’nda bulunamıyor. Nerde bulunuyor? Sadece popüleritesi olan –kitapları satacak Kürtlerin kitaplarını basan bir yayınevinde, üstelik oldukça yüksek fiyatlara –en azından Aram Yayınları’nın kitaplarına göre… Örnek verelim: Aram Yayınları’nda olsa taş çatlasa 100 birim para olacak kitap, orada 300 birim.
Düşünce insanlarının kitaplarının çıktığı yayınevlerinin bir kimlik olduğunu da hatırlatmak gerekir. Sözün özü: keşke herkes kendi sürüsüyle uçsa…
Kürtçe oyuncak yok, düşünebiliyor musunuz?
Bu fuarda ilk kez içime “Neden Kürtçe oyuncak yok?” ağrısı saplandı. Öyle böyle değil hem de!
Çok mu zor? Değil. Engel mi var? Teşebbüs olsa olabilir ama bir teşebbüsün olduğuna dair bir bilgi yok, ne yazık ki! Oysa ne güzel olurdu değil mi? Hatta çok çok güzel olmaz mıydı?
Fuar organizasyonu için organizatörlere bir sürü yardım eden Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası, Amed Büyükşehir Belediyesi acaba böyle bir şeye ön ayak olamazlar mı? Kürt köylerinde, Kürt çocuklarına Kürtçe oyuncaklar dağıtılsa harika olmaz mı?
Bu arada, devletin her kayyum atamasından sonra Kürt kentlerinde Kürtçe hizmet veren kreşlere, yine diğer Kürtçe hizmetlere ilk olarak yöneldiğini, meselenin önemine dikkat çekmek açısından hatırlatmakta yarar var.
Kürt yayınevleri hep mağdur hep mağdur!
Kürt yayınevleri büyük oranda fuarda yer alıyor, birkaç yayınevi dışında. Kürt yayınevlerinin dezavantajları olduğunu anlatmaya gerek yok. Ancak bu dezavantajlı durumdan kaynaklı mağduriyet üzerinden kendini anlatmak, bu mağduriyet psikolojisi üzerinden gelişmek, büyümek mümkün değil artık. İşte “Biz Kürtçe kitap basıyoruz, bize destek olunsun!” yakınmalarından herkese gına gelmiş durumda. Çünkü herkes için açık imkânlar var artık; imkân yaratmak da mümkün zira… Kaldı ki yapılacak öyle çok iş var ki! İşte bu fuar bize yapılacak-yapılmayan işlerin listesini gösteriyor aslında.
Deyim yerindeyse saçma sapan yayınlar önünde Kürt çocuklarının kuyruğa girmesi, bizi öfkelendirmekten ziyade, “Neyi nasıl yapmalı? Neyi eksik veya yanlış yapıyoruz?” sorularını cevaplamaya yönlendirmeli. Belki de biz yeterince vizyon sahibi ve emek sahibi değiliz. Belki de yeterince dertlenmiyoruz bu orta yerde duran yapılması lazım gelen ama yapılmayan işlerle… Olamaz mı?
Elbette Kürt siyaseti de buradaki manzaradan çok ders çıkarabilir. Hatta fuarın gösterdiği “yapılacaklar listesinde” onlara da çok sayıda ödev var. Bakın Amed’de bir fuara Kürtçenin damgasını vuramıyoruz. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Salt bu fuarın analizi üzerinden; basın, yayın ve kültür faaliyetleri için bir manifesto yazılabilir; hiç öyle uzun uzun çalıştaylar, konferanslar yapmaya da gerek yok inanın. Bu fuar, sorunu da gösteriyor çözümü de… Görmek isteyene hakikat orta yerde duruyor vesselam…

