Güncel

'Kurucu Önderlik Ruhu' kendine döner mi?

Hareketin 1990 başlarında yapılan haftalık eğitim notlarını inceledim, mastır tezime hazırlanırken. Notlarda, apoculuğun ana esasları arasında iki “kriter” dikkat çekiciydi:

Abone Ol

Ali Kemal ÖZCAN- yazdı

1- Hakikatin amansız takipçisi olmak
2- Esnekliğin ve katıldığın bileşkesi...

Bunun örgüt pratiğindeki somut yansımaları odağından ayrılmamayı, doktora tezimde de sürdürdüm. İmralı’ya kapatıldıktan hemen sonra yazdığı iki ciltten oluşan

–henüz öncesi olmayan– bir İnsanlaşma Medeniyeti analizi ve tasavvuru yaparken, toplam 976 sayfalık bu ilk evrensel savunmasının iki pasajında Öcalan, iki şey söyler:

Dökümü tam yapılmamakla beraber, bilinçli olarak yanlışın dayatılmasıyla, gerçek partili kadro ve örgüt üyesi olabilecek gücün yüzde doksanının bu anlayışın kurbanı olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. Ayrıntılı araştırmalar gerçeği daha çok ortaya çıkaracaktır. PKK’nin her düzeyde itibar kaybı, Önderlik komplosunun gelişimi ve yaşadığı ezici kadro, savaşçı ve sempatizan kayıpları kadar; sınırsız araç gereç, lojistik ve kitle kaybı da büyük oranda bu anlayışla bağlantılıdır.

Kendim dışarıdayken, 1998 sonlarında VI. Kongre sürecine yakın şu konuşmaları yaptığımı çok iyi hatırlıyorum: “On sefer kazanılabilecek bir meşru savunma savaşını bu hale getiren lağım farelerinin ve yarasaların zihniyetine karşı ben ne yapayım?” Örgüte karşı yenilmiştim. Çete eğilimi, yapıda o kadar duyarsız, sonuç almaktan uzak bir durum yaratmıştı ki, yenilgi asit gibi içimi eritiyordu. Bir İtalyan gazetesine gayri ihtiyari “Artık örgütten istifa ediyorum” diyecek noktaya gelmiştim... Sürecin içyüzü bilinmiyor. Kürt halkının başına tarih boyunca gelen felaketlerin bir benzeri daha kendini gösteriyordu. Kürt gericiliği intikamını alıyordu. Yıllarca dışarıdan, devletlerle anlaşarak yapamadığını, içerden, hem de PKK’nin altın değerinde olanaklarını yok ederek, adeta PKK’yi kör taşa vurarak kendini tatmin ediyordu. (Sümer Rahip Devletinden... 2001, Cilt 2, s. 135)
*
Klasik devlete ve toplumsal yönetim tarzına kendi anlayış ve pratiğimde yer vermeyeceğim. Karşı bir güçle bunu yıkarak yerine yenisini kurmak bir aldatmacadır. Buna karşılık, toplumun genel koordinasyonu ve teknik düzenlemesine dayanarak, hiç silahı ve fiziki gücü kullanmayan sivil ekiplerle yönetmeyi esas alacağım. Reel-sosyalist sapmaya düşmeyeceğim. Fakat tüm dünyaya karşı tek bir insandan başlayıp, tüm insanlığa ve halklara kadar, gerektiğinde ve zorunlu olduğunda kutsal meşru savunmayı sonuç alınıncaya kadar sürdüreceğim. Bu anlamda “bir insan dünyayı yener” sözüne bağlı kalacağım. (Sümer Rahip Devletinden... 2001, Cilt 2, s. 384)

Bu iki “şey” notu düştükten sonra “…herkesi; üzerine düşeni yapmaya çağırıyor, saygılarımı sunuyorum” (10 Temmuz 2001, Abdullah ÖCALAN) diye bitirir 976’ncı sayfasını.

Söylenen iki şey şudur:

a) Kurucu Önderi olduğu PKK’ninintikamı “içerden” alınıyordu.
b) …Bu anlamda“bir insan dünyayı yener” sözüne bağlı kalacağım.

25 adet yıl sonra ise, manzaramızın geldiği yer şurası oluyor (sondan başlarsak):

• Otuz yılını zindan olmak üzere 40 yılını vermiş ve Öcalan’ın, mutlaka İmralı’ya getirilmesini istediği iki kişiden biri olarak ismini verdiği insanın selam talebine, “baş sivil ekip” olarak İmralı Heyeti: “Karar alınmış. Başkana selam dahil hiçbir şey iletilmiyor” diye yanıtlar. (https://www.guneydoguekspres.com/suskunluga-mahkum-edilen-mektuplar)

• Sızanen son tutanakta Öcalan’ın “Şimdi de paradigmamıza dair değerlendirme yapan akademisyene, aynı dar odak sanal medyada linç düzeyinde saldırılar ya-pılıyormuş” dediği kişinin “selam” talebine, o günün İmralı Heyeti üyesi (12 yıl öce, 27 Kasım 2014) tam aynı cümleyi dedi: “… sormadan selam da götüre-mem, karar alındı.”

