ANALİZ - Mehmet Rumet SOYLU

Çünkü, meydanları dolduranların bir çoğu hatırlamasa bile, bir ateş etrafında halaya durmanın, zafer işareti ile buluşmuş Kürtçe bir ezgi ile Newroz’u kutlamanın ne kadar zor ve ölümcül olduğunu tarih de yazar, hala hatırlayanlar da var.
Bakmayın ‘resmi bayram’ olarak kutlanmasına. İçinde 21 Mart Newroz olduğu için, neredeyse tüm Mart ayı, bir bütün ablukaya alınırdı. Dört kişi yan yana yürüse bu ay içinde, beşincisi mutlaka kimlik sorar ve dağılmalarını ‘emrederdi’.
Dağılanlar dağıldı, dağılmayanlar bu gün kısmen de olsa ‘özgürce’ kutlayabilmenin kapısını araladılar.
Yıllar yılıdır sorulan ama çoğu zaman verilen cevağları kabul etmeyip görmezden gelinen o meşhur soru yeniden gündeme geldi: Kürtler ne istiyor?
Aslında bu sorunun cevabı Newroz alanlarında açıkça verildi. Veriliyor hala.
Talepler ne gizliydi ne de anlaşılmaz.
Talepler ne ne yıkıcıydı ne de karşılanmazdı.
Eşit yurttaşlık, kimliğin tanınması, dilin özgürce yaşatılması, yerel demokrasinin güçlendirilmesi ve en temelde onurlu bir yaşam…
Bunlar, herhangi bir halkın talep edebileceği en doğal haklardan başka bir şey değil.
Medeni ülkelerde tartışılması bile zul kabul edilen en makul talepler.
Üstelik, yaklaşık 1 yıldır devam eden ‘sürecin’ gereği olarak Kürt tarafı silahlarını yakmış ve örgütünü feshetmiş.
Sokaktaki bir çocuğun bile soracağı en makul soru; ‘Başka ne yapalım?'
Evet Kürtler başka ne yapsın?

Bu yılın Newroz’unda öne çıkan bir diğer önemli vurgu da Kürtlerin kendi içindeki birlik meselesiydi. Farklı siyasi görüşler, farklı toplumsal dinamikler ve hatta zaman zaman birbirine mesafeli duran yapılar arasında bir ittifak ihtiyacının altı çizildi. Çünkü tarih defalarca gösterdi ki; parçalı duruşlar, en çok da hak arayışını zayıflatır.
Ve zayıflayan hak arayışı, bu arayış içinde olan insan ve coğrafyalar hep ‘kan ve kin’ ekip durdu.
Bu nedenle verilen mesaj netti: Farklılıklar korunarak, ortak hedeflerde buluşan bir birliktelik artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Bu noktada ‘dostluk’ kavramı da yeniden tanımlandı. Newroz alanlarında sadece Kürtler değil, farklı halklardan, inançlardan ve kimliklerden insanlar da vardı. Bu durum, meselenin sadece bir etnik kimlik meselesi olmadığını, aynı zamanda demokrasi, özgürlük ve adalet talebinin ortak bir zeminde buluştuğunu gösterdi. Kürtlerin dostlarıyla kurduğu bu bağ, aslında Türkiye’nin geleceğine dair de bir ipucu sunuyor: Birlikte yaşamanın yolu, birbirini yok saymaktan değil, birbirini tanımaktan geçiyor.
Sevinci de kederi de tanımlayarak yaşamak en uygun olanıdır.
Sorunlar tanımlanarak çözüme gidilebilir. Aynı şekilde sevinçler de tanımlanarak çoğalabilir.
Öte yandan, bu kadar emekle, bedelle ve mücadeleyle yaratılan bir değerin korunması gerektiği de güçlü şekilde ifade edildi Diyarbakır Newroz meydanında.
Newroz artık sadece bir takvim günü değil bir hafıza, bir direniş ve bir kimlik sembolü. Bu nedenle kimsenin bu değere saygısızlık yapma hakkı yok. Ne siyasi hesaplarla içinin boşaltılması ne de yüzeysel tartışmalarla anlamının gölgelenmesi kabul edilebilir. Çünkü bazı değerler, günlük politikanın ötesinde bir anlam taşır.
Ve bence Kürtler’in en çok da duymak istedikleri cümle şu oldu mealen; ‘Kimse kişisel ikbal düşüncesiyle, bu günleri yaratanlara saygısızlık yapmasın’.
Sanırım en çok alkış alan başlıkların başında bu ifade geldi. Bu da çok önemli ve güçlü talp olarak kayıtlara geçmiş olsun.
Sonuç olarak, bu yılki Newroz Topluma üç temel şeyi hatırlattı: Talepler net, birlik ihtiyacı acil ve kazanılan değerler korunmaya muhtaç. Bu mesajları doğru okumak, sadece Kürtler için değil, bu ülkede birlikte yaşamak isteyen herkes için bir sorumluluktur. Çünkü görmezden gelinen her gerçek, bir süre sonra daha büyük bir sorun olarak karşımıza çıkar. Ama anlaşılan ve karşılık bulan her talep, ortak geleceğin sağlam bir zemine oturmasını sağlar.
Yazının içinden ‘Kürtler’in ne istediklerine dair’ soruya cevap almamış olmak, bence bir art niyetten başka bir şey değildir.