• Kurucu Önder’in 25 yıl öce dediklerinden sonra bu “heyet” silsilesinin 2 milyon-luk kent olan “başkent” Amed’de düzenlediği Toplumsal Barış ve Özgürlük Fo-rumu’nun“mesajlar” seremonisi yaklaşık 500 kişi ile başladı, davetli 4 konuşmacı bölümüne gelmeden “katılım” mevcudunun yaklaşık 5’te 4’ünden fazlası (kalan 70-80 kişi) salondan ayrılmış oldu. Kameralar, haberciler dahil...Davetli ko-nuşmacıların da“Forum” mizanseninin bir parçası olduğu anlaşılmış oldu.
Yine sızdırılan aynı son tutanakta Öcalan:

• “Ben çalışmak istiyorum. Bunu kırk defa söyledim. Bahçeli de davet etti, gel çalış dedi. [Kendim için] bir talebim olmadı. Şimdi neden engelleniyorum? Bu işte bir bit yeniği var. Yüzde 25 size söylüyorum, yüzde 75 örgüte… [Kimseden] de bir şey beklemiyorum. Çözümü kendimden bekliyorum… Benim kafamda bir şeyler var artık. Şimdi çok açmayacağım ama yeni bir paradigma geliştireceğim” diye son uyarılarını yaparken;

• MHP lideri Bahçeli Mecliste “PKK Kurucu Önderinin statü açığı kapatılmalı, ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’ öneriyorum” diye haykırırken;
Bunu yegâne pratik eylem odağı yapması gereken örgütünün “sivil ekipleri” Öcalan’a “selam götürmeme” kararlarında, 27 yıldır kararlıdırlar.

Sadece şu yukarıdaki olgusal veriler, rakamlarıyla bir “istikrara” işaret ediyor: “Yıllarca dışarıdan devletlerle anlaşarak yapamadığını, içerden, hem de PKK’nin altın değerinde olanaklarını yok ederek, Kürt gericiliği intikamını alıyordu” can-alıcı teşhisi, 25 yıldır hükmünü icra ediyor.

1996’daki mastır tezimin saha araştırması esnasında, Şam’daki Parti Merkez Okulu diyalogumuzda Öcalan’a sordum:

– Örgütünüzde ‘Apoculuk resmen serbest fiilen yasak’ durumu var, ne dersiniz?

– Resmi-fiilî ayrımı yapanlar kaybeder…

Fakat 5 yıl sonraki ilk evrensel savunmasında “Örgüte karşı yenilmiştim. Çete eğilimi, yapıda o kadar duyarsız, sonuç almaktan uzak bir durum yaratmıştı ki, yenilgi asit gibi içimi eritiyordu. Bir İtalyan gazetesine gayri ihtiyari ‘Artık örgütten istifa ediyorum’ diyecek noktaya gelmiştim...” diye not düşecekti.
***
İnsanlık tarihimizin son 2 binyıllık kesitine düşen –ve istisnası olmayan– bir olgusal hakikat ile hemhâlız: Çağların bütün devasa devrimleri, önce kendi evlatlarını öğütmeye başlamışsonra da devrim örgütü bizzat kendi liderini öldürmüştür. Sezar’dan Spartaküs’e; Musa’dan Muhammed’e, Lenin’den Mao’ya, Giuseppe Mazzini’den Mustafa Kemal’e vesaire... Bu makus talihin ilk sırasında şimdi Abdullah Öcalan var: Öldürtülmemeli!

PKK ve Öcalan liderliğini çalışan –saha araştırmasını örgütün parti merkez okulunda yapan– mastır tezim, 29 yıl sonra Türkçeye çevrildi, bu ay sonunda piyasada olacak. Tezin Türkçe baskıya önsözünü ‘Öcalan Önderliği Öldürülüyor. Öldürtülmemeli!’ başlığı altına aldım.

2019 haziranında İstanbul seçimlerinin tekrarı fırsatından kendisine ulaştığımda, Öcalan’ın elyazması mesajına cevap vermeyen “milletvekili” avukat, Barış İçin Bir Adım “eyleminde” şelfi çekip paylaşır. Telefona cevap verdirtmeyen sorumlu avukat ise, şimdi İmralı heyeti sorumlusudur. Bu sorumlunun huzurunda “Aslında ’müvekkilimiz, Ali Kemal Özcan’ın telefonuna niye cevap vermediniz’ dedi” diyen avukat Rezan’ın sesi-izi pek yok…

Fakat: resmiyetçiler bu kez kaybedecek…Zira fiilî Apocu Ruh,sıfırdan başlangıçlar yapma yetisine sahip bir ruhsal-zihinsel-örgütsel formasyondur. Ve bu Ruh, nerede ne zaman nasıl kendini hayata verir bilinmez. Bu Ruh’u başka bir Yer’de veya başka bir Gök’te kimse aramasın. O ‘heryerde’dir. Hareketin bir kadın militanına gazeteci 1994’te sorar: “Apocu Ruh’u en kısaca nasıl tanımlarsınız?”
Militanın aklına “Kürt Özgürlük Hareketi” veya “Kürt Ulusal Kurtuluş Mücadelesi” gibi ifadeler gelmez. İki kelimelik sarih bir cümle kurar: “İnsanlaşma Hareketi.”

Mastır tezimi temel alan çalışmam, YENİDEN İNSANLAŞMA adıyla Türkçeye çevrildi. 1999’da temelini attığımız “bitmeyen Ev” inşaatına Yeniden İnsanlaşma Akademisi adını verdik.

Apocu Ruh; nerede ne zaman ve nasıl “sıfırdan” başlar, bilinmez?

Aksi takdirde herkes her şeyi birlikte kaybeder: Uygarlığın istisnası olmayan makus tekerrürüne, bir halka daha eklenmiş olacaktır.